İşgal rejimi çok yönlü savaş yürütüyor
Siyonist işgal rejimi bir yandan İran’a yönelik saldırılarını, arkasındaki emperyalist güç ABD ile birlikte sürdürürken, dünya kamuoyunun dikkatlerinin buraya odaklanmasını da bir fırsata dönüştürmek suretiyle Filistin ve Lübnan cephesinde savaşını, şiddet uygulamalarını, tehditlerini ve baskılarını daha üst düzeye çıkarmış durumda.
En başta işgal rejiminin Lübnan’a yönelik saldırılarının sebep olduğu can kaybının, yaralanmanın ve maddi hasarın İran’a yönelik saldırılarının yol açtığı kayıp ve hasardan çok geri kalmadığını, bu ülkede de arka arkaya katliamlar ve büyük yıkımlar gerçekleştirdiğini belirtelim. İşgal rejiminin bu ülke halkına yönelik tehditleri, güney ve doğu kesimlerde onlarca yerleşim alanına tahliye uyarıları göndermesi sebebiyle 800 bine yakın insan yerinden edilmiş durumda. Bizim bu yazıyı yazmamızdan önceki açıklamalarda verilen rakamlarda işgal güçlerinin son dönemlerde gerçekleştirdiği saldırılarda Lübnan’da öldürülenlerin sayısı 600’e, yaralananların sayısı ise 1500’e yaklaşmıştı. Öldürülenlerin arasında belediye başkanından sağlık görevlilerine çok farklı konumlarda insanlar var. Öldürülenlerin büyük çoğunluğunu da Filistin’de olduğu gibi siviller oluşturuyor. Tabii ki siyonist katillerin bu derece cüretkâr olabilmeleri Batılı emperyalist güçlerden aldıkları destek sayesinde mümkün olmaktadır.
İşgalci siyonistler dikkatlerin İran Savaşı’na çekilmiş olmasını Filistin’deki baskı ve şiddet uygulamalarını artırmada da değerlendiriyor.
Filistin’de en başta Gazze’ye yönelik baskı ve ablukayı daha da şiddetlendirmek için değerlendiriyor. İran’a yönelik saldırıların başlatılmasından kısa süre önce çok cüzi miktarda açtığı Refah Sınır Kapısı’nı savaşı bahane ederek yeniden kapattı. Bu yüzden bu kapıdan hasta ve yaralıların tahliye işlemleri, ailelerinin yanına dönmek isteyenlerin girişleri, yurt dışında tahsil gören ya da çalışan Gazzelilerin çıkış yapmaları tamamen durduruldu.
İşgal rejimi, ateşkes anlaşmasında kabul ettiği miktarda insani yardımın ve yakıtın sokulmasına zaten müsaade etmemiş ve bu konudaki taahhüdünü yerine getirmemişti. Gıda ve diğer zorunlu ihtiyaç maddelerinden içeri sokulan miktar belirlenenin yüzde 50’si, yakıt miktarı ise belirlenenin %20’si oranlarında kaldı.
İran’a yönelik saldırıların başlatılmasıyla birlikte işgal rejimi, BM yardım tırlarının girdiği Kerem Ebu Salim Kapısı’nı da bir haftadan fazla bir süre tamamen kapatarak insani yardımların girişini engelledi. Bu kapıyı bu haftanın ilk gününden sonra kısmen açtı, ama sokulan yardım miktarı ihtiyacın çok altında kalıyor. Bir miktar da “İsrail” olarak tanımlanan “1948’de işgal edilmiş bölge”den ticari ürünlerin sokulmasına izin veriliyor ki Gazzelilerin bunlardan yararlanabilmeleri için parayla satın almaları gerekiyor. Şu an hiçbir yerden gelirleri olmayan Gazzelilerin bu parayı elde edebilmeleri için de dışarıdan kendilerine yardım yapılması gerekiyor.
İşgal rejimi yine İran Savaşı’nı bahane ederek kapattığı Mescidi Aksa’ya Müslümanların girmesini ve ibadet etmelerini engellemeye devam ediyor. Bu kutsal mabedin uzun süre kapalı tutulması çeşitli endişelere sebep oluyor. Mescidi Aksa’nın bulunduğu Eski Kudüs’ün işgalci siyonistler tarafından 1967’de işgal edilmesinden bu yana bu mabed hiç bu kadar uzun süreli ibadete kapalı tutulmamıştı.
İşgal rejiminin ırkçı ve son derece saldırgan görüşleriyle öne çıkan sözde Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Kudüs çevresine inşa edilen yahudi yerleşim merkezlerinde ikamet edenlerin tümüne silah taşıma ruhsatı verilmesi yönünde karar alması, işgal hükümetinin yerleşimci çeteleri daha etkin bir şekilde savaşa dahil etme hazırlığı içinde olduğunu gösteriyor. Ben Gvir’in kararına göre 300 bin yerleşimci teröriste daha silah ruhsatı verilmesi planlanıyor.
Dünya kamuoyunun dikkatlerinin bölgesel savaşa çekildiği sırada işgal rejiminin himaye ettiği yerleşimci terör çetelerinin Filistinlilere yönelik saldırılarında da ciddi artış gözlendi.


