1. YAZARLAR

  2. Mücahit Bilici

  3. Savaş mevsiminde demokrasi bitkisi
Mücahit Bilici

Mücahit Bilici

Savaş mevsiminde demokrasi bitkisi

A+A-

Bazıları demokrasi krizinin Türkiye’ye özgü (yahut belki Türkiye’yle ilgili) bir sorun olduğunu düşünüyor. Halbuki mevcut haliyle demokrasi tüm dünyada ölümle pençeleşiyor. Sahipleri onu terketti. Onunla kendilerine paye biçenler, kendi demokrasilerini ihlale zorlandı. Ona hiç inanmayanlar, demokrasi olma iddiasındakilerin onlara yaptıklarını gördükçe inanmamakta haklı olduklarını düşünmeye başladılar. Bugün demokrasiden bahsetmek ciddiye alınmamak demek. Bugün sivil toplumdan, demokrasiden, Avrupa Birliği’nden vesaire bahseden herkes yeni realiteyi okumaktan uzak kalmış gibi. Bir dönemi tanımlayan söylemlerin çoğunun yerinde yeller esiyor: Sivil toplum, demokrasi, Avrupa Birliği… NATO bile dağılma riski altında. Yeni bir zaman ve yeni bir çağdayız.

Dünyaya hakim olan liberal düzen, siyasi ve ideolojik çetelerin kamusallığı işgal ve iğfal etmesi ve teknolojinin propaganda ile bilgiyi kolonize etmesi gibi nedenlerle tahrip oldu. Hayat organik bir tekrardan çok müterakim bir tarih olduğu için fikirler ve kurumlar da doğup, serpilip, ölebiliyorlar. Türkiye’de demokrasinin tedrici kayboluşu, demokrasinin dünya ölçeğindeki krizinin bir parçası olarak anlaşılmalı.

Parti ve yöneticilerden bağımsız olarak Türkiye gibi bir devletin demokratik kırılganlıktan uzaklaşmaktan başka bir seçeneği kalmamış olabilir. Belki de ülke savaş sathımailine girmiş bir ülke olarak görülmeli. Savaşa hazırlanan bir ülkede demokrasi normal işlemez. Türkiye’de halka dayalı otoriterlik bir yol kazası olmaktan ziyade şartların talebine verilmiş tarihsel bir cevap olabilir. Böyle durumlarda partiler, isimler ve tonlar değişse de hamleler ve tavırlar değişmez. İktidar partisinin otoriterliği ile muhalefet partisinin dağınıklığı veya kullanışlılığı aynı devlet mantığının iki yüzü olabilir.

Ülkelerin hepsinde her mevsimde aynı bitkilerin yetiştiğini düşünmek dünyanın düz olduğunu düşünmek kadar yekpare bir yanılgıdır. Belki de demokrasi sadece çok güçlü devletlerin içişlerinde imkan ve keyif buldukları bir insanî ve idarî konfordur. Soğuk Savaş ile oluşan düzen tasfiye olduğu için demokrasi hasadında da mevsimin sonuna gelmiş olabiliriz. Tarih bize zayıf devletlerde demokrasi teşebbüslerinin, güçlü devletlerin tahakküm ve manipülasyonuna davetiye hükmüne geçebildiğini gösteriyor. Güçlü devletlerin opsiyonları ile zayıf devletlerin opsiyonları bir değil. Aynı şekilde mesela Avrupa gibi pasifize edilmiş bir kıtada demokrasi olmak rahatlığı ile elinde nükleer silah olan bir terör örgütünün tehdidi karşısında demokrasi olmaya çalışmak aynı sonuçlar doğurmayabilir. Rusya istese de demokrasi olamayabiliyor. Nitekim istedi ve demokrasi olan Batılı devletler buna engel oldu. Rusya’nın Putin’i bir sapma veya keyfilik yerine bir ihtiyacın sonucu sayılmalı. Libya’da Kaddafi bir diktatör müydü? Evet ama ülkesini talan eden Batıya karşı bir dikta’nın “-tör”üydü. Bugün net olan bir şey: Demokrasi tek başına dünya siyasetini ve tarihi okumamız için yeterli bir gözlük değil. (Ben şahsen bunu geç anladım).

