1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Elhamdulillah, Barekallah!
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Elhamdulillah, Barekallah!

A+A-

Kaç senedir dinlerine olan inançlarını kaybedenler İslami hareket ve akımların, kısaca İslamcılığın ölümünü ilan edip duruyorlar. Ben ise her seferinde İslam ölmedikçe İslamcılığın da ölmeyeceğini tekrarlayıp duruyorum.

Peki İslamcılığın ölümünü ilan edenler bize neyi anlatmaya çalışıyor? Cenaze salasını okuyanları ikiye ayırmak mümkün:

1. İslami mesajın ücra köşelere, hak ve adalet arayanlara ulaşması halinde maddi, askeri ve sosyo-politik saltanatlarının sona ereceği endişesi içinde olanlar ile adaletsiz bölüşümden iyi ulufe alanlar;

2. Sahip oldukları iktidarın haram nimetlerini hoyratça, umursamazca ve magandaca kullananların İslam’ın hüküm sürmesi durumunda bu gayrimeşru imkan ve avantajlarını kaybedeceği korkusu içinde olan sağcı-muhafazakâr, sabık İslamcı din bezirganları, dinbazlar.

Fakat İslam ölmez, varoluşsaldır, zulme ve sömürüye başkaldırıdır, özgürlük ve adalet arayışıdır, mütealdir ve cihadı süreklidir.

Bir ideoloji, doktrin veya davanın ayakta olup olmadığının göstergesi maruz kaldığı askeri yenilgi değildir, kuruluş ve örgütlerinin kapatılması, üyelerinin hapse atılması, şehit edilmesi de değildir; aksine yerel, ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde zulme, zorbalığa, fesada, isitila ve saldırılara karşı mücadele edip etmediği meselesidir. Bu mücadelede bazılarının kendilerini “İslamcı” olarak isimlendirmemesi müşkül değil, ölçü İslam’ın iki ana kaynağı Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve Elçisinin Sünnet ve Siretini referans alarak mücadele azmine sahip olmaktır.

Peki, kimdir bu yeryüzüün fesatçıları ve zorbaları?

Tabii ki Amerika, Avrupa ve İsrail’dir. Bu zorbalara karşı çıkan yüzbinlerce laik, ateist, sol-sosyalist vicdan sahiplerini istisna ediyorum, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’i ve arkasında duran İspanyolları, Latin Amerika’daki solcuları ve sosyalistleri saygıyla ve minnetle anıyorum; bunlar Müslüman değil, atesit, Hıristiyan ve Yahudi de olsa selim akıllarını, temiz vicdanlarını harekete geçiren Haniflerdir.

Bölgemizde İslamcılar hem kendi dinleri ve dindaşları, hem yeryüzünün bütün mustaz’afları adına mücadele veriyorlar.

Başarı direniştir, başarı cehd, mücahede ve cihattır. Bizler zaferle değil, seferle mükellefiz. Amerika ve İsrail’in, petrodolar meliklerin eteğine yapışmış “sahte selefilerin cihadı” değil, onlarınkinin cihad olmadığı anlaşılmıştır, ayan beyan aşikâr olmuştur. Kravatlı takım elbiselerinin üzerinde yeryüzü haydudunun parfüm kokuları var, basketbol takım arkadaşları Pentagon’un Müslüman kanı döken katillerdir.

Kimler cihad ediyor? Sayayım:

Firavun’un zindanlarından çıkarıldığı mahkemede savunmasını yapan Muhammed Mursi; Tunus zindanlarında yatan Raşid Gannuşi, İsrail’in füzelerine hedef olan Şeyh Ahmet Yasin, bombardıman altına iken hiç değilse elinde bir tahta parçasını bulunduran Yahya Sinvar; ailesinin şehadet haberi geldiğinde “Ailem Filistin halkından daha mı değerli” diyen ve kendisi de şehid düşen İsmail Heniye; bir günden bir güne Siyonistlere boyun eğmeyen, beş bin evladını Gazze için feda eden Hasan Nasrallah; Ensarullah’ın Başbakanı Ahmet Galib er Rehavi ve kabine üyeleri; 37 sene en yüksek makamda rehberlik yaparken yırtık ayakkabı ile şehadete giden Ayetullah Hameney ve onlarca komutan. Siz hiç Cumhurbaşkanından bile üstün makamda olan bir zatın yırtık ayakkabı ile gezdiğini gördünüz mü? Sarayda yaşamıyordu, ailesiyle normal bir evde şehit oldu.

Şöyle bir muhasebe yapmıştı:

“-87 yaşımı tamamlıyorum, benden bu kadar, arkamda muazzam kadrolar var, benim kadar güzel yürütürler, şehid olayım.” 7-8 yaşındaki torununa şöyle demişti:

“-Derslerini çalış, bilim adamı ol, hizmet et, 80-90 yaşına gelince de şehit ol!” Torununa yaptığı vasiyet onun yol haritasıymış.

Modern eğitim işleminden geçmiş zihinler bunu anlamaz, hatta “ölümsevicilik” görür. Ama bu insanlar başka! Şehadet, cihad bunlar için bambaşka bir anlam ifade ediyor. Motive ettikleri halk da öyle! İsrail’de insanlar sığınaklara kaçarken, İranlılar üzerlerine bombalar yağarken sokaklarda gösteri yapıyor, yurtdışında olanlar işlerini güçlerini bırakıp ülkelerine dönüyor!

Ya bu Yemenliler!

Allah aşkına bilen var mı? Yemenliler kim? Ne yer, ne içerler? Dünyanın en yoksul insanları, İsrail’e kök söktürüyorlar, müstekbir korsanların gemilerine yol vermiyorlar! Bu ahım şahım palavracı, korkak, sahtekar, harami, Amerika ve İsrail’e hamile liderlerimize bakıp kendi kendime soruyorum:

Bu Ensarullah mücahitlerin reel politiği nedir? Hangi “devlet aklı”nı kullanıyorlar? Belki bunlar devlet bile değiller!

Hatırlıyor musunuz, bizde hayli etkili bir zat ne demişti Yemenlilere: “Siz fakir fukara insanlarsanız, neyinize güvenip Amerika’ya, İsrail’e kafa tutuyorsunuz?”

Sahiden bu mübarek mü’minler neye, kime güveniyorlar?

Diğer yetkili bir zat, 28 Şubat savaşından önce “Hazırlığın yoksa İsrail’le ağız dalaşına bile giremezsin” demişti. Bakar mısınız, sadece İsrail’le değil, küresel haydut Amerika ile savaşa giren İran, şimdi ateşkese bile yanaşmıyor. Madara etti Amerika’yı da İsrail’i de!

Bu insanlar hayalci değil, ütopya üretmiyorlar. Muhteşem bir strateji, taktik ve operasyon kabiliyetine sahipler. Hayranlık uyandıran bir zeka, olabilecek en rasyonel politikalar… Demek ki iman ile akıl, Allah’a güven-tevekkül ile zeka arasında çatışma yok. Zafer ikisiyle mümkün.

İki gün önce 75 yaşıma bastım. Şükür, zihni melekelerim yerli yerinde, belki 50 sene öncesinden daha berrak düşünüyorum. Dinim ve İslamcılık konusunda hiç yanılmadım, şüpheye düşmedim. Peşpeşe şehid düşenleri kıskanıyorum.

“İslamcılık altın çağını yaşıyor” dediğimde, bazıları yaşıma, bazıları hayalciliğime verdi!

Hiçbiri değil!

İslam ve İslamcılık, kadavraya dönmüş dünyayı ayağa kaldıracak Nefhay-ı ruhtur.

Herşey ortada, herşey herkesin gözü önünde cereyan ediyor.

Modern ve postmodern çağda küresel küfür, fesat, zorbalık, talan, sapkınlık, sömürü ve kibir “Siyonizm”de tecessüm etmiş durumda. İki kanadından biri Haçlı Siyonist Amerika, diğeri Siyonist İsrail! Avrupa ise Siyonizm’in nedimesi!

Bizim, zulmedenler hariç (2/193) ne Hıristiyan’a ne Yahudi’ye veya başka inançtan kimseye ebedi ve kategorik husumetimiz yok. Şanı yüce Allah, tam bu konuda şöyle buyurur:

“Umulur ki, Rabbiniz size merhamet eder, fakat siz (fesada ve cinayetlere) dönerseniz biz de döneriz. ” (17/İsra, 8)

Hıristiyan ve Yahudi zorbalar döndüler, biz de döndük!

Mezhepçiliği kaşıyanlar kaşımaya, din adına Amerika ve İsrail’e sığınanlar sığınmaya devam etsinler. Allah var, gam yok!

“De ki: “Herkes kendi şakilesine (ahlakına) göre amel eder. Kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilir. ” (17/İsra, 84)

Dönenler ihlaslı Şiiler, Sünniler, Zeydiler; milyonlarca mü’min erkek ve mü’mine kadınlardır. Şehadet şerbetini içmek isteyenler er meydanında sıraya girmiş bulunuyorlar.

Daru’l İslam’ın her yanından aynı sada yükseliyor:

Elhamdulillah cihattayız!

Barekallah cephedeyiz!

Önceki ve Sonraki Yazılar