1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. "iktidarı cesarete davet ediyoruz"
"iktidarı cesarete davet ediyoruz"

"iktidarı cesarete davet ediyoruz"

"Sadece Sayın Bahçeli'nin Öcalan Umut'a, Ahmetler makama, Demirtaşlar yuvasına çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, şu anda bambaşka bir aşamada olurduk"

A+A-

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Newroz kutlamalarındaki kitleselliğe ve verilen mesajlara dikkat çeken Hatimoğulları, çözüm süreci tartışmalarına ilişkin iktidara ve parlamentoya somut adım çağrısında bulundu.

"Newroz ateşi özgürlük umuduyla yakıldı"

Konuşmasına geçtiğimiz hafta gerçekleşen Newroz kutlamalarına değinerek başlayan Hatimoğulları, katılım sağlayan tüm kesimlere teşekkür ederek şu ifadeleri kullandı:

Geçtiğimiz hafta Amed'de, İstanbul’da, İzmir’de, Van’da yani Türkiye’nin, Orta Doğu’nun, Kürdistan’ın dört bir tarafında halklarımız Newroz ateşini yaktı. Newroz ateşi demokrasi, özgürlük ve barış umuduyla yakıldı. Ve 2026 yılı Newroz’u, geçmiş bütün Newroz’ları daha fazla katlayarak milyonların katılımıyla, gençlerin ve kadınların coşkusuyla şimdiden hafızalara kazındı. Newrozların yapılmasında emeği geçen bütün arkadaşlarımıza, sazıyla, sözüyle, sesiyle destek olan, katkı sunan bütün sanatçılara, yediden yetmişe alanlarda, meydanlarda Newroz ateşinin harlanmasına katkı veren bütün halklarımıza huzurlarınızda DEM Parti olarak teşekkürlerimizi sunmak istiyorum.

Türkiye’nin dört bir yanından gelen desteğe vurgu yapan Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

Türkiye’nin batı kentlerinde her Newroz alanına kefileriyle, pankartlarıyla, sloganlarıyla gelerek güç katan Türkiye sosyalist ve devrimci hareketine, demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum örgütlerine, gençlere, feministlere, bütün kadınlara, ekolojistlere, LGBTİ+’lara huzurunuzda teşekkürlerimizi ve şükranlarımızı sunuyorum. Ve değerli arkadaşlar, İstanbul İl Örgütü aramızda. Ben de İstanbul Newroz’undaydım. Gerçekten İstanbul bu sene çığır açtı. Ben de İstanbul’un tüm gün emeğini geçen İstanbul İl Örgütümüze, ilçe örgütlerimize ve İstanbul’un göbeğinde milyonları aşan katılım sağlayan bütün İstanbullu halklarımıza buradan şükranlarımızı iletmek istiyorum.

Kutlamaların coğrafi genişliğine ve mücadelenin sürekliliğine işaret eden Hatimoğulları, şunları kaydetti:

Newroz'un siyasi anlamını "kurucu bir ruh" olarak tanımlayan Hatimoğulları, meydanlardan yükselen mesajları şöyle özetledi:

2026 yılı Newroz’u ruhuyla ve sözüyle kurucu bir Newroz oldu. İsyandan inşaya geçişin somutlaştığı bir eşik oldu. Bu Newroz, 27 Şubat asrın çağrısının milyonlar tarafından sahiplenildiği, tarihe tanıklık eden bir Newroz oldu. Bu Newroz’la milyonlar demokratik, adil, eşit bir düzenin kurucuları olduklarını gösterdiler. Ve 2026 yılı Newroz’u büyük bir coşkuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan dile getirdiği 5 önemli mesaj verdi. Yüzlerce Newroz meydanında milyonlarca insan, Sayın Öcalan’ın adı her geçtiğinde tek ses oldu, tek yürek oldu. Bu, Sayın Öcalan’ın özgürlük mesajıydı.

İmralı ve barış talebi konusundaki kararlılıklarını dile getiren Hatimoğulları, taleplerini şu cümlelerle yineledi:

Bizler de buradan değerli halklarımızın bu mesajını parlamentodan da bir kez daha tekrarlıyoruz. Ve Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü bu halk istiyor, bizler istiyoruz. Özgür çalışabileceği koşullar mutlaka ama mutlaka sağlanmalıdır. İkinci mesajı Newroz meydanlarına katılan çocuklardan kadınlara, Alevilerden Hristiyanlara, Türklerden Kürtlere kadar milyonlarca insanın yüreği barış dedi.

