1. YAZARLAR

  2. Mehmet Ocaktan

  3. Halkını adalete hasret bırakanların ibretlik hikayesi…
Mehmet Ocaktan

Mehmet Ocaktan

Halkını adalete hasret bırakanların ibretlik hikayesi…

A+A-

İnsanlığın yüz yıllara dayanan tecrübelerinin sonunda elde ettiği evrensel hukuk normlarına rağmen, bugün Amerika gibi yıllardır demokrasi hikayesi yazan bir ülkenin mafyatik yöntemlerle Venezüella’ya çöküp devlet başkanını tam bir haydutlukla kaçırması insanlık için bir utanç fotoğrafıdır.

Meğer o süslü demokrasi ambalajının içinde, kaba ve hoyrat bir sopa varmış, aslında bu sopa aynı zamanda bütün egemen devletlere gösterilen bir sopadır.

Trump’ın vizyona soktuğu bu ‘haydutluk filmi’nin hukukla, insani değerlerle bir izahı yok elbette. Ama bu filmi, sadece Amerika açısından bakarak ve de yüreğimizi soğutacak en ağır kelimelerle tarif etmek de meseleyi anlamamız için yeterli olmayacaktır.

Çünkü bu meselenin bir de Maduro cephesi var… Dikdatöryal hevesleri uğruna, halkını görülmemiş bir ekonomik krize ve yoksulluğa mahkum etti. Ve ne yazık ki rakamlarla ifade edilen yoksulluk, giderek bir insani bir trajediye dönüştü.

2015’te yapılan parlamento seçimlerini Maduro kaybetti, ancak tümden denetimine aldığı yargıyı kullanarak parlamentoyu fiilen devre dışı bıraktı. Bu yeni dikdatoryal sürecin bedeli ağır oldu. 2014–2017 yılları arasında süren protestolarda, resmi ve bağımsız kaynaklara göre en az 131 kişi güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Öğrencilerin öncülük ettiği kitlesel gösteriler sert biçimde bastırıldı; ifade ve basın özgürlüğü fiilen askıya alındı. Ve sonunda devleti, vatandaşını ikna eden bir siyasal yapı olmaktan çıkarıp, bir güvenlik aygıtına dönüştürdü.

Partisinin iktidarına yönelik tehditleri savuşturmak için bölgesel hükümet seçimlerini defalarca erteledi. Siyasi muhalefetin kontrolündeki tek hükümet organı olan özel bir yasama organı için hileli bir seçim düzenledi. Bu yeni süper organ, ülkenin anayasasını yeniden yazma ve yürütme yetkilerini genişletme konusunda sınırsız yetkiye sahip oldu.

Dahası, iktidarına karşı artan halk hoşnutsuzluğunun gücünü kırmak için elinden gelen her şeyi yaptı. Yargıyı tümden kontrolü altına alarak siyasi tutukluları hapse attı, basın özgürlüğünü yok etti.

Maduro’nun en büyük hatalarından biri, ülkedeki yapısal çöküşü yönetmek yerine, uluslararası yaptırımları siyasi bir kalkan olarak kullandı ve krizin bütün suçunu “dış güçler”e yükledi.

Bir taraftan baskı ve hamasetle dikdatörlüğünü güçlendirirken, bir taraftan da yeni Maduro zenginleri yarattı ve milyonlarca insan, temel gıdaya erişebilmek için Maduro’ya sadakat göstermek zorunda kaldı.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız bu tablo gösteriyor ki Maduro, kelimenin anlamıyla Venezüella’da bir dikdatörlük inşa etti

İşte şimdi, Maduro’nun hukuku, özgürlükleri yok ederek inşa ettiği o dikdatörlüğün yıkılış sahnelerini izliyoruz. Eğer halkınızı adalete hasret bırakırsanız, bir gün eli sopalı bir deli çıkar ve ışığa yakalanmış tavşan gibi ortada kalıverirsiniz…

Ülkesinde demokrasiyi, hukuku, özgürlükleri yok ederken kendisine destek veren Rusya, Çin, Küba, İran ve Türkiye gibi dostları vardı.

Kaderin cilvesine bakın ki Trump, mafyavari bir yöntemle gece yarısı yatağından alarak Amerika’ya götürürken arkasından ağlayan kimse olmadı. Bugüne kadar insan yerine koymadığı kendi halkı bile diktatörden kurtulduğu için şimdi bayram yapıyor…

Maduro’nun Türkiye ile sıcak ilişkileri vardı, farklı zamanlarda ülkemize ziyaretlerde bulunmuştu, hatta öyle ki Diriliş Ertuğrul dizisinin setinde sanatçılarla boy boy fotoğraflar bile vermişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı görevine yeniden seçilmesinin ardından Beştepe'de göreve başlama törenine katılmış, o günün Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yaptığı duaya ellerini kaldırarak iştirak etmişti.

Ama şimdi Türkiye doğal olarak daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Bakanlar toplantısı sonrasında, Amerikan haydutluğunu değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, meseleyi "müessif bir hadise" olarak adlandırarak "Dost Venezuela'dan desteğimizi esirgemeyeceğiz" demekle yetindi.

Galiba bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor. Özellikle demokrasi ve hukuk karnesi zayıf olan ülkeler için, Maduro örneğinde ibret verici dersler olduğu kanaatindeyim.

Dünyada yaşanan gerçekler gösteriyor ki hukukun yok edildiği, adaletin terazisinin bozulduğu toplumlarda huzuru, iç barışı sağlamak da refahı arttırmak da asla mümkün değildir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar