Fuller’le görüşme
Ne zaman beni bir habere konu etse başıma musibet gelen Oda tv yine sahnede. Eski Zaman Gazetesi yayın yönetleni Mahmut Çebi’nin attığı bir twit’i fırsat bilerek, Oda tv yeni ispiyoncu bir habere daha imza attı. Anlaşılan bu ispiyonları başka nahoş olaylar takip edecektir.
Oda tv’nin poravakatif haber şu:
“Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) yayın organı kapatılan Zaman gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Mahmut Çebi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) eski üst düzey yöneticilerinden Graham Fuller'in 2000 yılında Zaman gazetesine yaptığı ziyareti anlattı.
Çebi, Fuller'in gazeteye FETÖ'cü yazar Ali Bulaç tarafından getirildiğini belirterek görüşmenin kendi odasında gerçekleştiğini söyledi. O dönemde Zaman gazetesinin yayın yönetmeni olduğunu belirten Çebi, Ali Bulaç'ın kendisini arayarak bir misafir getirmek istediğini anlattı.
Çebi, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“2000 ağustos ayı olabilir. Zaman yayın yönetmeniyim. Ali Bulaç aradı 'Bir misafir getireceğim' dedi. Buyurun gelin dedim. Odama geldiler. Yeşil gözlü çok iyi Türkçe konuşan hacı amca tipli bir kişi ile geldi. Adamı tanıttı. Meğer Graham Fuller'miş.”
Görüşmenin ardından Ali Bulaç'a Fuller'in izlenimlerini sorduğunu belirten Çebi, aldığı yanıtı da paylaştı.
Çebi'nin aktarımına göre Ali Bulaç, Fuller'in Zaman gazetesi çalışanlarına ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle iletti:
“Fuller bu kadronun bu gazeteyi çıkardığına inanmadı.”
Diyeceksiniz ki bu haberin neresi yanlış?
- Bir kere haber “operasyonel ve provakatif”tir, 10 senedir 15 Temmuz’la ilgili sürecin yargı ve hapishane sürecine malzeme taşıyan Oda tv. Durup dururken böyle bir haber yapmaz, yaşadığım iki olaydan bunu anlıyorum. Anlatacağım.
- “FETÖ'cü yazar Ali Bulaç” etiketi yeterince açıklayıcı, canı isteyenin, her zaman gözaltına alıp tutuklama yapması için bir malzeme
- “Ali Bulaç aradı 'Bir misafir getireceğim, meğerki getirdiği CIA Ajanı Graham Fuller” haberi okuyanların “Vay be!” demelerine yeter artar bile. Bir CIA Ajanı’nı için gazetenin yayın yönetmenine “Sana bir sürprizim var” demek, getirenle-getirilen arasındaki ilişkinin “derinliği-samimiyeti (!)”ni ima ediyor.
Tam da bu sırada Türkiye’nin başta Filistin-Gazze olmak üzere bölge politikasını eleştiren birinin susturulması için “iyi bir fırsat!” Oda TV, bu tür fırsatları kaçırmaz, iyi bir fırsat yoksa bile “icat” eder, nitekim fırsat üretimi konusunda kirli bir geçmişe sahiptir.
Gelelim Fuller’le görüşme meselesine!
Oda TV'nin X hesabından iktibas ettiği haberin kaynağı Mahmut Çebi olayı yanlış hatırlıyor. Anlatayım:
Graham Fuller (öl. 2026) eski bir CIA görevlisi, analist ve yazardı. Birgün Fuller, beni aradı ve Zaman Gazetesi'ni görmek ve benimle de görüşmek istediğini söyledi. Ben de bir ofisim olmadığından gazetede görüşmeyi uygun buldum. "Gazeteye sürpriz bir misafir getireceğim" filan demedim. Görüşme sırasında üçüncü bir şahsın bulunmasına dikkat ettim.
O sıralarda Fuller birçok kimseyle görüşüyordu, özellikle Erbakan Hoca'nın siyasi tutumunu beğenmeyen Yenilikçi Hareket’ten kimselerle. Fuller’in yazılarını okurdum, kızına Ankara ismini koymuştu, tabiatıyla ilgimi zekiyordu. Sadece Zaman değil, diğer gazete ve gazetecilerle de görüşüyordu.
2004'te en son görüşmemizde ona yeni AK Parti iktidarını sordum, "Olabilecek en iyi iktidar" olup memnun olduğunu, Türkiye'nin bölgede rol model olabileceğini söyledi.
Benim Fullerle iki görüşmem oldu . Biri habere konu olan Zaman’daki görüşme, diğeri Amerika’da.
2004’te Amerika’da sadece Graham Fuller’le değil, CISIS’ten Kıbrıs doğumlu Ali Rıza bey, Wasihngton Instıtute’den Alan Makosky ile de görüştüm. CISIS benim 1975’lerdeki yazılarımdan sordu, kabarık dosyaları vardı. 28 Şubat darbesinin mimarlarından Makosky ise, 20 dakika görüşecekken epey uzadı, en çok benim 2001’de yayınlanan Avrupa Birliği ve Türkiye (Eylül y. İstanbul-2001) kitabımla ilgileniyordu, çok memnun görünüyor, bu konuda kitap yazmamı önemsiyordu.
Oda TV’nin kastı ve maksadı
Oda TV'nin bu haberi yapmasının sebebini anlıyorum. Benimle ilgili ne zaman bir haber yapsa başıma bir musibet gelir. Eylül-1990’da Turan Dursun'un öldürülmesinde hemen sonra bugün Oda tv'nin başındaki zat 2000'e doğru Dergisindeydi; dergi beni ve Abdurrahman Dilipak’ı kapağa çıkartıp hedef gösterdi. Milliyet Gazetesi’nin bir yazarı da (H.C.) köşesinde “Şimdi Turan Dursun’un karşılığında Ali Bulaç da öldürülse, iyi mi olur?” diye yazdı.
İnfaz için ekip hazırlandı, rahmetli Oğuzhan Asiltürk haber verdi, bana koruma verildi, gencecik bir korumaydı, benden daha çok korkuyordu. Kıymetli dostum Osman Bostan, beni Aksaray’da, geçenlerde vefat eden Cevad Özkaya ve eniştesi Abdullah Yıldız evlerinde birkaç gün sakladılar. Rabbim Cevad’ın mekanını cennet kılsın.
Baktım böyle olacağı yok, yurtdışına hicret etmenin doğru olacağına karar verdim. Hollanda'ya gitmek zorunda kaldım, Rotterdam’a gittikten birkaç gün sonra Tayyib bey geldi, yakından ilgilendi, Milli Görüş camiasına tenbihlerde bulundu. Bomboş bir ev kiralayıp altı ay orada kaldım. Sağolsunlar oradaki arkadaşlar, birgün dahi beni yalnız bırakmadılar. Tehlikenin geçtiğine kanaat getirince İstanbul’a döndüm. Elhamdulillah can güvenliği kaygısıyla altı aylığına hicret etmek nasip oldu.
Oda TV’nin ikinci yaptıkları haber ise 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü arifesinde benim Zeydiler ve Ehl-i Sünnet'in imam ve imamet konusundaki görüş ayrılıklarını ele alan bir yazım oldu. Yazıda Ehl-i Sünnet’in temkin modeli ile kıyamdan yana olan Zeydiler ile Haricilerin kelami ve fıkhi içtihat farkalırını anlatıyor, yazının sonunda da “temkin modeli”nin takip edilmesi gerektiğini, huruç alassultan modelin masumların kanının dökülmesine yol açtığını belirtiyordu. Oda tv, bu yazının darbeye zemin hazırlamak, darbeye çağrı olduğunu yine provakatif dille haber yaptı, haberi kes-yapıştır usulüyle delil olarak gösteren savcı üçer kez ağırlaştırılmış, artı 15 yıl hapis cezasıyla yargılanmamı talep etti,bu manipülatif ve operasyonel haberi referans alan mahkeme beni 22 ay yatırdı. Bu da günahlarımın kefareti olsun.
Oda TV, görevini yerine getiriyor, ona bir diyeceğim yok. Üzücü olan ömrünü bu piyasada ve İslami camia içinde geçirmiş benim, şeffaf bir hayatım ortada iken, günün aktüel iktidar kavgalarına göre pozisyon alanların hakkımda besleyip yaydıkları suizanlar, suçlamalar, kitaplarıma uyguladıkları ambargolardır.
Eskiden “Allah’ı ve Resulü’nü seven herkese hakkım helal olsun” derdim, şimdi demiyorum, hellaliklerimi de geri alıyorum. Çünkü Allah ve Resulü’nü gerçekten seven, suizanda bulunmadan önce duyduğu haberleri tahkik eder. Anayasa Mahkemesi ve oy birliğiyle AİHM suçsuz olduğuma ilişkin verdikleri karara rağmen, yattığım 22 aya, 1,5 sene emekli maaşıma dahi el konulmasına, aileme ve çocuklarıma büyük acıların ve sıkıntıların yaşatılmasına müstahak olduğumu söyleyenlere, 75 yıllık mücadelemi kriminalize edenlere hakkımı helal etmiyorum.
Not ve özür:
29 Ekim günü yayınlanan yazımda Mirat Haber’in Oda TV’nin haberini yayınladığını yazdım, sitemlerimi dile getirdim. Ancak sonra benden kaynaklanan bir hata dolayısıyla Mirat Haber’i işin içine kattığımın farkına vardım. Olay şöyle oldu: Oda TV, söz konusu haberi yayınlayınca Mirat Haber’den Necdet Demirel bey bana linkini attı ve ne düşündüğümü sordu. Ben, haberden Necdet bey aracılığıyla haberdar olduğumdan, haberin Mirat Haber’de iktibas edildiğini zannettim, sitemde bulundum. Bu hatadan dolayı hem Ali Rıza Hoca’dan hem Necdet bey ve okurlarımdan özür dilerim. Bu başıma gelen mesleki bir kazadır, düzeltiyorum.


