Kurumsal Sünniliğin Rehberi Muaviye – 2 (Beni Ümeyye’nin Karşı-Devrimi)
Müslüman dünyanın sosyo-politik, ahlaki ve kelami/felsefi krizi üzerinde çalışırken, üç cilt tasarladığım çalışmanın gelip dayandığı başat konulardan biri Muaviye’nin İslami pratiği meşru mecrasından çıkarıp bambaşka bir mecraya taşıması olgusu oldu. Bu bilinen ve sıkça tekrarlanan bir olgu ise de yaşadığımız krizin sebebi olması gerçeğinin kurumsal Sünnilik tarafından hasır altı edilmesinden dolayı gündem olmamakta, dolayısıyla krizimizin kaynakları boşluğa düşmektedir.
Muaviye’nin sisteme müdahalesinin yol açtığı üç derin tahribattan söz etmek mümkün:
1. Gerek Tarihsel gerekse Reel Müslümanlık üç ana baskıcı/otoriter yönetimleri aşamıyorsa, bunun sebebi Emevi sapkınlığını kelam ve fıkıh usulünü suistimal ederek cürmü tolere edip içselleştirmesi olgusudur. Mevcut durumda halkı Müslüman ülkelerde yönetimler ya monarşik ya diktatörlük veya en hafifiyle otokratiktirler. Muaviye, karar süreçleri ve karar mekanizmaları üzerinde sosyo-politik katılım ve denetim demek olan Şura/İstişareye dayalı yönetimi, Bizans siyaset biçimini referans alarak Bizans monarşisine dönüştürdü. Bunlar herkesin öteden beri bildiği şeyler; 19. yüzyılın ikinci yarısından bu yana İslami siyasi akımların neredeyse tamamı bunu dillendirmişlerdir. Şura/İstişare ihtiyari bir tercih değil, amir bir hükümdür, bu temel ilkeye dayalı olmayan yönetim meşruiyetini kaybeder.
2. Muaviye, takip ettiği siyaset biçiminde para, baskı, yalan /entrika demek olan “zer-o zor-o tezviri” esas aldığından, sosyal hayatın en etkin ve belirleyici faktörü hükmünde olan bu pragmatik siyaset ahlak üretmeyen bir dindarlık oluşturmuştur. İdeal politik nihai amaç seçilirken belli bir rasyonaliteyi zorunlu kılar, bu işlemde reel politik zorunludur ve meşrudur. Ancak ahlaki amacından koparılmış reel politik salt başarıyı gözettiğinden oportünizmdir. Bugün de haklı şikayetlere konu olan ahlaktan yoksun dindarlığın belirleyici faktörlerinden biri budur.
3. Yine Kur’an’ın apaçık emrine, Hz. Peygamber (s.a.)’in sıkı uyarılarına ve ilk dönem halifelerin tatbikatlarına rağmen kavim asabiyeti ve mezhep taassubu dolayısıyla Müslümanlar bir birlik (Vahdet/İttihad-ı İslam) sağlayamıyorlarsa, bunun da bir sebebi, Muaviye ve Emevîlerin, mevali kurumunu bugünkü manada siyasi birlikler arasında bir tür stratejik ittifaktan çıkarıp, Arap olmayanları ikinci sınıf kategoriye indirgemeleri ve Ehl-i Beyt’e olan husumet ve zulümleridir ki, oğlu Yezid tarafından Hz. Hüseyin ve yakınlarının Kerbela’da feci bir şekilde şehit edilmeleri sonradan teşekkül edecek olan iki ana mezhep mensubu arasında derin kin ve nefret tohumlarının ekilmesine, sönmemek ve söndürülmemek üzere mezhepçi fitne ateşinin yakılmasına yol açmıştır.
Belli bir tarih felsefesi ve tarihi belli ilkeler ışığında kritik ederken Sünni veya Şii tarafgirliğinden uzak durmak önemlidir; tarafgirlik yargılarda haksızlığı tolere ettiğinden tarihi olayları kritik etme iddiasında olan kişiyi Sünnici veya Şiici yapar.
Benim yaptığım okumaya göre, kritik konusu olan Sünnilik veya Sünni şemsiye altında toplanan dört fıkıh mezhebi (Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli) ve iki kelami ekol (Eş’ari ve Maturidi) değil, “kurumsal Sünniliktir, bu yüzden kritiği “Kurumsal Sünniliğin rehberi” başlığı altında ele aldım. Kesin olan şu ki, Muaviye bin Ebu Süfyan, ister fıkhi ister kelami olsun, kurucu imamların Sünniliğine, daha açık ifadesiyle Ehl-i Sünnet ve’l Cemaate ait bir figür değil, kurucu imamların vefatından sonra, Abbasilerin orta zamanlarında siyasi iktidarlar (sultanlar) tarafından kurumsallaştırılmış Sünniliğe, Sünniliğin tahrifata uğratılmış formuna ait bir figür ve politik bir rehberdir. Çünkü ileride göstermeye çalışacağım gibi Sünni dört mezhebin kurucuları fıkıhta Ca’feri fıkhından yer yer farklı içtihatlar yapıp ekollerini kurmuşlarsa da, siyasi mezhepleri Şiat-u Ali’dir, yani Ehl-i Beyt ve Ali taraftarlığıdır. Bu konuda Sünnilik ile Zeydilik arasında tam bir örtüşme söz konusudur.
Son zamanlarda birçok akademisyen, yazar, fikir adamı, olup biten her sorundan, tarihsel hatalardan, bugünkü krizden Sünniliği sorumlu tutmaktadırlar. Gerçekten bu Sünniliğe karşı yapılan büyük bir haksızlık olduğu kadar, tarihsel gerçeklere de aykırıdır.
Şu halde öncelikle “kurumsal Sünnilik” ile kurucu imamlara referans verebileceğimiz Sünniliği birbirinden ayırmak lazım. Kurumsal Sünnilik resmi/muharref İslam, kurucu imamların Sünniliği sivil ve muhalif/mubariz İslam’dır.
Muaviye ile İslam öncesine dayanan Beni Ümeyye-Haşimi rekabeti, kabileler arası bir rekabetten çıkıp İslam dininde ve Müslümanların din algılarında yaptığı büyük tahribat ve tahrifat dolayısıyla tam bir karşı devrimdir.
Şimdi “İddia müddeiye aittir” fehvasınca söz konusu iddiayı/tezi bir bir temellendirmeye sıra gelmiştir.


