Ürün kim?
Matine suare önümüze konan "gerçeklik" menüsünden ne çıkarsa afiyetle tıkınıyor, bize çizilen yollarda tıpış tıpış yürüyoruz.
Ama sorsan bütün çağların en özgür insanları biziz!
Halbuki gündüz gözüyle aklımızı alıyorlar!.. O kadar ki "bedava" sandığımız o dijital medyada asıl satılan ürün biziz, haberimiz yok.
Güya "özgürüz" fakat neye kızıp neye güleceğimizi bile dijital feodaller kodlamış.
O çok "orijinal" sandığımız zevklerimizi de bir güzel paketleyip reklam verene satıyor, milyarları cebe indiriyorlar.
Biz ne mi yapıyoruz?
Ahmaklığımıza doymuyoruz, ne yapacağız.
Hem de boynumuzdaki bu seri üretim tasmayı "özgürlük madalyası" sanıp kurum kurum kurulacak kadar!
***
Dijital feodaller, gazetecilerimizin binbir emekle ürettiği haberi, videoyu, arşivi tek kuruş ödemeden yağmalıyorlar.
Yani, ülke basınının verisiyle bizzat ülke basınını yok ediyorlar.
En korkuncu da alışkanlıklarımızı sinsi sinsi dönüştürmeleri. Ki kimse bir daha dönüp "ülke basınına" bakmasın.
Tüm dünyayı tek bir merkezden, tek bir algoritmik beyinle yönetecekler. Maalesef kaçınılmaz olarak iş oraya gidiyor.
Böylesi kuşatılmışlık içinde hiçbir ülke gerçek "bağımsızlıktan" söz edemez.
***
Bu ilençli sistem tüm hücrelerimize yerleşmeden uyanmak zorundayız.
Uyanmak da yetmez...
Hangi haberi tüketeceğimizi dijital egemenlerin belirlediği devasa bir "yankı odasına" hapsedilmek istemiyorsak behemehal bir çare bulmalıyız.
Yoksa...O çok sevdiğimiz sanal özgürlüğün içinde, dünyada olup biteni sadece o küresel feodallerin bize göstermek istediği pencereden izleyen, yani tek merkezden yönetilen mankurtlara dönüşmekten kurtulamayız.


