Dünyada ‘sistem gitti’
Dünyayı, bütün dünyada olan bitenleri birkaç paragrafta özetleyen bir şablonumuz olsun isteriz.
Bu şablonların en güzeli “dünyayı beş; aile yönetiyor” şablonudur.
‘Güzel’ dedim, ‘doğru’ demedim.
Güzelliği kısmen sağladığı kafa rahatlığından kaynaklanıyor. Fazla bir çaba gerektirmiyor, uzaktan bir yerden kulağınıza çalınsa yeter, siz de meydanı boş bulduğunuz ortamlarda kendinizden emin bir edayla, taşı gediğine koyar, raconunuzu kesersiniz.
Dünyanın ‘iki kutuplu sayıldığı dönemlerde neler olup bittiğine dair fikir yürütmek nispeten kolaydı. Demirperde vardı, batı bloku vardı, Üçüncü Dünya vardı. Her birini yerli yerine koyduğunuzda ortaya iyi kötü bir şablon çıkıyordu.
Kutuplardan biri cazibesini kaybedince işler karıştı.
Nereye gidiyoruz? Dünya eksensiz mi kaldı?
Dostoyevski’nin sorduğu gibi; Tanrı yoksa ben kimin yüzbaşısıyım?
Soğuk Savaş kafalarımızı şekillendiriyordu.
Soğuk savaş bitince bir entelektüel kriz baş gösterdi. Birçok aydın, birçok siyasetçi soğuk savaş döneminin şablonlarından kurtulamadı.
Neyse ki Huntington ve Fukuyama gibi mütefekkirler çıktı ortaya. Huntington ‘Medeniyetler Çatışması’ teorisini attı ortaya, Fukuyama ‘Tarihin Sonu’nu.
İki teori de soğuk savaşın sonundaki boşlukta zihinleri muallakta kalanları bir müddet meşgul etti.
Tahfif için söylemedim. İnsanın zihninin muallakta kalması kötü bir şey değil. Teorilerle meşgul olmak da kötü bir şey değil.
Ayrıca, teorilere ihtiyacımız var.
Ortaya çıktıkları dönemlerde bazı gerçeklikleri izah edebiliyorlar.
Dönem geçince izah kapasiteleri azalıyor.
Bu sıralar kimse “Tarihin sonu” demiyor.
“Medeniyetler çatışması” diyesi olanlar var ama hangi medeniyet? Medeniyetlerin alamet-i farikaları ne? Hangi doğu? Hangi Batı? Hangi İslam? Diye sormaya başladığınızda tartışmaların odağı dağılıyor.
Hanry Kissinger 20. Yüzyılın en önemli diplomatlarından biriydi. 21. Yüzyıla da taştı. (Varsayılan) ‘Dünya sistemi’nin hatırlı kişilerindendi.
Kissinger’ın “Dünya Düzeni”nin merkezinde Kuzey Ren Westfalya anlaşması vardı.
30 yıl ve 80 yıl savaşlarının sonunda 1648 yılında Kutsal Roma Germen imparatorluğu ile Alman prensleri, İspanya, Fransa, Hollanda ve İsveç arasında imzalanan anlaşma ülkelerin bağımsızlıklarını, hudutlarını güvence altına alıyordu.
Devletlerin egemenliği, siyasi self determinasyon (Yani kendi geleceğini belirleme hakkı), devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmaması ilkesi Kuzey Ren Westfalya anlaşmasına dayandırılıyor.
Kissinger’ın kitabında bu anlaşmanın etkileri ve ilkelerini etraflıca anlatılıyor.
Tabii 17. Yüzyıldan beri anlaşma yüzlerce defa ihlal edildi.
Kissinger da kimi durumlarda mesela İsrail’in Filistin toprakları üzerinde kurulmasında Kuzey Ren Westfalya’ya atıfta bulunmuyor.
Yine de anlaşma 2. Dünya Savaşından sonra şekillenen uluslararası düzenin en önemli referanslarından biri.
İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım dönüm noktasıydı.
Ne insan hakları evrensel beyannamesi kaldı, ne uluslararası hukuk.
Bütün insanlık aşağılandı. Bugün dünyadaki herkes lekeli.
Trump’ın Venezuela’da darbe yapması, devlet başkanını kaçırıp ABD’ye götürmesi, yargılaması, uluslararası toplumun eskisinden daha vahşi bir döneme girdiğini gösteriyor.
Eskiden batı yarımküresinde Monroe Doktrini vardı. 2. ABD Başkanı James Monroe’nin 1823’te, Avrupa devletlerinin Amerika kıtasında sömürgecilik yapmasına mâni olmak için Kongre’ye sunduğu doktrin.
Trump’ın adı Donald. Yeni doktrine Donald’dan mülhem Donroe Doktrini diyorlar. Donald’ın ‘Don’u, Monroe’nin ‘roe’si.
Batı Yarımküre’nin tek hâkimi benim. Kimse bu taraflara yaklaşmasın.
Doktrin Çin’e de mesaj veriyor: Buralarda solcu rejimlerle anlaşıp altyapı falan da kuramazsın. Veya Panama Kanalını işletemezsin.
Dünya devletleri Trump’ın mesajını almış görünüyor.
Ortadoğu zaten tedip edilmişti. Biz de gayet dikkatliyiz.
Avrupa da alabildiğine dikkatli. Aman Trump’ı kızdırmayalım.
Çin bile idareli konuşuyor.
Rusya ve Çin, Donroe doktrinini kendi bölgelerine uyarlamak isteyebilirler.
Rusya Doktrin çıkmadan uyguladı zaten. Kırım’ı ilhak etti, Ukrayna’nın doğusunu işgal etti.
Çin sessiz ve derinden gitmeyi seviyor ama bir süredir Tayvan’da gözü olduğunu saklamıyor.
Kötü bir döneme girdik.
Hani dijital sistem arızalanınca ‘sistem gitti’ diyorlar ya. Her şey bozuluyor, kilitleniyor.
Dünyada ‘sistem gitti.’