Ortak yaşam iradesinin altını çizen Hatimoğulları, konuşmasına şu şekilde devam etti:

Üçüncüsü, milyonlarca Kürt Newroz’da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıkıyor. Bu irade jeopolitik bir ayrışmanın değil, ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade Şam’a, Tahran’a, Bağdat’a ve Ankara’ya bir arada, ortak olarak, eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir yaşam çağrısının ta kendisiydi. Bir diğer mesaj: Milyonlar, demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı nettir. Barışla demokrasi el ele büyümelidir.

Dezenformasyona karşı halkın duruşuna değinen Eş Genel Başkan, mesajların arkasında olduklarını belirtti:

Diğer mesaj: Kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelerine, sosyal medyadaki troll gündemlere karşı Newroz meydanları omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemini ve gücünü gösterdi ve aynı zamanda fiilî bir yanıt oldu. DEM Parti olarak milyonların verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız. Milyonlarca insan 'Barış sürecinin öznesiyiz, tarafıyız, yeni bir yaşamın kurucu iradesiyiz' dedi. İktidar ve parlamento bu milyonlara kayıtsız kalamaz, kalmamalı. Biz milyonların iradesine inanıyoruz. Biz milyonların barış umuduna yürekten inanıyoruz. Ve biliyoruz ki bu irade doğru adımlarla buluştuğunda bu topraklarda barış da inşa edilecek, demokrasi de büyüyecek, özgürlükler de kazanılacak.

Kutlamalar sonrası yaşanan gözaltılara ve şiddet olaylarına tepki gösteren Hatimoğulları, işkence iddialarını gündeme taşıdı:

2026 yılı Newroz’unun büyük coşkusuna gölge düşürmek için devreye konan gözaltı ve tutuklama operasyonlarını bir kez daha huzurunuzda kınıyorum. Newroz’da tutuklananlar bir an önce serbest bırakılmalıdır. Ve Newroz’daki kutlamalara katıldığı için gözaltına alınan iki işçi kardeşimiz… Onların sosyal medyada sanırım hepimiz fotoğraflarını gördük. Nasıl yaralandıklarını, nasıl darbedildiklerini, vücutlarındaki izleri hepimiz gördük. Açıkça işkence uygulandı bu işçilere. Ve buradan bizler şunu ifade ediyoruz ki o işkence gören işçi kardeşlerimiz yalnız değildir. Onların hak mücadelesinin sonuna kadar yanında olacağız. Newroz bayramdır, işkence de insanlık suçudur. Bunu herkes böyle bilecek.

"Sözün değil, somut adımların zamanı"

Sürecin geleceğine dair "ikinci aşama" vurgusu yapan Hatimoğulları, çözümün kurumsallaşması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

Barış ve demokratik toplum sürecinde artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir. İkinci aşama dediğimiz şey tam da burada anlam taşıyacak. İkinci aşama, müzakere konularının yerini bağlayıcı, kurucu ve dönüştürücü adımların atıldığı aşama olmalıdır. Sorunun kabul edilmesinin ötesine geçilerek çözümün kurumsallaştırıldığı, hukuksallaştırıldığı ve toplumsallaştırıldığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor.

İttifak güçlerinin çağrısına ve İmralı görüşmesine atıfta bulunan Hatimoğulları, sürece dair detayları paylaştı:

Bakın, dün bu konuda DEM Parti’nin hem bileşen güçleri hem ittifak güçleri önemli bir açıklama yaptılar. Barış ve demokrasi için acil somut adım çağrısı çok önemli bir açıklamaydı hakikaten. Ve bakın, Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısı demokratik çözümün önünü açmış, demokratik siyasetin güçlenmesini, eşit yurttaşlığın tesis edildiği, toplumsal barışın kurumsallaştığı bir düzenin kapılarını açmıştır. Bu çağrı stratejik ve tarihsel bir yönelimdir. Heyetimiz biliyorsunuz 27 Mart’ta İmralı’ya gitti. Sayın Abdullah Öcalan’la birlikte önemli bir toplantı gerçekleştirdi.

İmralı'dan gelen mesajların hayati önemde olduğunu belirten Hatimoğulları, alıntılarla devam etti:

Bu toplantıda Sayın Öcalan’ın yaptığı değerlendirmeler demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyet açısından son derece önemli değerlendirmelerdir. Ve bu değerlendirmelerin ardından, bu toplantının akabinde ben de kamuoyuna hayati bir açıklama yaptım. Bu seferki açıklama sadece kendi görüşleri değildi. Aynı zamanda bu görüşmede Sayın Abdullah Öcalan’ın çok net mesajlarını da içeriyordu. Oradan kısa bir alıntıyı paylaşmak istiyorum sizlerle. Sayın Öcalan şunların altını çizmiş bu son açıklamada: Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır. Artık çözüm, kimliklerin özgürce tanındığı ve toplum temelli demokratik entegrasyonun inşa edildiği bir ortak yaşam modelidir. Demokrasi, cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegâne çözümdür. Cumhuriyete katılım kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır demiştir. Bu perspektif çözümün ve demokrasinin güçlü bir şekilde ufkunu ortaya koymaktadır.

İktidara sorumluluk çağrısı yapan Hatimoğulları, sürecin yavaş ilerlemesini eleştirerek şu uyarılarda bulundu:

Bakın bu çağrının sunduğu perspektifle ve yapılan bu açıklamanın perspektifinde sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe ulaşmasının muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir. Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil, yasama, yürütme ve yargı ortamında olacak bundan sonra. Ve şunu açıkça ifade etmeliyim ki bu sürece toplumsal destek yüzde 90'ları da gördü. Ama somut adımlar atılmadığı zaman bu desteğin gittikçe azalmaya başladığını görüyoruz. Bugün destek ve güven arasındaki makas farkını kapatacak 86 milyon yurttaşımız için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu artık iktidardadır.

Sürecin takvime bağlanması gerektiğini savunan Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. Süreci aceleye getirmeyelim anlamına gelen çoklu mesajlarla karşılaştık geçtiğimiz hafta. Ve esasen bu sürecin yeterince anlaşılmadığını gösterdi bize bu mesajlar. Şu bilinmeli ki basit anlamda hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlam ifade ediyor bu yavaşlık. Sorun siyasi iktidarın net bir irade geliştirilmesinde, bu aşamayı net bir taklime bağlamamasında, yasal düzenlemeler için meclisin hala hala aktif bir çalışmanın içine girmemiş olmasında. Sadece Sayın Bahçeli'nin "Öcalan Umut'a, Ahmetler makama, Demirtaşlar yuvasına" çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, şu anda bambaşka bir aşamada olurduk.

Bölgesel risklere dikkat çeken Hatimoğulları, barışın aciliyetini şu sözlerle vurguladı:

Orta Doğu'daki kanlı gelişmeler, İran Savaşı vesayet olarak bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor bize. Gerçekten çözümcül yaklaşılması gerektiğini söylüyor bize. Cesaretli bir pratik gerektiriyor bu mesajı veriyor bize. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey, İran Savaşı'nın sonuçlarını beklemek değildir. Daha önce de Rojava'yı beklediler. Tam tersi bu savaşın bölgesel etkilerini, yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor.

Hukuki süreçlerdeki tıkanıklıklara ve kayyum uygulamalarına sert tepki gösteren Hatimoğulları, taleplerini netleştirdi:

Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmiyor. Bugün itibariyle kayyum uygulaması süreci zedelemekten başka ne anlam taşıyor? AİHM kararını hayata geçirmeyip hala sevgili Figen Yüksekdağ'ı, Selahattin Demirtaş'ı ve yine aynı şekilde Osman Kavala'yı, Can Atalay'ı hapishanede tutmak ne anlam taşıyor? Artık una ipe un seren tutumlardan ciddi bir biçimde vazgeçilmeli. 86 milyonun geleceğine ve Orta Doğu'nun barışı ve istikrarına katkı sağlayacak adımlar hızla atılmalı. Kürt meselesinin çözülmesinde yapılması gerekenlerle ilgili acabaları bir kenara bırakıp hızlı adım atılmalı.

