1. YAZARLAR

  2. Nasuhi Güngör

  3. Türkiye, Suriye ve Lübnan
Nasuhi Güngör

Nasuhi Güngör

Türkiye, Suriye ve Lübnan

A+A-

ABD Başkanı Trump’ın son açıklaması “Pakistan’ın talebi üzerine, İran anlaşmaya yönelik önerisini sunana kadar ateşlemesi uzatma kararı aldığı” yönünde. Trump’ın “İran liderliği içinde bir bölünme olduğu” iddiası ise üzerinde ayrıca konuşulması gereken bir konu.

Süresi belirsiz bir ateşkes ilanı, savaşın geleceğine dair ne söylüyor? Her şeyden önce kamuoyuna verilen mesajların aksine tarafların savaşa devam etme konusundaki isteksizliğini gösterir.

İkincisi, müzakere ve arka kapı diplomasisinin daha geniş bir alanda devam ettiğine işaret eder. İran tarafı müzakerelerin ikinci turuna katılmayacağını açıklarken, Trump’ın ateşkes ilanı sadece tek taraflı bir yaklaşım olamaz. Beyanlara değil, arka plana bakmak daha doğru.

ABD VE MÜTTEFİKLERİ

İran, savaş uzadıkça Trump’ın elinin sıkıştığını, yaklaşan seçim öncesinde kendi kamuoyunda itibar kaybettiğini ve elbette küresel ölçekte yaşadığı “müttefik kırılması”nı görüyor.

Bu durum Körfez hattından Avrupa’ya kadar geniş bir alanda ele alınabilir. Elbette Japonya ve Avustralya gibi müttefikler de bu parantezde yer alıyor.

Savaşın ilk günlerinden itibaren İran tarafından hedef alınan Körfez ülkeleri, dolara endeksli rakamlar üzerinden bakıldığında, kişi başına geliri çok yüksek, konforlu ve güvenli ülkeler olarak kabul ediliyordu. Bunun ne denli kırılgan olduğunu savaşla birlikte görmeye başladık.

Üstelik bu ülkelerin sorunu, sadece kendilerini savunma ve askeri açıdan yaşadıkları zaaflar değil. ABD’nin ve küresel sistemin eşsiz hoşgörüsüne mazhar olan monarşiler, bugün kendi iç dengeleri üzerinden de derin kaygılar yaşıyor.

KÖRFEZDEKİ ARAYIŞLAR

Tekrar ABD ile aynı düzeyde bir güven ilişkisi kurabilirler mi? Bu kesinlikle kolay değil. Ancak birdenbire bu ittifakların çözüleceğini beklemek de gerçekçi olamaz.

Eğer ülkenizdeki ABD üsleri sizi korumak bir yana, saldırıya uğramanıza vesile oluyorsa, bu ilişki en “iyimser” haliyle bile yeniden tanımlanmak zorunda.

Körfez ülkelerinin bir başka konuda daha pozisyonlarını yeniden oluşturması gerekiyor. Savaşın ortaya çıkardığı yakıcı bir gerçek daha var. Bölge ülkeleriyle işbirliği alanları oluşturmadan sahici bir güvenlik konsepti inşa etmenin zorluğu.

Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki ittifak, elbette bunun arka planında Çin’in yumuşak dokunuşları olduğunu unutmadan, önemli bir örnek sayılabilir. Ancak yine savaşta gördüğümüz tablo, bu ittifakın da tek başına Suud’u İran saldırılarından korumadığı.

Bütün bunların ortaya çıkardığı tablo, Körfez hattında derin bir güvensizliğin hakim olduğu.

İRAN VE KÖRFEZ “SOĞUK DENGE”

Bugün ateşkes var. İlerleyen zamanda savaş biterse, yeniden ortaya çıkacak İran’la bu ülkelerin ilişkileri nasıl olacak? Kimse kendisine yapılan saldırıları unutmaz ama yine de Tahran’la Körfezdeki bazı ülkeler arasında “soğuk bir denge” hali oluşabilir.

Haziran 2025 savaşının aksine İran’ın 28 Şubat sonrasında doğrudan Körfezi hedef alması, akabinde ortaya çıkan Hürmüz kilidi, bugüne kadar jeopolitik karşılaşmalar yaşamayan ülkelerin bir anda ne denli çaresiz kaldığını ortaya çıkardı.

Öngörüm, yakın gelecekte Suudi Arabistan başta olmak üzere bu ülkelerin tüm yumurtaları aynı sepete koymaktan kaçınacağı. Nitekim Türkiye’nin de içinde yer aldığı dörtlü ittifak bu yönde önemli bir çaba olarak öne çıkıyor.

Bölge ülkeleri, bölge içinde dostluklar edinmeden küresel aktörlere teslim olmanın faturasını ağır ödedi. Ayrıca ABD dışındaki büyük aktörlerle yeni arayışlara girmeleri de şaşırtıcı olmayacaktır.

TÜRKİYE, SURİYE VE LÜBNAN

Yeri gelmişken Türkiye’nin bu alandaki konumuna ve arayışlarına dair kısa birkaç değerlendirme yapabiliriz.

Öncelikle İran savaşının ardından Körfez hattına dair gösterdiği yakınlıkla Ankara, bu ülkeler açısından “zor zamanlarda güvenli bir liman” olarak görülmeye başlandı. Müzakere masasına giden yolu açan dörtlü ittifak da bu pozisyonun daha geniş açısı olarak ele alınabilir.

İkincisi, Ankara’nın Lübnan’a olan ilgisi. Bu ülkenin İsrail’in ağır saldırılarıyla savaşın ikinci cephesi haline gelmesi, özellikle Suriye’de kurulan yeni denge dahil pek çok alana etkiliyor.

Kesin olan şu. Ankara, Şam’daki dengeyi sadece bir sınır güvenliği meselesi değil, bölgesel barışın anahtarı olarak görüyor. Suriye’nin yanısıra Lübnan’ın da barış içinde olması, böylece Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin merkezinde yer alacağı yeni bir enerji hattının oluşmasına kapı açacak.

Burada İsrail’in kışkırtıcı hamleleri var ve daha fazlasını da yapmak isteyecektir.

Ancak Ankara-Şam hattının bu tuzaklardan uzak kalma konusunda son derece dikkatli ve kararlı olduğunu da ifade edelim.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar