
Herkesin gözü önündeydi: Hamas 7 Ekim'i gizli tutmayı nasıl başardı?
❝Tüm aldatma planları ve operasyonlarının en başarılı olanları, düşmanın kendi önyargılarına inanmasını sağlayan ve bunu aktif olarak teşvik edenlerdir.❞
Mücemma Hareket - Electronic intifada
Aksa Tufanı'nın ardından, Hamas'ın 7 Ekim 2023'te öncülük ettiği askerî harekâta ilişkin geçmişe dönük tartışmaların büyük bir kısmı, İsrail güvenlik aygıtının bariz istihbarat zafiyetleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu tartışmaların bir kısmı, geriye dönüp bakıldığında, İsrail güvenlik ve istihbarat kurumlarının söz konusu askerî harekâtı önceden öngörmesini sağlayabilecek göstergelerin gözden kaçırılmasından duyulan esefi yansıtmaktadır.
Bu tür tartışmalar, bazı yorumcuları, İsrail'in soykırım boyutuna varan bir misillemeyi meşrulaştırmak amacıyla harekâtın gerçekleşmesine kasıtlı olarak göz yumduğu yönünde spekülasyonlar yapmaya yöneltmiştir.
Ne var ki bu değerlendirmeler, 7 Ekim 2023 öncesindeki mevcut durumu şekillendiren bazı kritik unsurlarla çelişmektedir.
Bunların başında, İsrail'i Hamas'ın Gazze sınırları içinde etkili bir biçimde kontrol altına alınıp etkisiz hâle getirildiğine inandıran sömürgeci kibri gelmektedir. Daha da önemlisi, bu tür değerlendirmeler, Filistin direnişinin yıllardır sürdürdüğü "stratejik kamuflaj" hamlesini de ikinci plana itmektedir.
Başka bir deyişle: Hamas, askerî hazırlıklarını gizlemek amacıyla kasıtlı olarak kontrol altına alınmış gibi bir izlenim yaratmış olabilir. Bu stratejinin ikinci kritik unsuru ise, askerî eğitim tatbikatlarının Gazze Şeridi'nde alenen gerçekleştirilerek herkesin gözü önünde gizlenmesiydi.
Tanık ifadeleri, Aksa Tufanı'ndan önceki yıllarda, 2017'den bu yana Hamas'ın Gazze liderliğini yürüten ve 2024'te İsrail ile girdiği çatışmada hayatını kaybeden Yahya Sinvar'ın, bir kamuflaj stratejisi olarak nitelendirilen bu planı ne denli büyük bir gizlilikle yürüttüğünü doğrulamaktadır.
Sinvar'ın bu gizlilik ilkesi, bizzat direniş saflarının derinliklerine dahi nüfuz etmiştir. Hamas'ın Gazze dışında bulunan siyasi bürosunun; harekâtın zamanı, yeri veya kapsamı hakkında önceden bilgi sahibi olmadığına dair belirtiler bulunmaktadır.
Üst düzey siyasi lider Musa Ebu Merzuk, plan hakkında önceden hiçbir bilgilerinin olmadığını belirterek Ekim 2023'te The New Yorker dergisine şu açıklamayı yapmıştır:
“Hamas'ın askerî kademesinde yer almayan tüm liderleri, haberi cumartesi sabahı erken saatlerde, yani bizzat 7 Ekim 2023 sabahında aldı.”

İsrail ordusu ve savunma teşkilatıyla yakın bağları bulunan Amit Terörizm ve İstihbarat Araştırmaları Enstitüsü, İran'ın ekim ayındaki harekâta yönelik desteğini ve koordinasyonunu kanıtladığını öne sürdüğü bazı mektuplar yayımlamıştır.
Son yıllarda İran İslam Cumhuriyeti, dünya üzerinde Filistin'deki silahlı direnişi, Hamas da dâhil olmak üzere, açıkça finanse eden tek bütünleşik devlet konumundadır. Ancak, bu belgeler bile İranlı liderlerin, harekât veya harekâtın zamanlaması hakkında önceden spesifik bir bilgiye sahip olduğu yönündeki çıkarımlarla çelişmektedir.
Hamas Siyasi Büro dönemin başkanı İsmail Haniye tarafından Yahya Sinvar'a hitaben yazıldığı iddia edilen 24 Eylül 2022 tarihli bir mektupta; Haniye'nin, Hamas'ın İran ile köklü ve yakın bağlara sahip olmasına karşın son dönemde Filistin direnişine finansman sağlayamadığını açıkça kabul ettiği görülmektedir.
Bağımsız kaynaklarca henüz doğrulanmamış olan ve sahte olma ihtimali de kuvvetle muhtemel bu mektupların kapsamı, gerçek oldukları varsayıldığı takdirde; İran'ın geçmişte direniş birimlerine eğitim ve finansman sağladığına, ayrıca olası bir gelecekteki çatışma senaryosu üzerine belirli bir düzeyde koordinasyon yürüttüğüne işaret etmektedir.
Ancak, bu metnin yazarının da detaylı bir biçimde incelediği söz konusu yazışmaların hiçbir bölümünde; Haniye'nin veya Gazze dışında ikamet eden diğer siyasi büro üyelerinin, Sinvar'ın ve direnişin yaklaşmakta olan askerî planlarına dair önceden bilgi sahibi olduğuna ilişkin herhangi bir bulguya rastlanmamaktadır.
Sinvar'ın kontrol altına alınmış gibi görünme stratejisi; askerî, siyasi ve sosyoekonomik boyutları içermekteydi.
Şubat 2025'te Hamas yetkilileri Mahmud Merdavi ve Casir el-Bergusi, Al Jazeera'nın deneyimli gazetecisi ve televizyon sunucusu Ahmed Mansur'a bir mülakat vermiştir. Bu mülakat, Hamas'ın askerî kanadı olan Kassam Tugayları'nın kamuflaj stratejisine dair son derece kritik bilgiler sunmuştur.
El-Bergusi mülakatta; Sinvar'ın “ticareti geliştirmek amacıyla Mısırlılarla görüştüğüne” ve “Gazze ekonomisini büyütmek” için Katarlılarla temas kurduğuna dikkat çekmektedir.
Siyaset bilimci Leila Seurat'ın The Foreign Policy of Hamas (Hamas'ın Dış Politikası) adlı kitabında vurguladığı üzere; Kasım 2019'da İsrail ile Filistin İslami Cihad Örgütü arasında karşılıklı ateş açıldığında Hamas, bir “yatıştırma mantığı” izlemiştir.
Seurat durumu şu sözlerle ifade etmiştir:
“Hamas, çatışmadan uzak durarak; İsrail kontrolündeki ticari geçiş noktası olan Kerem Şalom sınır kapısının açılmasını, yakıt kamyonlarının bölgeye girişini ve balıkçılara tahsis edilen deniz sahasının genişletilmesini sağlamıştır.”
Nitekim bu benzer yönelimler, akademisyen Tarık Bakoni'nin 2018 tarihli Hamas Contained: The Rise and Pacification of Palestinian Resistance adlı çalışmasının sonuç bölümünde şu saptamayı yapmasına zemin hazırlamıştır:
“Hamas, kendi iradesine rağmen Gazze Şeridi'nde kontrol altına alınmış olabilir ve askerî mücadelesi zaman zaman hareketsiz kalabilir.”
Kontrol altında izlenimi yaratmak
Ancak Casir el-Bergusi verdiği son mülakatta, “tüm bu adımların kamuflajın bir parçası olarak atıldığını” belirterek kontrol altında olma izleniminin başından beri bir aldatmaca olduğunu ima etmektedir.
Eş zamanlı olarak Sinvar, Kassam Tugayları'nın seçkin Nuhbe komando birliğini alenen lağvedip direnişi tugaylar hâlinde yeniden yapılandırarak Hamas'ın direniş faaliyetlerinin işgal gücü tarafından etkili bir biçimde sınırlandırıldığı izlenimini pekiştirmiştir.
Ne var ki Nuhbe birliği, 7 Ekim 2023'te büyük bir yankı uyandırarak yeniden sahneye çıkmış ve işgal altındaki Filistin'in güneybatısında yer alan "Gazze zarfı" bölgesindeki İsrail askerî üsleri ile yerleşimlerine yönelik saldırının öncülüğünü üstlenmiştir.
Kassam Tugayları; İslami Cihad komutanı Baha Ebu'l-Ata'nın eşi ve dört çocuğuyla birlikte İsrail tarafından suikast sonucu öldürülmesinin tetiklediği ve İsrail'in Gazze'ye yönelik gerçekleştirdiği "Kara Kuşak" askerî operasyonuna karşılık olarak İslami Cihad'ın askerî kanadı Kudüs Tugayları'nın 2019 yılında verdiği misillemeye katılmamıştı.
Ayrıca Kassam Tugayları, lojistik destek sağlamasına rağmen Kudüs Tugayları ile İsrail arasında Ağustos 2022 ve Mayıs 2023 tarihlerinde yaşanan çatışmalarda da yer almamıştı.
Siyaset bilimci Azzam Şaat gibi yorumcular bu durumu, Hamas'ın "direniş"ten "etkisizleşmeye" doğru geçişi olarak nitelendirmişlerdir. Hatta Arap medyasında, Filistinli gruplar arasında bir anlaşmazlık yaşandığına işaret eden makaleler dahi dolaşıma girmiştir.
ABD Kara Harp Okulu West Point bünyesindeki Terörizmle Mücadele Merkezi o dönemde Hamas'ın etkili bir biçimde dizginlendiği sonucuna varmış ve bu durumu "başlıca nedeninin, en sonuncusu Mayıs 2023'te gerçekleşmek üzere İsrail ile Filistin İslami Cihad Örgütü arasında yaşanan çeşitli çatışma dalgalarının dışında kalması" olduğu şeklinde gerekçelendirmiştir.

İsrailli tuğgeneral ve İsrail Başbakanlık Ofisi Terörle Mücadele Bürosu eski Direktörü Nitzan Nuriel, “Yeni bir caydırıcılık seviyesi yarattık,” değerlendirmesinde bulunmuştur.
Nuriel, “Hamas son derece tedirgin; örgütünün ve destekçilerinin bize ateş açmasından kaçınmak için elinden gelen neredeyse her şeyi yapıyor ve başkalarının da bunu yapmasını engelliyor.” sözlerini eklemiştir.
İsrail merkezli Ynet haber sitesi; İsrail ordusunun, İsrail'in gizli polisi Şin Bet'in ve İsrail askerî işgalinin bürokratik kolu olan COGAT'ın, Hamas'ın caydırıldığı ve savaş niyetinde olmadığı yönünde ortak bir görüşe sahip olduğunu bildirmiştir.
Haberde ayrıca, Aksa Tufanı'ndan kısa bir süre önce İsrail ordusu, Şin Bet ve COGAT'ın katılımıyla gerçekleştirilen bir durum değerlendirmesinde her üç kurumun da "Sinvar'ın geniş çaplı bir çatışmaya ilgisi olmadığı" sonucuna vardığı rapor edilmiştir.
İsrail Devlet Denetçisi kurumu tarafından yayımlanan 2025 tarihli bir rapor; Askerî İstihbarat Araştırmaları başkanının, Mayıs 2023'teki bir kabine toplantısı sırasında, Gazze'deki 2021 savaşı sonucunda caydırıcılık sağladıklarını iddia ettiğini ortaya koymaktadır.
Tüm bunlar, Kassam Tugayları'nın askerî hazırlık yürütmediği anlamına gelmemektedir. Sadece, bu hazırlıkları herkesin gözü önünde gizlenerek yapmışlardır.
Hamas yetkilileri Merdavi ve el-Bergusi ile 2025 yılında yapılan mülakat; Sinvar'ın doğrudan direnişi eğitmek amacıyla nasıl bir yamaç paraşütü paravan şirketi kurduğuna dair aydınlatıcı bir tartışma sunmaktadır. Motorlu yamaç paraşütleri, Aksa Tufanı'nın en yenilikçi unsurlarından biri olmuş ve adeta bu saldırının bir simgesi hâline gelmiştir.
Tünel inşası ve yamaç paraşütü eğitimi
Merdavi, Kassam Tugayları'nın "bir şirket kurduğunu ve [sıradan] insanların burayı kullanmasına izin verdiğini, ancak sonradan fiyatları artırdığını" belirtmiş; durumu, "Fiyatları o kadar yükselttiler ki kimsenin buna gücü yetmedi." sözleriyle aktarmıştır. Merdavi, "Görünüşte kamu kullanımına açıktı ancak gerçekte öncelikli olarak Kassam ve Kassam'ın eğitim faaliyetleri içindi." sözlerini de eklemiştir.
Hamas yetkilisi, yamaç paraşütü eğitimlerinin daha sonra 7 Ekim 2023'te icra edilecek olanlara benzer görevlerin simülasyonunu içerdiğini vurgulamıştır. Merdavi, diğer grupların da bu tatbikatların simülasyonlarını gerçekleştirmeyi talep ettiğini belirtmiştir. Kassam Tugayları liderliği buna izin vermiş, ancak diğer grupları arka plandaki asıl planlar hakkında bilgilendirmemiştir. Merdavi, Sinvar tarafından izlenen bu taktiği açıkça düşmana yönelik bir kamuflaj olarak nitelendirmektedir.
Hamas yetkilileriyle gerçekleştirilen mülakat, Mayıs 2021'de İsrail ile Gazze'deki Filistinli gruplar arasında yaşanan 11 günlük çatışmalara odaklandığında Merdavi, tünel kazma sürecinin zirve yaptığı dönemde Gazze'de bulunduğunu detaylandırmıştır. Yetkili; 2018 yılına gelindiğinde taarruz, strateji ve güvenlik tünellerinin neredeyse hazır hâle geldiğini, 2019 yılı itibarıyla ise geriye yalnızca birkaç ufak detayın kaldığını ifade etmiştir.
Araştırmacı Muhanad Seloom, Katar'da bulunan ve 2 Eylül 2024 tarihinde mülakat yapılan, ismini vermediği üst düzey bir Hamas yetkilisinin şu sözlerini aktarmaktadır: "Silah eğitiminden ziyade İsrailli analistleri incelemeye yatırım yaptık; zira analizi kontrol ederseniz, savaş alanı kendiliğinden önünüze açılır."
Kassam Tugayları komutanı Mazen el-Fukaha'nın 24 Mart 2017'de İsrail tarafından suikasta uğramasının ardından Sinvar, geniş çaplı ve sert bir operasyonla 45 muhbiri tutuklatmıştır. Merdavi, İsrail'in söz konusu suikastta muhbir kullanmasını "stratejik bir hata" olarak nitelendirmiş; nitekim bu durumun ilerleyen süreçte İsrail'i, 7 Ekim 2023 planlarına dair insan istihbaratı elde etme imkânından mahrum bıraktığını belirtmiştir.
Mansur tarafından gerçekleştirilen Şubat 2025 tarihli daha önceki bir mülakatta ise el-Bergusi; İbrani basınının, 7 Ekim 2023 başarısının unsurlarından birinin, Sinvar'ın 2017'deki el-Fukaha suikastının ardından yürüttüğü muhbirleri tutuklamaya yönelik güvenlik hamlesi olabileceğini öngördüğüne dikkat çekmektedir.
Sessizlik bir mesajdır
İsrailli bir analist tarafından, Eylül 2023'te Gazze sınır çitinde gerçekleşen Filistin protestolarının, 7 Ekim 2023'te çiti aşma hazırlıklarını gizlemek amacıyla Hamas tarafından kışkırtıldığı da iddia edilmiştir.
Bu tür protestoların geçmişi, taban odaklı popüler bir hareket olan ve Hamas tarafından yönetilmeyen 2018 Büyük Dönüş Yürüyüşü'ne kadar uzanmaktadır.
Bu hareket, Mart 2018 ile Eylül 2019 arasında her cuma günü Gazze-İsrail sınırında gerçekleştirilen bir dizi gösteriden oluşmaktaydı. Amaç, İsrail'in kuruluşuna zemin hazırlamak için yüz binlerce Filistinlinin evlerinden sürüldüğü Nekbe sırasında, ebeveynlerinin veya büyükanne ve büyükbabalarının zorla çıkarıldığı topraklara dönme hakkını vurgulamaktı.
Protestolar, şiddetsiz yapısıyla öne çıkarken, eş zamanlı olarak İsrail'in son derece şiddetli müdahalesine sahne olmuştur.
Eylül 2023'te Gazze sınırı protestoları, "İsyankar Gençler" olarak bilinen bir grup tarafından yeniden başlatılmıştır. Birçok kişi bu durumu, Büyük Dönüş Yürüyüşü gösterilerinin yeniden canlanması olarak yorumlamıştır. Ancak 2018 ve 2019 yıllarındaki İsrail şiddetinin ardından gençler, sınır ötesine yangın çıkaran balonlar fırlatmak gibi daha kararlı ve sert taktikler kullanmışlardır.
Bu protestolar, tamamı nihayetinde İsrail işgal rejimi tarafından dayatılan çeşitli faktörler tarafından tetiklenmiştir.
Temmuz 2023'te Katar, Gazze'ye sağladığı aylık mali desteği kesmiş; bu durum, Gazze'deki Hamas hükûmetinin 50.000 kamu sektörü çalışanının maaşını ödeyememesine yol açmıştır. Aynı yılın eylül ayında İsrail, bir Yahudi bayramının ardından Erez sınır kapısını (Gazze'ye giriş ve çıkış sağlayan iki noktadan yalnızca biri) kapatarak binlerce Filistinli işçinin İsrail içindeki iş yerlerine dönmesini engellemiştir.
Üçüncü temel faktör ise Kudüs'te yaşanmış olup; İsrailli yerleşimcilerin "sözde Tapınak Dağı" hareketi, eylül ayındaki Yahudi Yeni Yılı Roş Aşana sırasında Mescid-i Aksa yerleşkesine baskın düzenlemiştir.
Bu bağlamda, İsrailli istihbarat analisti Netanel Flamer şu iddiada bulunmuştur: "Hamas, [Gazze] sınırı [sic – sınır hattı] yakınlarında protestolar kışkırtmış; militanları bu protestoların kisvesi altında, görünüşte gösterilerin bir parçasıymış gibi [sınır] çitine yaklaşarak yanına çeşitli cihazlar ve yapılar yerleştirmeyi başarmıştır. Hamas bu sayede [7 Ekim 2023] saldırısına yönelik hazırlıklarını ilerletebilmiş ve [İsrail ordusunun] kapasitesine ilişkin hayati istihbarat toplama faaliyetlerini tamamlayabilmiştir."
Eylül 2023'ün son haftasında, İsyankar Gençlik aktivistleri doğu Gazze sınır hattı boyunca gösteriler düzenlemiş, lastikler yakmış ve Gazze'nin dışındaki sözde Gazze Zarfı yerleşimlerine doğru yangın çıkaran balonlar fırlatmışlardır.
Ne var ki İsrailliler kuşatma koşullarını hafifletme sözünü tutmamış ve 1 Ekim 2023 tarihinde, İsrail işgal güçlerinin Filistinli murabıtları – Mescid-i Aksa yerleşkesinin gönüllü muhafızlarını – darp ettiğini ve camiye yaklaşmalarını engellediğini gösteren görüntüler dolaşıma girmiştir.
Araştırmacı Muhanad Seloom; Hamas'ın iç güvenlik birimi Mecd'in (Majd) İstanbul'da yaşayan eski bir subayına atıfta bulunarak, bu kişinin daha sonra İsyankar Gençlik protestolarının ardından oluşan görünürdeki sakinlik atmosferine ilişkin değerlendirmelerini aktarmaktadır. Söz konusu eski subay şu ifadeleri kullanmıştır:
“Sessizlik bir mesajdır; eminim ki kardeşlerimiz, onların bu sessizliğin bizim caydırıcılığımızı kanıtladığına inanmalarını istemiştir.”
Netanyahu buna göz mü yumdu?
Tüm bu faktörler; Hamas'ın, Aksa Tufanı hazırlıklarını karmaşık çifte blöf yöntemleri kullanarak gizleme stratejisinin çok boyutlu doğasını gözler önüne sermektedir. Buna rağmen İsrail'in – ya da özellikle Başbakan Benyamin Netanyahu'nun – 7 Ekim 2023'e yönelik planlar hakkında önceden bilgi sahibi olabileceğine ve bunun gerçekleşmesine göz yumduğuna dair hâlâ yoğun spekülasyonlar bulunmaktadır.
Son aylarda, İsrail'in saldırıları önceden bilip bilmediği sorusu, uluslararası medyanın gündemine oldukça güçlü bir biçimde taşınmıştır.
The Atlantic tarafından yayımlanan yakın tarihli bir makaleye göre, 26 Eylül 2023'te "Mısır istihbarat servisiyle bağlantılı kiralık bir Cessna jeti... Ben Gurion Havalimanı'na inmiş" olup uçakta Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kâmil de bulunmaktaydı.
Kâmil, “İsrail hükûmetinin çatışmayı önlemek amacıyla Hamas'a ekonomik tavizler vermesini tavsiye etmiştir.”
Makalede, "ziyaret hakkında daha sonra bilgilendirilen eski bir İsrailli yetkiliye göre kendisinin mesajı şuydu: Gidişatı değiştirmezseniz Gazze yüzünüzde patlayacak." ifadeleri eklenmiştir.
Ne var ki makale, "Kâmil'in İsrailli yetkililere bir tarih veya spesifik bir bilgi vermediğini" de kabul etmektedir. Ancak, bu detay eksikliğine rağmen yazar, Kâmil'in ifadelerinin 7 Ekim 2023 harekâtını öngördüğüne dair spekülasyon yapmaya devam etmektedir.
İsrail başbakanının, Birleşik Arap Emirlikleri lideri – Abu Dabi Emiri – Muhammed bin Zayid en-Nehyan tarafından da uyarıldığı iddia edilmiştir. Netanyahu'nun ofisi, o dönemde bin Zayid ile görüşüldüğünü yalanlamıştır.
Ancak bu iddiaların; bu ayın sonlarında gerçekleştirilecek olan İsrail genel seçimleri ile 7 Ekim 2023'teki istihbarat ve askerî zafiyetlere yönelik Siyonist cephede devam eden iç hesaplaşmalar ve karşılıklı suçlamalar bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Gazeteciler Shlomi Eldar ve Ruth Yuval, geçtiğimiz ay Haaretz gazetesinde, yakında İbranice yayımlanacak olan Hostages: 843 Days of Abandonment (Rehineler: 843 Günlük Terk Edilmişlik) adlı kitaplarında atıfta bulundukları kaynaklara dayanan bir makale yayımlamışlardır.
Kaynaklarına göre, bin Zayid'in "yakın bir danışmanı", Aksa Tufanı'ndan önceki haftalarda Birleşik Arap Emirlikleri liderini Gazze'den yapılabilecek olası bir askerî harekâta karşı uyarmıştı. Danışman, bu uyarıyı bizzat Hamas lideri Yahya Sinvar'ın özel talebi üzerine iletmişti.

Bu danışman, "yıllar önce Gazze'den Abu Dabi'ye göç eden ve Gazze Şeridi'nde güçlü bağlarını sürdüren bir Filistinli" olarak tanımlanmakta olup; bu ifade, sürgündeki Fetih siyasetçisi, Gazze'nin eski savaş ağalarından ve hem İsrail hem de CIA'in üst düzey işbirlikçisi olan Muhammed Dahlan'a yönelik üstü zar zor örtülmüş bir atıf niteliğindedir.
Dahlan'a bağlı güçler, bir önceki yıl serbest seçimlerle işbaşına gelen Hamas hükûmetine karşı darbe girişiminde bulunmalarının ardından 2007 yılında Kassam Tugayları tarafından Gazze Şeridi'nden sürülmüştü.
Haaretz gazetesindeki makale ayrıca, bin Zayid'in bu gelişmenin ardından 7 Ekim 2023'ten yaklaşık bir buçuk hafta önce Netanyahu'ya telefon ederek kendisini Sinvar tarafından planlanan "İsrail'e yönelik büyük bir harekât" hakkında uyardığını iddia etmektedir.
Gazeteye göre Sinvar, uzun vadeli bir ateşkesi ve Gazze'ye yönelik gelecekteki planları değerlendirmek üzere 2023'ün başlarında İsrailli siyasetçilerle hâlihazırda gizli bir müzakere kanalı açmıştı. Gazze'deki Hamas lideri; Şin Bet yetkilisi Adi Rotem ile yalnızca "Kömür Gözler" (Coal Eyes) takma adıyla anılan "üst düzey bir Fetih yetkilisi" aracılığıyla "neredeyse doğrudan" iletişim yürütmesi için (İbraniceyi akıcı bir biçimde konuşan) hareket yetkilisi Gazi Hamad'ı görevlendirmişti.
Bildirildiğine göre müzakereler; Gazze üzerindeki ablukanın hafifletilmesi, ithalatın, sınır ticaret bölgelerinin ve istihdamın genişletilmesi, Şarm el-Şeyh havalimanı üzerinden Mısır "güvenli geçişinin" sağlanması, doğal gaz tedariki ve nihayetinde bir esir takasını dahi kapsıyordu.
2023 yazına gelindiğinde "Kömür Gözler", bir anlaşmanın "hiç olmadığı kadar yakın" olduğunu bildiriyor ve toplantılardan "bu iş oluyor" diyerek dönüyordu.
Ancak Netanyahu'nun ayak süremeye başlaması üzerine Sinvar, eylül ayının başlarında müzakereleri aniden sonlandırmış ve ardından "Kömür Gözler"e, İsraillileri "büyük bir sürpriz" ve bir "deprem" konusunda uyarması talimatını vermiştir. Eylül ortasında uyarılarının dozunu artırarak, İsrail'e "kelimesi kelimesine" iletilmesini talep ettiği "sürprizlerin anası, dehşet verici bir operasyon, olağanüstü bir şey" ifadelerini kullanmıştır.
"Kömür Gözler" ve Muhammed bin Zayid'in Filistinli danışmanı (yine muhtemelen Dahlan) bu uyarıyı, bir savaşın habercisi olarak yorumlamıştır. Söz konusu uyarıyı 15 Eylül'de Şin Bet'e iletmişler; bu durum, Şin Bet Şefi Ronen Bar'ın Netanyahu'yu bilgilendirmesine ve güvenlik yetkililerinin 17 Eylül'de toplanmasına yol açmıştır.
Haaretz ayrıca, bin Zayid'in daha sonra Netanyahu'yu doğrudan uyardığını; öte yandan Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kâmil'in de ayrı bir biçimde onu "olağandışı bir şey, dehşet verici bir operasyon" konusunda ikaz ettiğini öne sürmektedir. Bildirildiğine göre Netanyahu, Kâmil'e şu yanıtı vermiştir: "Gazze'de duruma vakıfız, kontrol bizde."
1 Ekim'deki bir güvenlik toplantısında Bar, Sinvar da dâhil olmak üzere üst düzey Hamas liderlerine suikast düzenleme hazırlıklarının yapılmasını savunmuş; ancak Netanyahu yetkililere "kapasite üzerinde çalışmaya devam edilmesi, fakat şimdilik durumun yatıştırılması" talimatını vermiştir.
Çifte blöf
Bununla birlikte, yukarıda yeniden kurgulanan kamuflaj stratejisi ışığında değerlendirildiğinde, aktarılan Kömür Gözler kanalı, makul bir biçimde Sinvar tarafından kasıtlı olarak kurgulanmış bir başka aldatma katmanı olarak yorumlanabilir.
Bu kanalın önemi, yalnızca Hamas'ın Aksa Tufanı'na hazırlanırken eş zamanlı olarak "İsrail" ile müzakere yürütmüş olması ihtimalinde değil, aynı zamanda bizzat bu müzakerelerin içeriğinde yatmaktadır.
Görüşülen neredeyse her bir teklif; tam da Sinvar'ın daha geniş çaptaki kamuflaj tedbirlerinin görünüşte pekiştirmeyi amaçladığı algıyı, yani Hamas liderliğinin Gazze'yi yönetebilmek adına giderek daha fazla ekonomik rahatlama, hareket serbestisi, istihdam, esir takası ve kalıcı bir uzlaşıya odaklandığı algısını güçlendirmiştir.
