1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Erdoğan: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır
Erdoğan: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır

Erdoğan: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz." ded

A+A-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu salonunda dünya liderlerine hitap etti.

Konuşmasında küresel sisteme, uluslararası hukukun çifte standardına ve Gazze'deki insani drama sert tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, mazlumların hakkını savunmayı sürdüreceklerini belirterek, "Biz gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz. Tayyip Erdoğan olarak, büyük bir milletin Cumhurbaşkanı olarak, Rabbim ömür verdikçe bu kürsüden mazlumların hakkını savunmaya, sesi olmaya devam edeceğim." ifadelerini kullandı.

"BM görevini icra edemez hale getirilmiştir"

Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak amacıyla kurulan BM Teşkilatının kan kaybetmeye devam ettiğini dile getiren Erdoğan, "190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir." çağrısında bulundu.

"Gazze çağımızın en utanç verici temerküz kampıdır"

İsrail'in saldırılarına ve Batı Şeria'daki yerleşimci terörüne dikkati çeken Erdoğan, Gazze'nin yalnızca dünyanın en büyük çocuk kabristanı değil, aynı zamanda en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgesi haline geldiğini vurguladı.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın salonda bulunamamasının vicdanları yaraladığını kaydeden Erdoğan, "Gazze çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin'in vücut bulacağı güzel günleri göreceğiz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin tescil edilmesi gerektiğini belirterek, tüm uluslararası toplumu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni resmen tanımaya ve diplomatik ilişkiler kurmaya davet etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan BM kürsüsünden 16'ncı kez dünyaya seslendi

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

Sayın başkan, değerli devlet ve hükümet başkanları, sayın Genel Sekreter, kıymetli delegeler, sizleri şahsım ve milletim adına en kalbi duygularımla selamlıyor, bu kürsüden sizlere bir kere daha hitap etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Birleşmiş Milletler 81'inci Genel Kurulu'nun başta mazlumlar olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Genel Kurul Başkanlığını tamamlayan Sayın Baerbock'a teşekkür ediyor, başkanlığı devralan Sayın Rahman'a da başarılar diliyorum. 10 yıla yakın süredir Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini tarafsızlıkla, hepsinden önemlisi cesaretle yürüten kıymetli dostum Sayın Guterres'e çabalarından dolayı tebriklerimizi, teşekkürlerimizi iletiyorum.

"Filistin halkının mücadelesini duyurmaya devam edeceğiz"

Öncelikle bir üzüntümü ifade etmek isterim. Üye ülkelerin kahir ekseriyetini resmen tanıdığı Filistin Devleti'nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi özgür ve egemen Filistin Devleti'nin sesi olacak, Filistin halkının bu mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle bugün bir kez daha Filistin devletini henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.

"İnsanlık o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri bekliyor"

26 Haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Anlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla, "Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve anlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik." demişlerdi.

Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti. Ama insanlık halen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor. Öyle çok uzağa gitmeye gerek yok. Sadece son 1 yıldaki tabloya göz atmak kâfidir. Bakınız; geride bıraktığımız 12 ay, 60'ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti.

"Lübnan'a 250 bin insan hayatını kaybetti"

Gazze'den Ukrayna ve Rusya'ya, Myanmar'dan Darfur'a, İran'dan Lübnan'a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşandı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze'de son 3 yılda, çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı halen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor. Eşlerinin, çocuklarının, anne babalarının naaşlarını çıkarıyor.

İsrail'in saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor. Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70'inden fazlası şu anda hizmet veremiyor.

"Gazze çağımızın en insanlık dışı temerküz kampıdır"

Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak bu kürsüden bizim için vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir; aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir.

Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan Trump'ın gayretleri ve bizim de dahil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1500'ü aşmıştır. Filistin direniş hareketi barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği halde İsrail hükümeti işgali durdurmaya yanaşmıyor.

"Yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor"

Batı Şeria'da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor. Kudüs'te Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekanlara erişimi engelleniyor. Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor.

"Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var"

Şimdi değerli dostlarım, bugün kalbimle kelamım arasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın. Kimse gücenmesin, alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insaf ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.

"BM, görevlerini icra edemez hale getirilmiştir"

Hepimizi sarsması gereken bu manzaranın bize anlattığı şudur. Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı bu görevini icra edemez hale gelmiş, daha doğrusu getirilmiştir. Teşkilat kan kaybetmeye devam etmektedir. Filistin'de, Lübnan'da, Sudan'da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletler'e bağlamış olanlar derin bir hayal kırıklığı içindedir. Ama hatırlatmak isterim ki bir gün herkes insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacaktır.

"Yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz"

Bugün kendimizi güven içinde, refah içinde, esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma bölgelerinden, kriz bölgelerinden uzakta konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını, başımıza ne geleceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyorum. Sayın Genel Sekreter'in 'Birleşmiş Milletler 80' girişimi dahil bu yönde sarf ettiği samimi çabaları destekliyoruz. Bu reform iradesinin müteakip Genel Sekreter döneminde de sürdürülmesini bekliyoruz.

"Güvenlik Konseyi 'Dünya 5'ten büyüktür' ilkesine göre reforme edilmelidir"

Tabii burada şu hakikati çok net ifade etmek istiyorum. Eğer Birleşmiş Milletler'e olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir.

Gazze'de çocuklar güven içinde olacak. Filistinli yavrular gökyüzüne bakınca savaş uçaklarını, İHA'ları, SİHA'ları değil, özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan'da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak, umutla bakacak. Birleşmiş Milletler'e güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir.

190'dan fazla ülkenin iradesinin 5 ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi "Dünya 5'ten büyüktür" ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir.

"Cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur"

Değerli dostlarım, bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmamız gerekirken, diğer yandan daha adil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıyoruz.

Bu noktada bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum.

Evvela uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur.

İkinci olarak; uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak bu ilkeyle hareket ettiğimiz Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk.

Üçüncü olarak; iş birliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir.

Dördüncü olarak; dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar eninde sonunda huzur ve istikrarda birleşecektir.

Son olarak; insan merkezli teknoloji anlayışını hakim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno kutuplaşma ve dijital hegemonya ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır.

"Attığımız her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışındayız"

Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmıyoruz. Attığımız her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışındayız. Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan'la kurduğumuz savunma ittifakı ile hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyoruz. Körfez'de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor. Buradaki çatışmaları civar bölgelere yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum.

"Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor"

Gazze'de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh'te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum. Şunu herkes artık kabul etsin: Filistin Devleti'ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.

"Suriye, 8 Aralık devrimi ile birlikte yeni bir yola girdi"

14 yıllık zulmün ardından Suriye, 8 Aralık devrimi ile birlikte yeni bir yola girdi. Cumhurbaşkanı Şara'nın liderliğinde Suriye'nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz.

Bir diğer komşumuz Irak'ta devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak'la iş birliği içinde çalışıyoruz.

"Karadeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılar kabul edilemez"

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ise Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. Karadeniz'de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari gemilere yönelik son saldırıların, kim tarafından yapılırsa yapılsın, kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.