"Parlamento acilen devreye girmelidir"

Konuşmasının sonunda barışın bölgesel önemini vurgulayan Hatimoğulları, atılması gereken somut adımları bir yol haritası olarak sundu:

Orta Doğu, Orta Doğu'da kasırgalar eserken Türkiye'de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye'nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca bir iç mesele, bir iç politik mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi öneme sahiptir. Türkiye'nin önünü açacak, Orta Doğu'ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Ve acil olarak parlamento acilen devreye girmelidir. Kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan'ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalıdır. AİHM'in ve AYM'nin kararları vakit geçirmeksizin, amasız, fakatsız bir şekilde uygulanmalı. Hasta ve yaşlı mahpusların toplumun vicdanının ne kadar yaraladığını hepimiz biliyoruz. Bir an önce onlar serbest bırakılmalı. Kayyımlar tarihe gömülmeli. Seçilmişler Türkiye'nin her yanında görevlerini yargı sopası olmadan özgürce yapabilmeli. Yasal alanın genişletilmesi ve ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır.

Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler acilen sağlanmalıdır. Reçete budur. Reçete bellidir. Ve bunun yolu da açıktır, iktidarı cesarete davet ediyoruz. Biz demokratik çözüm için elimizi değil sadece bütün bedenimizi taşın altına koymaya hazırız. Yeter ki bu topraklar onurlu barışla buluşsun. Yeter ki Kürt halkı özgürlüğüne, ana diline kavuşsun. Yeter ki halklarımız özgür olsun. Yeter ki Türkiye demokratik olsun. 

"Kürtleri ve Kürdistan’ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor"

İran'a yönelik saldırının 32. günündeyiz. Her geçen gün bu savaşın sınırları genişliyor ne yazık ki. Cepheler çoğalıyor. Körfez ülkeleri Irak ve Lübnan derken bu ateş bütün bölgeyi sardı. Bölgesel savaşa dönüşmek üzere bu süreç. Yine Federe Kürdistan Bölgesinde Sayın Mesut Barzani'nin ofisi beş kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani'nin konutu bombalanmış. Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin yarattığı tahribatlar değil. Bu, Kürtleri ve Kürdistan Bölgesel Yönetimini savaşın içine çekme politikasıdır. Kürtleri ve Kürdistan'ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Ortadoğu zaten bir ateş çemberinde. Bu çemberi daha da büyütmek bölgeyi tamamen yakıp yıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kürdistan Bölgesel Yönetimine gerçekleştirilen saldırıları, burada bütün Türkiye ve dünya halklarının huzurunda bir kez daha kınıyoruz. Federe Kürdistan halkı yalnız değildir. Sonuna kadar bizler de onlarla beraber olmaya devam edeceğiz.

"Savaşın faturası şimdiden soframıza, iğneden ipliğe kadar her şeye yansımış durumda"

Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar yeryüzü Üçüncü Dünya Savaşının estirdiği kasırgayla alabora oluyor. Çanlar nükleer için çalıyor. Durum çok tehlikeli. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın bedelini bütün dünya ödüyor. Ekonomik ve jeopolitik krizler, enerji krizleri ve insani krizler yaşamı felç edecek düzeyde derinleşiyor. Petrol fiyatları dizginlenemiyor. Bugüne kadar Merkez Bankasının rezervlerinden 40 milyar dolar ve 50 ton altın eridi. Bu savaşın piyasaya, bireysel bütçelere etkisi ise hesaplanamayacak kadar büyük. Bu ekonomik tablo uzun yıllardır işsizlikle, yoksullukla, hayat pahalılığıyla mücadele eden Türkiye'yi muazzam bir derecede tehdit ediyor. Savaşın faturası daha şimdiden zaten pahalı olan yakıta, soframıza, iğneden ipliğe kadar her şeye yansımış durumda. Zamlar işçinin, emekçinin, yoksulun, siz değerli yurttaşlarımızın boğazından kesiyor. AKP iktidarı, “Ne yapalım, bunlar savaşın etkisi” deyip ülkenin yöneteni değil de misafiriymiş gibi davranmaya kalkıyor. Sakın ha yapmayın. AKP iktidarına buradan soruyorum: Bu risklerden hareketle, savaşın milyonlarca insana olumsuz etkilerinin önüne geçmek için hangi önlemler alınıyor? İktidar bunu açıklamalı, muhalefetin önerilerini dikkate almalı, DEM Parti olarak “Acil Önlem Planı” şeklinde sunduğumuz önerileri görmeli. 

