1. YAZARLAR

  2. İsmet Berkan

  3. Erdoğan’ın umudu: Türkler bu sefer de bayrağın altında toplanır mı?
İsmet Berkan

İsmet Berkan

Erdoğan’ın umudu: Türkler bu sefer de bayrağın altında toplanır mı?

A+A-

Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında konuşmuş, “Partimize veya ittifakımıza oy versin vermesin, milletimiz de bu fırtınalı dönemde Türkiye’nin kaptan köşkünde bizim olmamızdan dolayı Allah’a hamd ediyor. ‘İyi ki Türkiye’yi AK Parti yönetiyor’ diyorlar” demiş.

Bu sözler, öyle bir sabah ansızın aklına gelmiş ve öylesine söylenmiş sözler değil.

Amerikalı siyaset bilimci John Mueller’in 1970’de ortaya attığı bir kavram var. İngilizce’de “rally ’round the flag effect” deniyor; Türkçeye “Bayrağın altında toplanma etkisi” diye çevriliyor.

Ne demek bu? Bir ulusal veya uluslararası kriz halinde, kendilerini güvensiz hisseden geniş kitlelerin güçlü gözüken liderin etrafında toplanması.

Pek çok kişi 2023’teki deprem felaketini örneğin bu etkiyle açıkladı. Normalde deprem sebebiyle daha da oy kaybetmesi beklenen Tayyip Erdoğan, tam tersine deprem yüzünden kendini güvensiz hisseden kitlelerin sığındığı lider oldu. Özellikle deprem bölgesinde “Evlerinizi bir yılda yapacağız” demesi büyük etki yarattı.

Daha önce 2015 yılında benzer bir şey yaşanmıştı. Haziran seçiminde Ak Parti tek başına iktidarı kaybetmişti, seçim Kasımda tekrarlandığında Ak Parti yüzde 50’ye yakın oy aldı. “İstikrar gidiyor” korkusu kitleleri Ak Parti bayrağının altına topladı. O seçimin kilidi Kürt seçmenlerdi, onlara ayrıca bir de ‘Terör yeniden başlıyor’ korkusu salındı, 3 milyon Kürt seçmen yer değiştirdi, Ak Parti’ye oy verdi.

Şimdi İran savaşı var ve savaş daha dördüncü haftası dolmadan Türk ekonomisini derinden vurmaya başladı.

Merkez Bankası rezerv satıyor kanamayı durdurmak için. Enflasyonun, işsizliğin ve ekonomik durgunluğun çok yükseleceği belli. Sadece turizm ümit yaratıyor.

Birkaç gün önce burada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaşı ve savaşın yaratacağı olumsuz ekonomik etkileri siyasi bir fırsat olarak kullanabileceğini, ekonomi alanında iktidarının yaşadığı büyük başarısızlığın suçunu savaşa ve savaşı başlatmakla itham ettiği İsrail’e atıp ellerini yıkamak isteyebileceğini ve arzu etmese de erken seçim yapabileceğini yazdım.

Ben Cumhurbaşkanı’nın dünkü konuşmasını da erken seçim konusunda opsiyonlarını açık bırakma konuşması olarak okuyorum.

Belli ki Cumhurbaşkanı savaş ortamının yaratacağı güvensizlikte vatandaşların bir bölümünü kendi bayrağı altında toplamak için çaba göstermeye başladı, vatandaşa kendi varlığını, bu savaştaki itidalli tutumunu hatırlatıyor.

Siyasi iletişimin gerçeklerle yapıldığını düşünenler dünyanın her yerinde yanılıyor. Siyasi iletişim gerçeği algılama biçimimiz olan ve adına “hakikat” denen şeyle yapılıyor.

Aynı gerçeği her birimiz farklı biçimde algılayabiliriz. İşte örnek: Ekrem İmamoğlu’nun hapse atılıp yargılanmasını ülkenin yüzde 60’dan fazlası “Suçla değil siyasi rekabetle ilgili bir şey” olarak algıladı. İmamoğlu hakikati bu algı etrafında oluştu. İktidar bunu tersine çevirmeye, meselenin yolsuzluk olduğunu anlatmaya çalışmaya devam ediyor ama bu ümitsiz bir çaba.

İmamoğlu konusundaki hakikati kendi lehine çeviremeyen Tayyip Erdoğan aslında yine de kazançlı; çünkü İmamoğlu’nu seçime sokmadığı için kendisine öfkelenecek kitlelerin bu öfkesini uzun zamana yayarak söndürüyor ve sıradanlaştırıyor, bu arada en büyük rakibini hapiste ve diplomasız tutmaya da devam ediyor.