Dahası, Kömür Gözler'e aktarıldığı üzere gruplar üstü düzeyde ve bizzat Şin Bet tarafından güvenildiğinden, bu kanalın ürettiği iyimser değerlendirme, işgalin istihbarat aygıtına orada muteber kabul edilen bir aracı vasıtasıyla dahil olabilmiştir.
Haaretz'in Kömür Gözler'i bu görüşmelerden defalarca bir anlaşmaya varılacağına ikna olmuş şekilde dönerken tasvir etmesi özellikle aydınlatıcıdır. Şayet müzakereler daha geniş kapsamlı bir kamuflaj stratejisinin parçasını teşkil ettiyse, Kömür Gözler'in bizzat bu duruma bilerek dahil olması gerekmemektedir. Nitekim bir anlaşmanın eli kulağında olduğuna dair samimi inancı, bu izlenimi aktarmak adına muteber bir kanal olarak işlevselliğini yalnızca artırmış olacaktır.
Sinvar'ın eylül ayında İsrail'e yönelik olağandışı uyarıları da bu okumayı mutlaka geçersiz kılmaz.
Haaretz'in aktardığı üst düzey bir istihbarat yetkilisi, geriye dönük olarak söz konusu uyarı için birbiriyle yarışan iki açıklama sunmaktadır: Sinvar, "İsrail'in ayak sürümesinden bıkmış", "bizi bir uzlaşıya zorlamak istemiş" ve "bir savaş başlatmaya o kadar da hevesli olmamış" olabilir. Ya da alternatif olarak, bu uyarının kendisi, "İsrail Savunma Kuvvetleri'nin hazırlık durumunu test etmeyi" amaçladığı "'Büyük Aldatmaca' planının bir parçası"nı teşkil etmiş olabilir.
Dolayısıyla, bizzat uyarının kamuflaj stratejisi dâhilinde işlev gördüğü ihtimali, makalenin dayandığı üst düzey istihbarat yetkililerinden biri tarafından da hesaba katılmaktadır.

Kömür Gözler daha sonra kendisinin, Fetih'in Dahlan fraksiyonundaki üst düzey isimlerden Süfyan Ebu Zayide olduğunu açıklamıştır. İnternette yayımlanan bir videoda Ebu Zayide; Hamas'ın, Gazze'deki koşullar ve bir esir takası konusunda Netanyahu ile uzun süren ancak nihayetinde sonuçsuz kalan bir müzakere sürecine girdiğini doğrulamıştır.
Bu durum, Haaretz makalesinin birincil kaynağının; İsrail güvenlik, istihbarat ve siyaset kurumunun liberal Siyonist kanadıyla uzun süredir olumlu ilişkiler sürdüren bir figür olan Dahlan olduğuna dair bir başka göstergedir. Bu kanat, Netanyahu'nun zaman zaman (haksız da sayılmayacak biçimde) "derin devlet" diyerek öfke kustuğu kanattır.
Dahlan'ın İsrailli muhatapları arasında, eski Şin Bet direktörü ve İşçi Partisi siyasetçisi Ami Ayalon'un yanı sıra eski İşçi Partili dışişleri bakanı ve iç güvenlik bakanı Shlomo Ben-Ami gibi isimler yer almıştır.
Bu arka plan ışığında, Haaretz makalesi – ve bilhassa Netanyahu'nun yaklaşan bir harekâta ilişkin istihbarat uyarılarını bilerek göz ardı ettiği yönündeki iması – potansiyel olarak Dahlan'ın siyasi çıkarlarına hizmet ediyor şeklinde anlaşılabilir. Bu durum, istihbarat zafiyetinin ek sorumluluğunu Netanyahu'ya yüklerken, aynı zamanda liberal Siyonist müesses nizamı aklamakta ve söz konusu İsrail siyasi müesses nizamıyla uzun süredir ilişkileri bulunan Filistinli bir siyasi aktörün önemini pekiştirmektedir.
Tüm bunlar, yaklaşan İsrail seçimlerinde iki ana kanadın kamuoyu yoklamalarında neredeyse başa baş göründüğü bir dönemde gerçekleşmektedir.
Dahlan'ın siyasi ilişkileri, İsrail güvenlik ve istihbarat kurumlarına uzun süredir sahip olduğu erişim imkânıyla örtüşmekteydi.
1990'larda Filistin Yönetimi'nin Gazze'deki Önleyici Güvenlik Servisi'nin başkanı sıfatıyla Dahlan; Şin Bet ve diğer üst düzey İsrailli güvenlik yetkilileriyle düzenli temaslarını sürdürmüş, geçmişte hem İsrailli hem de Amerikalı casuslarla yakın bağlar kurmuştur.
Dolayısıyla bu haberler, Dahlan'ın; liberal Siyonist veya merkezci bir hükûmetin Gazze'nin Hamas tarafından yönetilmesine sıcak bakmayabileceği, ancak Dahlan'a açık olabileceği savaş sonrası siyasi düzende kendisi ve fraksiyonu için bir rol sağlama yönündeki daha geniş çabası bağlamında da değerlendirilmelidir.
Kamuflaj stratejisi denenmiş ve sınanmış bir yöntemdir.
Mısır ve Suriye'nin 1967'de İsrail tarafından yasa dışı olarak işgal edilen topraklarını kurtarmaya çalıştıkları Ekim 1973 savaşından önceki aylarda Mısır ordusu, eş zamanlı yürütülen diplomatik çabaların yanı sıra aleni askerî tatbikatlar gerçekleştirmiş; bu durum aldatmacaya etkili bir zemin hazırlayarak başarılı bir sürpriz saldırının habercisi olmuştu.
Aleni askerî tatbikatlar
İsrailli akademisyen Uri Bar-Joseph'e göre, "İsrail'i, Mısır'ın askerî hazırlıklarının bir savaş için değil, bir tatbikat için olduğuna ikna etmeye yönelik aktif önlemler; İsraillilere [...] sahte mesajlar iletilmesi yoluyla uygulanmıştır."
Elli yıl sonra Hamas da benzer bir strateji izlemiştir.
12 Eylül 2023 tarihinde, çeşitli Filistinli direniş grupları "Güçlü Sütun 4" (Mighty Pillar 4) adı verilen ortak bir askerî tatbikat gerçekleştirmiş olup; bu, ortak operasyon odasının böylesi bir tatbikatı icra ettiği dördüncü yılı işaret etmiştir.
Söz konusu tatbikatta, Batı Şeria'daki üç İsrail askerî tesisine yönelik saldırıların simülasyonu yapılmıştır. Görünürdeki amaç, direnişin acil durumlarda savunma kabiliyetinin hızını ve koordinasyonunu değerlendirmekti.
Herkesin gözü önünde hareket etmek, direnişin lehine sonuçlar doğurmuştur. Merdavi'nin Al Jazeera mülakatında açıkladığı üzere Sinvar, tatbikata nezaret eden komutanlara eğitimleri aleni bir biçimde gerçekleştirmeleri talimatını vermiş, bunu "düşmanın herhangi bir gizli operasyonu hava araçları aracılığıyla tespit edeceği" gerekçesiyle temellendirmiştir.
Dolayısıyla Sinvar, bir tür saldırıya yönelik askerî eğitim yapıldığı gerçeğini düşmandan saklama girişiminde bulunmamıştır. Bununla birlikte, varsayımsal bir Batı Şeria operasyonuna odaklanan tatbikatın doğası kasıtlı olarak yanıltıcı olmuş ve dikkati, yalnızca haftalar sonra Gazze'den başlatılacak olan eşi benzeri görülmemiş operasyondan başka yöne çekmiş görünmektedir.
İsrail'in 7 Ekim 2023'te Hamas tarafından hazırlıksız yakalanmasının bir etkeni de Gazze Tümeni'ndeki çok sayıda birliğin Batı Şeria'da yeniden görevlendirilmiş olmasıydı.

İbrani basını söz konusu manevrayı yakından takip etmiş ve çeşitli türlerdeki İsrail keşif insansız hava araçları tatbikatı izlemiştir.
Daha sonra 7 Ekim 2023 olaylarına ilişkin yürütülen bir İsrail askerî soruşturması; Hamas'ın savaş öncesi tutumunun, Hamas'ın caydırıldığına ve büyük bir savaşla ilgilenmediğine dair hâkim algıyı "besleyen ve pekiştiren" "aldatma unsurları" içerdiği sonucuna varmıştır. Soruşturma, "geriye dönüp bakıldığında" bu algının "büyük bir hata olduğunu" karara bağlamıştır.
Amit Terörizm ve İstihbarat Araştırmaları Enstitüsü'nün "7 Ekim 2023 Saldırısı Öncesinde Hamas Tarafından Uygulanan Aldatma Planı" üzerine 18 Haziran 2026 tarihli bir çalışması, Hamas'ın savaş öncesi kamuflaj stratejisini yeniden kurgulamaktadır. Çalışma, görünüşte "rutin" olan bir dizi ortak askerî tatbikatı, Hamas'ın kamuflaj planının bir unsuru olarak tanımlamaktadır.
Söz konusu çalışma, bilhassa bizzat Aksa Tufanı'nın arifesinde, 12 Eylül 2023'te gerçekleşen Filistin "Güçlü Sütun 4" eğitim tatbikatını doğrulamaktadır. 7 Ekim öncesindeki son askerî eğitim olan bu manevra; koruma sağlayan roket atışları, tanksavar füze yaylım ateşleri, amfibi bir plaj saldırısı ve simüle edilmiş bir İsrail askerî üssüne yönelik saldırı da dâhil olmak üzere bizzat Aksa Tufanı'nda kullanılan çeşitli unsurları içermekteydi.
İsrail merkezli Walla yayın organı tarafından 10 Ekim 2023 tarihinde yayımlanan bir makale; eğitim oturumlarının herkesin gözü önünde aleni bir biçimde düzenlenmesi suretiyle icra edilen bu askerî baskın ve saldırı provalarının nasıl yalnızca psikolojik harp olarak yorumlandığını tarihe not düşmüştür. İsrailli bir düşünce kuruluşu olan Begin-Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi, daha önceki bir "Güçlü Sütun" tatbikatını yorumlayarak 2021 yılında şu sonuca varmıştı:
“Hamas, İsrail karşısında sükûnetini korumak istemektedir; tatbikat ve bu tatbikatta sergilenen gelişmiş kabiliyetler savunma amaçlı olup İsrail'i caydırmayı hedeflemektedir. Hamas, [İsrail ordusu] ile çatışmaya girmek için aceleci bir arzu yansıtmamaktadır.”
Sömürgeci kibri
Aksa Tufanı'nın ardından, İsrail askerî istihbaratının araştırma bölümünün eski başkanı olan yedek Tuğgeneral Yossi Kuperwasser, gerçeği görmüş olmaları gerektiğini öfkeyle dile getirmiştir. Ancak bu durum, İsrail güvenlik teşkilatının 7 Ekim 2023 öncesinde benimsediği kibirli tavırla çelişmektedir.
Özetle, sömürge öznesini hafife almışlardır.
Ocak 2019 ile Ocak 2023 tarihleri arasında İsrail ordusunun Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüten Aviv Kochavi, daha önce hangi kışkırtmalar ortaya çıkarsa çıksın, "Hamas'ın yalnızca karşılık vermemekle kalmadığı, Gazze Şeridi'ndeki saldırılarımıza karşılık vermeyi aklından bile geçirmediği" kanaatine varmıştı.
7 Ekim 2023'teki Filistin askerî taarruzuna ilişkin olarak İsrail'in bunu önceden mutlaka bilmiş olması gerektiğini ileri süren geçmişe dönük değerlendirmeler; İsrail istihbaratı ve askerî komuta kademesine birçok sömürgeci kibrin hâkim olduğu gerçeğini göz ardı etme eğilimindedir.
Yaklaşan bir operasyonun İsrail tarafından mutlaka bilinmiş olması gerektiğini savunan yorumcular, sıklıkla Şin Bet tarafından olay sonrasında gündeme getirilen ve "Eriha Duvarı" (Jericho Wall) olarak bilinen bir istihbarat raporuna atıfta bulunmaktadır. Bu iddialar, Mısır ve BAE'den geldiği öne sürülen erken uyarılar hakkındaki beyanlarla daha da pekiştirilmektedir.
Netanyahu ve müttefikleri, erken uyarılara ilişkin haberleri defalarca yalanlamıştır.
Başbakanın sorumluluğu üzerinden atmak istemesi anlaşılır olduğundan bu tür yalanlamalara ihtiyatla yaklaşmak haklı bir tutum olsa da, daha somut deliller yukarıda adı geçen "Eriha Duvarı" belgeleridir.
Böylesi bir belgenin varlığı, ilk kez Kasım 2023'ün sonlarında The New York Times sayfalarında Adam Goldman, Ronen Bergman ve Jo Becker tarafından kamuoyuna açıklanmıştır.
Gazete, "İsrailli yetkililerin, Hamas'ın 7 Ekim terör saldırısına yönelik savaş planını gerçekleşmesinden bir yıldan uzun bir süre önce ele geçirdiğini" öne sürmüştür.
Bununla birlikte makalede, "yetkililerin Eriha Duvarı belgesini nasıl temin ettiklerini açıklamadıkları" ve bu belgenin "yıllar içinde toplanan çeşitli saldırı planı versiyonları arasında yer aldığı" belirtilmiştir. Örneğin The Times tarafından incelenen 2016 tarihli bir Savunma Bakanlığı muhtırasında, "Hamas'ın bir sonraki çatışmayı İsrail topraklarına taşımayı amaçladığı" ifade edilmektedir.
“Eriha Duvarı”
"Eriha Duvarı"na ilişkin daha sonraki İsrail basın haberleri, İsrail İstihbarat Dairesi tarafından 2018'de ele geçirildiği iddia edilen ve 2016 yılına ait olduğu öne sürülen bir planı detaylandırmıştır. Söz konusu planda; Hamas'ın askerî kanadı Kassam Tugayları'nın seçkin "Nuhbe" birliğinin "Gazze Tümeni'ne ait karakollara saldırıp onları imha edeceği", "her şeyin yer üstünde icra edileceği" ve daha sonra takas edilmek üzere savaş esirleri yakalamak amacıyla Gazze sınırındaki yerleşimlerin ve yakındaki "kritik noktaların" hedef alınacağı belirtilmekteydi.
"Eriha Duvarı" adlandırmasını başlatan 2022 tarihli rapor da dâhil olmak üzere sonraki versiyonların her biri, "Nuhbe Gücü unsurlarının Gazze Tümeni'nin savunma hatlarını yararak İsrail'in güneyindeki İsrail şehirlerine ulaşması" üzerine odaklanmaktadır.
Bu raporlar, İsrail istihbaratının bariz dikkatsizliğinden esefle söz ederken; direnişin, 7 Ekim 2023'e giden yıllarda ve aylarda kontrol altında görünmek amacıyla istihbarat ve karşı istihbaratı stratejik olarak ne derece uyguladığını da geri plana itmektedir.
Sinvar'ın Nuhbe gücünü lağvettiği hatırlanmalıdır. Bu durum, kontrol altına alınmış olma görüntüsüyle birleştiğinde; direnişin bir noktada İsrail yerleşimlerinden savaş esirleri almayı ve bunları serbest bırakılacak Filistinli mahkûmlarla takas etmeyi umduğunu yalnızca ana hatlarıyla belirten Eriha Duvarı belgelerinin, Hamas tarafından yürütülen daha somut ve açıkça gözlemlenebilir günlük operasyonlar ışığında neden eyleme geçirilebilir bir plan olarak yorumlanmadığını izah etmektedir.
Buradaki kritik faktör, "Eriha Duvarı"nın böylesi bir askerî taarruza ilişkin hiçbir zaman kesin bir zamanlama içermemiş olmasıdır.
Ulusal güvenlik çalışmaları uzmanı Erik Dahl, gelecekte bir savaşın patlak vereceğine işaret eden bu tür muğlak "genel uyarıların", istihbarat yetkililerinin hedefe yönelik stratejik ve önleyici bir mukabele geliştirmeleri için "yeterli olmadığını" vurgulamaktadır. İhtiyaç duyulan şey, "dar odaklı" ve nokta atışı taktiksel uyarılardır.
Direnişin geçmişteki hazırlıklarına dair bilinenleri incelediğimizde, düşmanın beklentilerini şekillendirmek amacıyla gizli operasyonlar ile kontrol altında görünme taktiğini içeren ikili bir program yürüttüğünü görürüz. İstihbarat analisti Cynthia Grabo'nun ifadesiyle, "tüm aldatma planları ve operasyonlarının en başarılı olanları, düşmanın kendi önyargılarına inanmasını sağlayan ve bunu aktif olarak teşvik edenlerdir."
7 Ekim 2023'ün yalnızca İsrail için bir istihbarat zafiyeti olduğuna odaklanmak yerine, direniş açısından neden operasyonel bir başarı olduğuna odaklanarak, direnişin kamuflaj stratejisinin tüm boyutlarını daha iyi kavrayabiliriz; zira tarihsel kayıtların da gösterdiği üzere bu strateji, yıllar süren bir hazırlığın ürünüydü.
Çeviri: YDH


HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.