"Temel gıda ürünlerindeki vergileri kaldırın"

Acilen hayata geçirilebilecek çok somut birkaç önerimizi buradan paylaşmak istiyorum: Yakıt fiyatının genel yükünü hafifletmek için yakıt vergisini, KDV'yi ve ÖTV'yi acilen kaldırın. Temel gıda ürünlerindeki vergileri kaldırın. Sosyal denge kapsamında her haneye asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz olarak sağlanmalı. Çiftçinin gübre, ilaç, yem, tohum ve veterinerlik gibi tarımsal girdileri sübvanse edilmeli, üretim maliyetleri düşürülmeli. 500.000 liraya kadar olan çiftçi borçları derhal silinmeli. Bu yalnızca çiftçiye bir iyilik değildir; aynı zamanda 86 milyon yurttaşın daha ucuz patatese, domatese, soğana, bibere, patlıcana ulaşabilmesi için de bunun yapılması gerekiyor. Bakın, dün döndüm Almanya'dan. Türkiye'de domatesi biz üretiyoruz değil mi? Verimli toprakları var bu ülkenin değil mi? Ama Almanya'daki domates Türkiye'den daha ucuz. Onlar Euro kazanıyor, Türkiye'de bizlerin aldığı ücret TL bazında ve eriyor. İşte böyle bir haksızlık, böyle bir adaletsizlik, böyle bir açlık söz konusu. Yakıt tüketimini düşüren önlemler alınmalı. Ekolojik yaşamı esas alan alternatif enerji kanallarının geliştirilmesi için kamu ciddi bir aktör olarak devreye girmeli. Enerji tedarik kaynakları güçlendirilmeli. Enflasyonla mücadele politikalarına öncelik tanınmalı ve radikal kararlar alınmalı bu konuda. 

"Toplumun mutsuzluğu üzerinden hiçbir iktidar saadet kuramaz"


Yakın zamanda Türkiye'de bir araştırma yapılmış. Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu 2025'te yayınlandı. Bu rapora göre geçim sıkıntısı, gelir eşitsizliği, işsizlik toplumun ruh sağlığını tamamen bozmuş durumda. 144 ülke arasında negatif duygular açısından en stresli beşinci ülkeyiz. En stresli beşinci ülke. Öfkede 29’uncu, üzüntüde 41’inci, endişede 62’nci sırada yer alıyoruz. Açlık, yoksulluk, barınamama, geçinememe ve üstüne üstlük de baskılar, özgürlüklerin kısıtlanması toplumu patlama noktasına getirmiş durumda. Toplum gerçekten mutsuz. Bu iktidarın umurunda değil biliyorum. Ama bu iktidar da şunu bilmeli ki toplumun mutsuzluğu üzerinden hiçbir iktidar saadet kuramaz. Hamasetle söz üretmeyi bırakın. Mehter Marşı eşliğinde propaganda yapmayı da bırakın. Bütün bunların bir karşılığı yoktur. Ciddi olun, ajitasyon çekmeyin. İşçinin, emekçinin, yoksulun açlığını ajitasyonla bastıramazsınız. Yoksul, işçi, emekçi, emekli, çiftçi, küçük esnaf, ekmeğe aç; ajitasyonunuza gayet de tok. Yurttaşın açlığını ve yoksulluğunu giderecek politikaları üretmede artık gecikmemeliyiz. Ve buradan bütün işçi, emekçi, yoksul kardeşlerime sesleniyorum: DEM Parti her zaman yaşam ve hak mücadelesinin yanındadır, sizlerin yanındadır. DEM sizin partinizdir. Alanlarda, meydanlarda sizlerin mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz. Bu ortak mücadelede bizler beraberiz. Ekmek kavgası onurlu bir kavgadır. Bu onurlu kavgada sonuna kadar biriz, beraberiz. Mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız.