Bu sebeplerle Türkiye’nin savunma sanayii onun demokrasisinden daha önemli ve daha öncelikli olabilir. Çünkü muhtemel bir savaşa karşı (askeri ve politik) hazırlığını yapmamış bir demokrasi bir ülke için risk demektir. Askeri egemenliğini garanti altına almadıkça ekonomisini veya demokrasisini ayakta tutmakla kendini güvenceye aldığını düşünmek bir hatadır. O yüzden Türkiye’nin konumundaki bir aktörün önceliği savunma sanayiini gözü gibi korumak ve gelmekte olan belaya karşı hazırlıklı olmaktır. Zaten pratik durum da bu istikamette seyrediyor. Ekonomi neredeyse kaderine terkedilmiş. Belki de askeri-siyasi-finansal dış müdahalelerle istendiği zaman yere çaktırılan bir ekonominin ekonomik araçlarla düzeltilmesinin mümkün olmadığı düşünülüyor, bilemiyorum. Son tahlilde ekonomi dediğiniz şeyin temelinde psikoloji var. İş gelip askeri-siyasi güce dayanıyor. Öyle bir tarihsel noktaya geldik ki ekonominin veya demokrasinin savunusu bile öncelikle egemenliğin temin edilmesi ile mümkün. Bu yüzden savunma sanayii demokrasi adına bile öncelik haline gelmiş olabilir.

Demokraside kıtlığın yaşandığı bu çağda savunma sanayiini hafife almak büyük bir hata olur. Bütün insanlığın gözü önünde soykırım yapan ve tek tek etrafındaki devletleri çökerten, sıranın Türkiye’ye geleceğini artık açıktan söyleyen, Türkiye ve Müslüman muhataplarını hallettikten sonra o zamana kadar çürüttüğü Hıristiyan Avrupa toplumlarını da bombalayıp köle yapmak isteyen bir terör örgütünün durdurulması bir insanlık ödevidir. Türkiye tarihi bir sorumluluk ile karşı karşıyadır. Hem Türk ve Kürtlerin bu vatandaki istikbali için, hem bölgedeki Müslüman (Hıristiyan vesair) masum halkların selameti için, hem İslam dünyasının soykırımlara uğratılamaması için, hem de tüm insanlığın ırkçı bir gaddarlık karşısında şerefini korumak için Türkiye’nin güçlü olması gerekiyor. Bunu Pakistan, İran veya Mısır da yapabilirdi. Ama kader bunu büyük ölçüde Türkiye’nin tarihsel ve bölgesel sorumluluğu haline getirmiş görünüyor. Türkiye bu sorumluluğu hissettikçe hem İttihad-ı İslam ideali hem de sürekli sabote edilen Müslüman-Hıristiyan dayanışması mümkün olacak, barışçıl bir gelecek için ortam oluşacak. (Belki bizi Avrupa ile Birlik’e götürecek yol da budur). Türkiye’nin bir askeri süpergüç olarak ortaya çıkması tüm Müslümanlar ve insanlık için bir kamusal iyi, bir kolektif hayırdır.

İşte bu sorumluluk ve şartların zorladığı bir ortamdaki gelişmeleri biriciklikleri içinde değerlendirmemiz gerekiyor. Siyasetin belagatı demokraside daralma ve genişlemelere yolaçabilir. Demokrasi Türkiye’de Avrupa’nın hiç tecrübe etmediği şekillerde tecelli edebilir. Ona olan ihtiyaç ve onun yeşerme imkanı Avrupa ile bir olmayabilir. Bu kanaatler bir demokrasi karşıtlığı değil, demokrasiyi jeopolitik olarak tarihselleştirmenin bir sonucu. Demokrasiyi uluslararası arenada ilişkisellik içinde anlamak durumundayız. Bugün artık demokrasinin kendisi bile kitabî bir demokrasiye aykırı bir seyir izleyebilir. Zira bütün insanlık olarak demokrasi-sonrası bir dönemde hürriyet ve onurumuzu nasıl koruyacağımızın formülünü bulmamız gereken zor bir zamandayız

Önceki ve Sonraki Yazılar