1. YAZARLAR

  2. Süleyman Seyfi Öğün

  3. ABD’nin çöküşünü kim istiyor?
Süleyman Seyfi Öğün

Süleyman Seyfi Öğün

ABD’nin çöküşünü kim istiyor?

A+A-

Körfez Savaşı her boyutuyla tıkanmış bir manzara arz ediyor. Nasıl çözüleceği meselesi ise artık son derecede belirsiz seyrediyor. Savaşın tuhaf bir savaş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Muharebe sâhasında cümle tarafların ağır yaralı olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki bu yaraların mâhiyeti birbirinden hayli farklı. İran, Körfez Devletleri ve İsrâil ağır vurulmuş vaziyette. Tahribat her tarafta hayli yüksek. ABD ordusu ise küresel kapasitesini zorlayarak o coğrafyaya yığdığı gücü itibârıyla tam bir fiyasko yaşıyor. Uçaklarını , helikopterlerini kaybetti. Onlarca üssü ise ağır yara aldı. Saklıyorlar, ama azımsanmayacak bir asker kaybı olduğunu görüyoruz. Buna rağmen istediklerinin hiçbirini elde edemedi.

Muharebe sâhasının hâricine çıktıp meseleye başka kıstaslar üzerinden baktığımızda ortada kaybeden yegâne taraf ABD’den başkası değil. İran’ın bu kıstaslara dayalı olarak kesin bir zaferinden bahsedebiliriz. Bir defâ moral üstünlük tamâmıyla İran’a geçmiş vaziyette. ABD ve İsrâil’in müracaat ettiği değerler seti tamâmıyla kaybetmiş görünüyor. Küresel kamuoyuna pazarlanan müstebit, dinen fanatik zorba İran rejimi algısının yerinde yeller esiyor. İran’ı “çağdaş demokratik” bir İran hâline getirme misyonunun alıcısı kalmadı. Trump’ın açıkladığı ,ama bir türlü cesâret edip hayâta geçiremedi Hürmüz’deki gemileri kurtarma operasyonuna “Özgürrlük Operasyonu” ismini vermesi , zannederim herkesi güldürmüştür. Vicdânını hâlâ muhafaza edebilen küresel kamuoyunun gözünde İran , emperyalist tecâvüze uğramış mazlûm bir memleket olarak değerlendiriliyor. Başta İspanya ve Lâtin Amerika olmak üzere Katolik dünyâsı, neredeyse tekmil İran’ın yanında bir konum almış vaziyette. ABD’nin inandırıcılığı ve prestiji artık yerlerde sürünüyor. Derin bir yalnızlık yaşıyor. Avrupa ve NATO kendisini yüz üstü bırakmış vaziyette.

İsrâil’in hâli de bundan farklı değil. Gazze soykırımıyla başlayan antisiyonist his kabarmasının İran savaşından sonra alabildiğine büyümüş olduğuna şâhitlik ediyoruz.İsrâilli turistlerin dünyâda ne tarz muameleler gördüğüne bir göz atmak bile bunu anlamaya yeter. “Mazlûm, mâsum Yahudi imajı” hızla çöküyor. İsrâillilerin paralı olanlarının yüzbinlercesi daha şimdiden İsrâil’i terk etmiş vaziyette. Herkes İsrâil’in İran savaşında taraf; üstelik muharrik taraf olduğunun farkında. Lâkin ateşkes aşamasında İsrâil’in duruşu hayli dikkat çekici. Hiç ön almıyorlar. Ezcümle, sanki bu savaşta bir taraf oldukları intibâını silmek; savaşı bir ABD-İran savaşına tahvil etmek gayretinde oldukları anlaşılıyor. Lübnan’da yürüttükleri savaş ise günden güne tam bir fiyaskoya dönüşüyor. Her ikisin de kamuoyları büyük bir kaosa sürükleniyor. Siyâsî bölünmeler alabildiğine keskinleşiyor.

Evet, artık şunu rahatlıkla iddia edebiliriz ki ABD’yi yeniden en büyük yapmak ideali , ordusu çuvallayan ABD’nin yalnızlaşmasıyla ve karşısında büyük bir nefret dalgası doğurmakla neticelendi. Trump’a oy veren kitlenin hatırı sayılır bir kısmı bile ona ateş püskürüyor. Savaşın ekonomik faturasını ödeyen ve bunun karşılığında işsizlik ve enflasyonla cezâlandırılan ABD kamuoyu .Trump’ın ayakları altındaki halıyı çekmeye başladı.Daha evvel de olabilir, ama en geç Kasım ayında Trump’ın ipinin çekileceğini düşünüyorum. Onun yerini alacak olan lider ve ekibinin bunun hesâbını Netanyahu’dan soracağını bekliyorum. Arkasındaki ABD desteği dibe vurmuş olan olan İsrâil’in ise yeni devirde eskisi kadar fütursuz at oynatabileceğini zannetmiyorum. Elbette bu geçiş ABD’yi eski konumuna geri getirmeyecektir. ABD Hegemonyası bu mâceradan ağır yaralı olarak çıkacak. Ama tedâvi kabul etmeyen bu yaraların zamân içinde işleyeceğini ve bu kovboy devletin tekmil vücudunu saracağını düşünüyorum.

Manzaraya daha büyük bir mercekle bakmaya çalıştığımda , çok net olmasa da gördüğüm şeyler bana başka bir şeyleri düşündürüyor. Acaba ABD’yi dev bir güç hâline getirmiş olan bâzı tekeller artık ondan vazgeçmiş olabilirler mi? ABD’yi ABD yapan bu tekeller artık onu gözden çıkarmış olabilirler mi? Başlangıçta bu sualler tutarsız görünebilir? Lâkin dikkatli bir şekilde bağlamlarına oturtulabilirse yabana atılmamaları gerektiği anlaşılacaktır.

Bunun için Dolar-ABD bağına yakından bakmak faydalı olacaktır. Eğer üzerinde ABD’yi çağrıştıran simgelere ve ifâdelere bakıp, bunun “ABD’nin millî parası” olduğu hükmünü verirsek yukarıdaki sualin özgül ağırlığını kavramamış oluruz. Her ne kadar o intibayı verse de ABD Doları esâsen ABD’nin değildir. Bu paraların ne bir vatanı, ne de devleti vardır. Birikim sürecindeki trafiğe bakıp bunu hemen anlayabiliriz. İtalya, İspanya, Hollanda, Fransa, Birleşik Krallık finansal sermâyenin farklı zamanlardaki üs merkezleri oldular. II.Umûmî Harp sonrasında yeni merkezin ABD olması ve cinsinin veyâ isminin Stelin’den Dolar’a evrilmesi ona özgül ağırlığını kaybettirmiyor. Târihte muhtemelen para kadar kolay kimlik değiştiren hiçbir şey yoktur. Paranın trafiğini tâkip etmek için elimizde bâzı kıstaslar mevcut. Bir defâ para, üretici güçlerin, buna ilâveten üretim hacimlerinin en yüksek seviyede seyrettiği yere evrilir. Bu, birinci ksıtastır. İkinci kıstas, bâzılarının zannettiği gibi liberal hukuk değil, kuvvetli müesses devlet yapılarının hüküm sürmekte olmasıdır. Nihâyet, kuvvetli ordular bunun üçüncü ayağını oluşturur. Bu kıstaslara göre ABD-Çin mukayesesi herşeyi ortaya koymaktadır. Üretim kapasitesi 1970’lerden itibâren çökmekte olan olan ABD,bunu teknoloji üstünlüğünü bir müddet koruyarak hegemon konumunu telâfi edebildi. Ama son on seneler içinde bunu da kaptırdı. Elinde sâdece askeri gücü kaldı. İran savaşında bunu da kaybetti. Artık çöküşü kaçınılmaz. Finans tekelleri ,yeni teknoloji ekseninde kendi dönüşümünü de içerecek şekilde ABD’yi terk etmeye hazırlanıyor. Bavullarını hazırladılar. Geride bir enkaz bırakarak ABD’yi terk ediyorlar. Evvelâ , siyonist bir aşırı sağcı bir akıl tutulmasıyla zıvanadan çıkan veyâ çıkartılan ABD müesses nizâmının ve ordusunun önü açıldı. Kolay zaferler kazandırıldı ona. Yavaş yavaş batağa çekildi. İran ABD için son perde oldu. Bu son rezil perde için Trump ve şürekâsı biçilmiş bir kaftandı. Trump’ın performansı için söylenebilecek yegâne şey, ABD’ye en büyük kötülüğü yapacak bir başkan seçimi yapılmış olsa en kuvvetli aday kim olurdu sualine verilecek cevâbın bire bir karşılığı değil de nedir? Raf ömrü şu aralar doluyor. Şürekâsı ile berâber buruşturulup çöpe atılacak. Birleşik Krallığın sahneye çıkması esâsen Ciity of London’ın sahneye çıkmasıdır. Günün sonunda olacak olan bu gibi göründü bana..Yabana atılmaması ve elbette ince ince işlenmesi gereken bir tespit bu…

Önceki ve Sonraki Yazılar