Şimdi İran savaşı Erdoğan’a hiç ummadığı bir fırsat yarattı. Gerçekten de vatandaş savaşın yarattığı güvensizlik ortamında onun bayrağının altında toplanabilir. Nitekim ilk bazı araştırmalar bu sonucu göstermeye başladı bile.

Ancak şunu da unutmayın: Bu bayrak altında toplanma etkisi her zaman geçici bir etki.

1991’de birinci Körfez Savaşı’nın galibi baba Bush’a onay yüzde 93’e kadar fırlamıştı ama aynı yılın ekim ayında bu etki sona erdi, ertesi yıl kimsenin şans vermediği Billi Clinton seçimi “It’s the economy stupid” sloganıyla kazanıverdi.

Bu konuda en çarpıcı örnek Winston Churchill aslında. 2. Dünya Savaşı’nın galibi bu dev isme onay hiçbir zaman yüzde 78’in altına inmedi ama 1945’teki seçimi kaybetti; çünkü İşçi Partisi seçimde onu değil Muhafazakar Parti politikalarını hedef aldı.

Tayyip Erdoğan’ın kendisi de, etrafındaki seçim mühendisi danışman kadrosu da bu bayrak altında toplanma etkisinin raf ömrüne sahip olduğunu biliyor. Dolayısıyla, eğer bu etkiden yararlanacaklarsa bunun zamanlamasını iyi ayarlamaları da gerekiyor.

Beklenmedik bir anda iç siyaset çok ısınabilir.

BİR BÜYÜK AMERİKAN YENİLGİSİNE DOĞRU MU GİDİYORUZ?

Aynı haber benim görebildiğim kadarıyla The New York Times’da, The Wall Street Journal’da ve Financial Times gazetelerinde (ve bir de 10Haber’de) manşet: Başkan Trump, New York borsası tarihi bir düşüş yaşayınca ve petrol fiyatı yeniden 108 dolara yükselince İran’la barış ümidini taze tutmak için bu ülkeye verdiği mühleti 10 güne uzattı.

Amerikan ekonomisinin durumu Trump’ın zayıf noktası. Bunu önceden de biliyorduk ama dünkü açıklamaları bu zaafın açık itirafı oldu.

Şunu görüyoruz artık: Her ne kadar Trump Basra Körfezi’ne daha fazla kara askeri gönderiyor olsa da savaşın uzamasını istemediği belli.

Zaten gönderdiği kara gücü (hepi topu 15 bin kişi, bölgedeki 50 bin askerle toplayınca 65 bin kişi) İran gibi bir ülkeyle kara savaşı yapmaya, hele hele bu ülkeyi işgale yeterli bir güç değil.

Sınırlı amaçla yolluyor bile olsa, mesela sadece Hürmüz Boğazından güvenli geçişi sağlamak gibi, bu güç yine de yeterli değil.

O yüzden İran bütün bu hareketleri birer blöf olarak, birer korkutma çabası olarak okuyor ve hiç etkilenmiyor.

İran başından beri ‘Galiptir bu yolda mağlup’ şiarını hayata geçirmeye, Amerika’ya saldırıdan geri adım attırmaya ve bu yolla ‘zafer’ ilan etmeye oynuyor. Şimdi o oyunda sona çok yakın olduklarını düşünüyorlar.

ABD kendi ayağıyla girdiği bu tuzaktan çok şey kaybetmiş bir ülke olarak çıkacak gibi duruyor bugünden bakınca.

Hürmüz Boğazının gelecekteki kontrolü bu savaşın en önemli konusu. Bu kontrol İran’da kalacaksa ABD peşinen kaybetmiş sayılacak. Ama geçen gün yazmaya çalıştım: Dünyanın geri kalanı, ki buna Çin de dahil, böyle bir şeye izin vermek istemeyecektir.

ABD ve Başkan Trump daha uzun bir savaşı göze alır mı?

Bazı analizciler Trump’ın bu konuşmaları bir ‘taktik’ olarak, ordusuna zaman kazandırmak için yaptığını söylüyor.

Amerikalı bir yatırım şirketi patronu dün Financial Times gazetesine yaşananlar için ‘Radikal belirsizlik’ demiş.

Gerçekten öyle. Radikal bir belirsizlik çağındayız.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar