1. YAZARLAR

  2. Taha Akyol

  3. Modernleşme sorunu
Taha Akyol

Taha Akyol

Modernleşme sorunu

A+A-

Tarihçi Şükrü Hanioğlu Abdülhamid’le Atatürk’e kadarki dönemler hakkında bir numaralı tarihçidir.

Son eseri “Atatürk, Entelektüel Biyografi”, benzeri yazılmamış bir başyapıttır, eski deyişle şah-eser. Aynı akademik seviyede, aynı dolgunlukta eleştiriler bekliyorum, henüz çıkmadı.

Zihniyet dünyamızın araştırılmamış, teşrih edilmemiş ama olağanüstü derecede önemli bazı yönlerine ışık tutmak üzere, değerli tarihçimizin birkaç tespitine, teşhisine dikkat çekmek istiyorum.

Hem Osmanlı’da, hem Cumhuriyet’te görülen zihniyet sorunlarımız yani…

İKTİSADİ ZİHNİYET

Osmanlı da erken Cumhuriyet de sanayileşmenin yakıcı önemini biliyordu. Devrin şartlarında fabrikalar kurdular, demiryolları döşediler, okullar açtılar…

Fakat bunlar tarihte “sanayi hamlesi” denilecek çapta olmadı, olamadı.

Gazetemizde yayınlanan mülakatında Hanioğlu, hem Osmanlı modernleşmesinde hem Cumhuriyet modernleşmesinde “ekonominin ön planda olmadığını” anlattı.

Devrimle bu değiştirmedi. Atatürk çok okurdu ama okumaları “antropoloji, tarih, dil, felsefe” alanlarına yoğunlaşmıştı. Hanioğlu Atatürk’ün ekonomi hakkında okuduğu Fransızca iki kitap ismi vermektedir.

Ben de birkaç defa yazmıştım, 1930 Buhranı döneminde dünya ve Anadolu krizden kırılırken, dil ve tarih kongreleri onun asıl uğraş konularıydı.

Ekonomi, Başvekil İsmet Paşa’nın alanındaydı. Bütün gayretine rağmen, nihayet “enflasyon nedir?” diye soruyordu. Dönemin ekonomi politikasının dar ve katı olmasını sadece liberaller değil, Şevket Süreyya da eleştirir.

NEO PATRİMONYALİZM

Ekonominin “burjuvazi” yaratacak seviyede gelişmediği toplumlarda ne bilim devrimi ortaya çıkıyor ne de sanayi inkılabı.

Biz II. Viyana’ya giderken Adam Smith’in ünlü kitabı binlerce nüsha basılmış, Avrupa şirketlerinde el kitabı olmuştu neredeyse. Ricardo elli, Marks yüz yıl sonra…

Biz de bir tek tanecik şirket yoktu, yayın da yoktu.

Devletler ve zihniyetle de sosyal yapılara göre şekilleniyor.

Bu noktada Hanioğlu’nun kitap ve makalelerinde kullandığı çok önemli bir kavram daha karşımıza çıkıyor: Max Weber’den mülhem “Neo patrimonyalizm

Türkçe tam karşılığı yok. Belki “mülk-devlet” diyebiliriz. Yetkilerin tek elde toplanması, kurumlaşmanın zayıflığı, kamu görevlilerinin devletten maaş alsalar da baştaki tek yetkilinin şahsına sadakat duymaları, hukukun çok gevşek olması…

Hanioğlu, “Atatürk” kitabında bunu anlatırken, “liyakat yerine sadakat” kavramını kullanır. Abdülhamid, mesela Bakanlar Kurulu’nun yetkilerinin kanunla belirlenmesini kabul etmemişti.Bildiği gibi yönetmek istiyordu.

BİZDE DURUM?

Hanioğlu neo-patromonyalizme örnek olarak Abdülhamid’i verir. Atatürk döneminde ve bugün de devam ettiğini anlatır.

Bu kültürde partiler de liderin partisi oluyor.

Hanioğlu, Weber’in “lider demokrasisi” kavramını kullanarak şöyle yazmıştı:

Bugün ‘lider-demokrasi’ ilişkisi açısından, Tek Parti dönemi istisnâ edilirse, son yüz yılın en kötü noktasında durduğumuz ortadadır. Sorun bir partiye özgü değil yapısaldır. Kendini yeniden üreten bu yapılanma demokratik gelişim önünde ciddî bir engel haline gelmiştir.” (Sabah, 16 Mart 2014)

MODERNLEŞME NEDİR?

Şerif Mardin, Türk aydınlarının, modernite kavramının felsefi ve iktisadi arka planına nüfuz edemediklerini, kanun, müessese, kıyafet iktibasına yöneldiklerini anlatır.

Prof. Ahmet Güner Sayar, “Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması” adlı emsalsiz eserinde, Batı’ya giden Osmanlı öğrencilerin siyaset ve edebiyat, Japonların ekonomi okuduklarına dikkat çeker.

Gazi Paşa, II. Mahmut’u taklitçi diye eleştirmişti ama devrimlerini bir mukayese edelim, benzerlik çoktur.

Kültürel gelenekte ekonomik zihniyetin ikinci planda kalışını hatırlayalım.

Peki modernleşme ne? Bin bir çeşit tanımı ve örnekleri var. İngiliz, Fransız, Alman, Japon modernleşmeleri çok farklıdır.

Weber’den, Inglehart’tan, bizde Mümtaz Turhan ve Şerif Mardin’den etkilenerek savunduğum modernleşmeyi şöyle tanımlıyorum:

Rasyanelleşme ve bilim zihniyeti, hukukun üstünlüğü ve birey hak ve hürriyetleri

Mesela patrimonyal bürokraside “sadakat” esastı, Weber’in tanımıyla modern bürokrasi “hukuki rasyonel”dir.

Hukuk, iktidara ve her türlü güce karşı bireyin inanç, fikir ve girişim özgürlüğünü korur… Ve böyle toplumlar gelişirler. Eksik gelişim, bu değerlerin eksikliğindendir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar