Çözülme süreci ve oyun bozucu faktörler
Suriye özelinde toprağa bağlı siyasal statü arayışında ‘Kürtlerin Zamanı’ dediğim dönemsel süreçte ters akış yaşanıyor. Bu durum, Türkiye’de Kürtlerle sorunun çözümüne ilişkin İmralı görüşmelerine paralel gelişiyor. Konuşulan ‘çözüm’ ama paradoks olarak çözme değil çözülme sistematiği işliyor. Süreç var olanı tanıma veya statü verme temelinde değil feshetme ya da sistem içinde eritme yönünde ilerliyor. Bu konuda Cumhur İttifakı kendi oyun planında epeyce yol aldı.
Bir önceki fasılla kıyaslama yaparsak; 2013’te görüşmeleri başlatan itici faktörler ve devletin varmak istediği sonuçlar son süreç için de geçerli. İlkinde üç kantonlu fiile özerklik kırmızı çizgiydi. Bir taraf için korunması, diğer taraf için yıkılması gereken bir çizgiydi. ABD’nin Halk Koruma Birlikleri (YPG) ortaklık kurması tehdit algısını yükseltti ve devletin meseleye yaklaşımını yeniden militarize etti. Ankara üç askeri harekâtla ‘Kürt Koridoru’nu parçalamakla övünürken 2024’te İsrail’in bölgede güç denklemini değiştirme hedefiyle yürüttüğü saldırılar bu sefer ‘Davut Koridoru’ korkusunu diriltti. İşin ironik tarafı şu ki Kürt aktörler İsrail’le işbirliğinin hem sahada hem de Washington nezdinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve özek yönetimin konumunu sağlamlaştıracağı yönünde beklentilere girmişken Cumhur İttifakı ile Abdullah Öcalan ‘Davut Koridoru’ korkusunda çakıştı. İki taraf da İsrail’in Kürtlere el atmasının tehlikesini İmralı’da masayı yeniden kurmak için kullandı.
Bu arada Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönmesi, Ankara’nın hesaplarını bıçak sırtına yatırdı. Öngörü iki yönlüydü: İsrail’in güçlü destekçisi Trump, Siyonist saldırganlığın önünü tamamen açar ya da bunu sınırlandırarak Erdoğan’la çalışma yoluna gider. Türkiye ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle Suriye’yi Amerikan eksenine kazanmak ve bölgenin siyasal çehresini tamamen değiştirmek için İsrail’i bir noktadan sonra tutmak gerekiyordu. Sufle pragmatikti: ‘Şimdi dur ve geleceğe bak: 1967’de işgal ettiğin topraklarda statüko değişmeden Suriye ve Lübnan Abraham Anlaşmalarına dahil olabilir. Kürtler nedeniyle Orta Doğu’da çözüm ortağımız Türkiye ile bozuşmaya değmez.’
Osmanlı millet sistemi üzerinden vaaz veren Trump’ın özel temsilcisi Thomas Barrack’ın bütün önermeleri bu mantık üzerinden yürüyor. 10 Mart 2025 Anlaşması, 6 Ocak 2026’dan itibaren kontrol coğrafyasındaki hızlı değişim, ABD’nin IŞİD’e karşı SDG ile ortaklığı bitirmesi ve nihayetinde SDG ve özerk yönetimin tamamen feshini hedefleyen 29 Ocak 2026 entegrasyon anlaşması pek çok şeyin çakışması sonucu oldu. İmralı da bu çakışmanın bir tarafındaydı.
Geçen hafta sürecin yasa tasarısı meclise sunulurken Suriye’de temas trafiğinin artması elbette tesadüf değil. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani 3 Ağustos’ta Şam’a gitti. Bu ziyarette entegrasyondaki pürüzlerin aşılmasına yönelik bazı dokunuşlar yapıldı. Ardından SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile HTŞ’nin Cumhurbaşkanı Ebu Muhammed el Colani ile bir araya geldi. SDG ve özerk yönetimin resmen fesih kararının daha fazla gecikmeden ilan edilmesi istendi. Bu temasları Dışişleri Bakanı Esad el Şeybani’nin Ankara ziyareti izledi. Yani burada yasal çerçeve oluşurken oraya da ‘Elinizi çabuk tutun’ denildi.
Bu temaslar sürecin sadece Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki kamp alanlarının dağıtılması, mağara sığınaklarının boşaltılması ve silahların teslim edilmesine bağlı olmadığını hatırlatıyor. Sürecin ilerleme hızı aynı zamanda SDG ve özerk yönetiminin entegrasyonuna yönelik adımlara bağlı.
Ankara entegrasyonun düzeyinden memnun değil. Orada da feshin resmen ve fiilen gerçekleşmesini bekliyor. Yine de Suriye’de entegrasyonun eninde sonunda kıvamını bulacağını umarken araya İran savaşı girdi. ABD ve İsrail’in İranlı Kürt grupları kara gücü olarak kullanma planı PKK’nin silahsızlanma ve fesih sürecini rayından çıkarabilecek bir gelişme olarak görüldü. Trump’ın bu planı rafa kaldırmasında Erdoğan’ın telkin ve uyarılarının etkili olduğuna dair farklı mecralarda iddialar paylaşıldı. Fakat İsrail, İranlı Kürtlerin peşini bırakmış değil. Koşullara bağlı olarak bu seçeneğin masaya geleceği ihtimali dışlanmıyor. Ankara silahsızlanma kararının PJAK’ı da kapsadığını savunurken İran’da olası bir türbülans silahlı varlığın burada temerküz etmesini sağlayabilir.
PJAK zaten Öcalan’ın çağrısının kendilerini kapsamadığını savunuyor. İran açısından da ülkenin batısından Kürt güçlerle cephe planı ölmedi. O yüzden Irak Kürdistan’ındaki kampları hedef alırken bunların ‘önleyici saldırı’ olduğunu savunuyor.
Kandil’in bir gözü İmralı’da, diğer gözü İran savaşında. Kürt hareketi, Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki kampları boşaltırken askeri varlığını İran sınırlarına kaydırıyor. Hatta Kandil, Çoman ve Sidekan eksenlerinde hendek kazma çalışmalarının yürütüldüğü söyleniyor. Olası senaryolara karşı Kandil’in İran tarafına bakan kısımları, askeri varlığın korunabileceği bir alan olarak görülüyor. Türkiye’de süreç dikiş tutmazsa burası bir dayanak noktası haline gelebilir.
PJAK’ın ne kadar sürecin dışında tutulacağı Ankara’nın bu meseleyi İran ve ABD ile nasıl konuştuğuna da bağlı.
Ankara, Trump’ı boş bırakmıyor ki İran’a karşı Kürt planına geri dönmesin. Fakat ABD ve Körfez’le çıkarlarını gözeterek İran savaşında çift kullanımlı pozisyonlara da düşüyor. Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı deniz koalisyonuna destek sundu. Pakistan ve Suudi Arabistan’la birlikte üçlü Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladı. ABD’nin İran’ı halletmeye endeksli yeni bölgesel tasarımında Türkiye, Irak ve Suriye birlikte ele alınıyor. Üstelik Hürmüz’ü baypas eden boru hatları ve ulaşım projeleri tekrar kıymete biniyor. Tahran bunları İran’ı kuşatma ya da tecrit etme girişimleri olarak görüyor. Bütün bunlar Ankara-Tahran ilişkilerini yeni bir test sürüşüne çıkarıyor.
PJAK Mossad ve CIA’in planlarının dışında kalırsa İran da hedef listesini ona göre gözden geçirebilir. Yani İranlı Kürt gruplarla ilgili seçici davranabilir. Ankara’nın istediği bu değil. Çetrefilli bir denklemde bütün ip uçlarını bir yerde buluşturmak mümkün olmayabilir.


