Mucizevi barış beklentisi…
Yazının sonunu baştan söylemekte yarar var: Adil barış diye bir şey olmaz, tarihte hiçbir barış antlaşması yenilenin, mazlumun beklentilerini, çıkarlarını korumaz. Ayrıca hiçbir barış antlaşması da bütün savaşları bitirmez. Savaşa sadece ara verilir ama her zaman hazır beklenir. Zayıf düşmemeye, potansiyel saldırganı caydırmaya çalışılır. Bazen ittifaklar, bazen normlar sizi korusa bile devletler sistemi oldum olası kimsenin kimseye güvenemeyeceği bir zeminidir
Bu nedenle de Trump’ın ya da bir başkasının 20 maddelik Gazze planını veya 28 maddelik Ukrayna yol haritasını adaleti, hakkaniyeti üstünden tartışmak tarafları açısından doğru olmakla birlikte analizcileri için lükstür. Evet, 1938 Münih Uzlaşması pek çoklarına göre İkinci dDnya Savaşına yol açmıştır fakat Ukrayna’da uzlaşma olmaması halinde üçüncü dünya savaşının çıkmayacağının da bir hiçbir garantisi bulunmamaktadır.
Kaldı ki büyük devletler küçüklerin çıkarlarını ne ilk kez ne de son kez Münih’de gözardı etmiş, bölünmesine rıza gösterip aralarında çıkabilecek bir savaşı önlemeye, kendileri açısından zamanın koşulları altında en makul olan çözümü zayıf taraflara dayatmaya çalışmıştır. Türkiye’nin imparatorluk tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Meraklısına 1878 Berlin Kongresi’ne bakmasını öneririm.
Bundan yedi yıl sonraki bir başka Berlin toplantısında ise zamanın büyük devletleri aralarında Afrika’yı paylaşmıştır. İlk büyük savaşı büyük ölçüde bitiren Versay Antlaşması da farklı bir yol izlememiştir. Benzeri İkinci Dünya Savaşı sırasındaki “müttefik” toplantıları için de geçerlidir, Amerika, Rusya ve İngiltere dünyayı bazen açıktan, bazen mutabakatlarının satır aralarında etki alanlarına bölmüştür.
Birleşmiş Milletler dahi büyüğü küçükten korumak veya mutlak adaleti sağlamak için değil büyükler küçük sorunlar yüzünden birbirleriyle çatışmasın, yeni bir dünya savaşı çıkmasın diye kurulmuştur. Sürdürülen bir savaşın öneminin bir büyük devlet açısından öneminin kalmaması, maliyetinin getirisinden çok olduğunun düşünülmesi sonucunda müttefiklerin terk edildiği de Vietnam’dan Afganistan’a az görülmemiş, az tecrübe edilmemiştir.
Bizim gibi Ukrayna’daki savaşa dışarıdan bakanların, bu savaşın doğurduğu ve doğuracağı sonuçlardan doğrudan etkilenenlerin önceliği bence tarihte emsali olmayan bir mucizeyi beklemektense savaşın bir an önce bitmesine destek vermek olmalıdır. Yatıştırma, Rusya’nın çıkarlarını dikkate alarak bu savaşı bitirme ahlaki ve hatta siyasi açıdan doğru bir tercih olmayabilir. Ancak var olan koşullar altında makul bir seçenektir.
Makul olması Ukrayna’nın ve Avrupa’nın Rusya’nın yayılmacılığından, revizyonizminden çekinen ülkelerinin daha iyi koşullar, daha etkin güvenlik garantileri, başta mali olanlar olmak üzere çıkarlarını korumak için pazarlık etmesine tabii ki engel değildir. Bu pazarlıkta normatif değerlere referans verilmesi, tarihin tek bir yorumunun aktarılması da son derece doğaldır. Fakat bunların hiç biri savaşın uzatılması, Rusya’nın sonunu Ukrayna’da getirmek amacıyla yapılmamalıdır.
Başta İngiltere olmak üzere herkesin görmesi gereken savaşın ilk yılındaki askeri, stratejik zaafiyetler, hatalı varsayımlar giderilmiş, Rusya yavaş da olsa zeminde ilerlemeye, kendine hedef koyduğu bölgeleri ele geçirmeye başlamıştır. Ambargoların etkisi Rusya içinde çok da hissedilmemekte, 2023’deki Vagner ayaklanmasında olduğu gibi Moskova pek düşeceğe benzememektedir.
Bugün Ukrayna çok daha zor durumdadır, bir biri ardına gelen yolsuzluk skandallarıyla rejimin temelleri sarsılmakta, halk kim ve ne için savaştığını sorgulamakta, savaşa rağmen Kiev sokaklarında, meydanlarında rejim karşıtı gösteriler düzenlenmektedir. Savaşın bitmemesi de muhtemelen şu anki iktidarın sona ermesi -100 gün içinde seçimlere gidilse de gidilmese de- anlamına gelecektir. Belki de Ukrayna tamamı Rusya’nın etkisi altına girecektir
Ve unutmayalım ki savaşın bitmesi ambargoların, bizim gibi üçüncül ülkeleri etkileyen yaptırımların kalkmasına yol açacaktır. Savaşın sürmesiyse hiç istemediğimiz bir savaşa sürüklenme riskini, ABD ve AB ile olan ilişkilerin gerilme potansiyelini, çatışmanın nükeerleşmesi halinde milyonlarca insanımızın kanserden ölmesine neden olacak bir radyoaktif kirlilik olasılığını içinde barındıracaktır…