Direnen Karakaya köylülerinin yanındayız

Aramızda Çorumlu kardeşlerimiz var. Ben kendilerine bir kez daha hoş geldiniz diyorum. Çorum’un Sungurlu ilçesine bağlı Karakaya köylüleri burada. Köy büyük bir tehlike altında. Köy çok büyük bir tehlike altında. Çelikler Holding tarafından köylerine 50 metre mesafede büyük bir taş ocağı açılacak. Yılda 3,5 milyon ton taş dinamit patlatılarak çıkarılacak. Projeye onay verilmiş. Köylüler şirketin köylerine girmesini engellemek için nöbete başladı. Türkiye'de şimdiye kadar hiçbir maden projesi bir yaşam alanına bu kadar yakın olmadı. Cüretlerini artırdılar. Bu, sömürge madenciliğinin ülkede geldiği durumun trajik bir yansımasıdır. Taşocağı projesi derhal iptal edilmelidir. Direnen Karakaya köylülerinin yanındayız. Direnişinizi selamlıyoruz. Nöbetinizle birlikte başarıya ulaşacağınıza da inanıyoruz. Lütfen şunu unutmayın; başaranlar, sizin gibi direnişlerini uzunca sürdürünce başardılar. Başarılar diliyorum. Sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz.

"Bu yolu sizlerle yürümenin onuru bizlere güç veriyor, yolumuz açık olsun"

Evet, değerli Türkiye halkları; İran'daki savaştan insani krizlere, ekolojik krizlere, açlıktan hukuksuzluklara kadar zifiri karanlık bir dönemden geçiyoruz. Bizler her türlü karanlık tablo ve baskıya karşı yarının bugünden daha iyi olması için mücadele ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. Ne olursa olsun enseyi karartmadık, karartmayacağız. Başımızı eğmedik, eğmeyeceğiz. Önümüz 1 Mayıs. 8 Mart'ın ve Newroz'un ruhuyla bir hazırlıkla 1 Mayıs’ı karşılayacağız. Tarihsel olarak onurlu mücadelemizin önemli bir mevzisi olan 1 Mayıs'ta işçilerle, emekçilerle, emeklilerle, doğa ve insan hakları savunucularıyla, LGBTİ+’larla, kadınlarla, gençlerle, engellilerle; Türkiye'de bütün ezilen ve sömürülenlerle birlikte olacağız. Mesajlarımızı ve mücadelemizin güçlü bir halkasını daha mücadele zincirimize ekleyeceğiz. Yolumuz engebeli, yolumuz meşakkatli, farkındayız. Ama bir o kadar umutlu, bir o kadar inançlı, bir o kadar onurlu ve coşkuluyuz. Bu yolu sizlerle yürümenin onuru bizlere çok ama çok büyük bir güç veriyor. Yolumuz açık olsun, Hızır yar ve yardımcımız olsun. 

"İmralı'da bir konut yapıldı: Öcalan bu konutta Türkiye'deki pek çok kesimle görüşmek istiyor"

DEM Parti Grup Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Hatimoğulları, en dikkat çeken değerlendirmesini İmralı’daki yeni konut tartışması üzerinden yaptı. Hatimoğulları, Öcalan’ın henüz bu konuta taşınmadığını belirtirken, esas başlığın müzakere zemininin resmileştirilmesi olduğunu vurguladı.

Hatimoğulları şu bilgileri verdi:

Evet İmralı'da bir konut yapıldığı bilgisi var. Ve bu konuta henüz Sayın Öcalan taşınmış değil. Fakat bu konutla ilgili, yani bir konuttan bir konuta taşınmak mıdır mesele? Buradaki esas meselenin altını şöyle net olarak çizmek gerekiyor: Buradaki mesele bu statünün, görüşmeci statüsünün ve başmüzakereci statüsünün tanımlanması. Sayın Öcalan bu müzakereleri yürütüyor. Bu herkesin malumu. Bu müzakerelerin yürütüldüğünün bir resmi forma kavuşması, bir hukuki forma kavuşması aslolan. Birincisi bu. İkincisi ise Sayın Öcalan Türkiye'deki bütün aydın, yazar, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, bilim insanı birçok kesimle görüşmek istiyor. Dolayısıyla bu görüşmelerin sağlanabilmesi, bu diyalog yolunun açılabilmesi ve bunun hem siyasi hem teknik olarak kolaylığının sağlanması önemli bir aşama. Bizim de tam da hani ‘statü tanımlanmalı’ derken kastettiğimiz bu iki ana şeydir diye özetleyebilirim.

İndyturk

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.