
Bakırhan: Kürtlerin acısının zafer olarak sunulduğu yerde kardeşlik olmaz
.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye’de yaşanan gelişmeler ve Türkiye’nin tutumuna ilişkin kaleme aldığı yazıda, Kürtlerde derin bir kırılma yaşandığını belirterek “Kürtlerin acısının zafer olarak sunulduğu bir zeminde kardeşlik kurulamaz” dedi. İmralı görüşmelerine, Öcalan’ın çözüm çağrılarına ve “Terörsüz Türkiye” sürecine de değinen Bakırhan, “Kırılma derinlerde ve görmezden gelindikçe sessizce ve öfkeyle büyüyor” uyarısında bulundu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye’deki çatışmalar, SDG’nin bazı bölgelerden çekilmesi ve Nusaybin’de Türk bayrağına yönelik provokasyon sonrası yaşananlara dair kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Bakırhan, Medyascope’ta yayımlanan yazısında Türkiye’nin Suriye politikasını eleştirerek, “Kürtlerin acısının Türklerin zaferi olarak sunulduğu bir zeminde nasıl bir kardeşlik kurulabilir?” diye sordu.
Bakırhan, "Kürdün hayatı ve hakları bir kararname kâğıdı değil, anayasal güvence konusudur. Ve sadece Kürtler değil: Aleviler, Dürziler, Türkmenler, Süryaniler… Hepsine yönelik katliam tehditleri ortadan kalkmalıdır. Suriye’nin geleceği, tüm halkların ve inançların eşit siyasal katılımına dayalı bir yönetim modeliyle kurulmalıdır. Bu taleplerin 21. yüzyılda hâlâ ifade ediliyor olmasının bir utanç olduğunu ama bu utancın halklara ait olmadığını da not düşmek isterim" ifadelerini kullandı.
'SURİYE'DE ATEŞE BENZİN DÖKEN KİM?'
Suriye'de yaşanan çatışmalar ve SDG'nin hakimiyetinden olan birçok bölgeden çekilmesi sonrasında Türkiye'nin benimsediği tutumun Kürtlerde duygusal bir kopuşa yol açtığını öne süren Bakırhan Medyascope’ta yayımlanan yazısında şunları söyledi:
"Diyoruz ki açın İmralı kapısını, bakalım kim Öcalan’ı dinliyor, kim dinlemiyor? Öcalan yıllardır Türkiye’de ve Suriye’de çözüm, ortak yaşam diyor. Peki Suriye’de çözümü dinamitleyen DEM Parti mi, yoksa Türkiye’nin yanlış politikaları mı? Suriye’de ateşe benzin döken kim? Meclis heyeti Sayın Öcalan’ı ziyaret etti. Tutanaklar açıklandı. O görüşmede Sayın Öcalan’ın yaptığı önerilerin tam tersi bir politikanın Rojava’da izlendiği ortaya çıktı."
'DERİN KIRILMALARA ŞAHİT OLDUM'
Bakırhan 'Terörsüz Türkiye' adıyla yürütülen süreç ve son yaşanan gelişmelere ilişkin şu ifadelere yer verdi:
"Günlerdir sınır bölgelerindeyim. Kürtlerin gözlerinde hayatımda hiç olmadığı kadar derin kırılmalara şahit oldum. Bunun en basit ama en derin nedeni şu: Bir halka alenen haksızlık yapılması, haysiyetlerini çiğneyecek sözler ve eylemler yapılması siyasetin ötesinde bir meseledir. O ince eşiği siyasete kurban eden hoyratlık, tarih boyunca ters tepti. Bu doğru okunmalıdır. İktidarın bu ikili politikalarını Kürtler sadece siyasette değil, hayatlarının her anında görüyor, yaşıyor. Ekranlarda katliam çağrılarına varan rahatlık, halka ve temsilcilerine hakaret, garip zafer naraları, had bildirenler ve parmak sallayanlar… “Kadim Kürt kardeşim” dediklerinizin yaşadığı duygu kırılmasını görmeyenlere sesleniyorum: Bu bir sitem değil; bir halkın vicdanında büyüyen tarihî kırılmadır. Kırılma derinlerde ve görmezden gelindikçe sessizce ve öfkeyle büyüyor. Şimdi bu duygu kırılmasını giderecek olan devlettir, medyadır, siyaset kurumudur. Peki nasıl giderilecek? Bu büyük kırılma nasıl telafi edilir? Hangi somut adımlarla güven yeniden tesis edilir? Sorular ortada duruyor.
'KARDEŞLİK KAMERALAR ÖNÜNDE DEĞİL, KUŞATMA ALTINDA FARZDIR'
Sayın Bahçeli 2024’te “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa, Türk değildir; Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa, Kürt değildir. Türklerle Kürtlerin ortak düşman ve ortak tehlike karşısında bulunmalıdır. Türklerin ve Kürtlerin birbirini sevmesi, her iki taraf için hem dinî hem de siyasi bir farzdır” sözlerini sarf etti. Peki Suriye’de tehlikede olan Kürt değil mi? Soğuktan donan çocuklar kim? Elektriği kesilen, kenti kuşatılan kim? IŞİD ve türevi çetelerin saldırdığı kim? Kardeşlik “farz” ise, Kobani bunun imtihanıdır. Kardeşlik kameralar önünde değil, kuşatma altında farzdır. Şimdi soruyorum: Tehlikede olan Kürtlere, sıkılı yumruklarınızı açıp kardeşlik elinizi uzatacak mısınız?
Bir halkın onuruna dil uzatılması, açık bir savaş suçunu zafer olarak görüp yenme-yenilmeye çekilmesi toplumsal birliği ve barışı zedeler. Şam’da zafer arayanlar Türkiye’yi kaybettiğini görmelidir. Türkiye–Kürt ilişkileri bu duygu kırılmasının altında ezilirse, yarınlar için nasıl bir umut inşa edebiliriz? Kürtlerin acısının, Türklerin zaferi olarak sunulduğu bir zeminde nasıl bir kardeşlik kurulabilir? Bu soruları milyonlar adına soruyorum.
Haliyle şunu açık şekilde ifade ediyoruz: Türkiye, Suriye’de HTŞ’nin değil, Suriye halklarının müttefiki olmalı. Her halka, her inanca aynı gözle bakmalı. Kürtlere düşmanlık, HTŞ’ye ve selefilere ayrıcalık kabul edilemez. Türkiye artık bu Rojava fobisinden kurtulmalı! Suriye’deki gerilim ve çatışmalarda taraf değil, yapıcı bir güç olmalı. Çözüme katkı sunmalı.
Daha önce de defaatle belirttik, Türkiye artık gerçek anlamda Kürtlerin de devleti olmalı. Bu bir temenni değil; cumhuriyetin demokrasi borcudur. Kürtleri Türkiye’nin zayıf karnı olarak kodlayan her dış ve iç girişime set çekilmelidir. Suriye de gerçek anlamda Kürtlerin de devleti olmalı. Şam, Kobani’nin; Ankara, Diyarbakır’ın demokratik çatısı olmalı. Ama ısrarla bu çatıyı eşitlikten değil de inkârdan kurmak isteyen bir akıl var.
'HAKİKATLER SİYASETİN İSTEKLERİNE GÖRE EĞİLİP BÜKÜLEMEZ'
Suriye’dekiler için “Onlar ayrı Kürtler”, “Onlar kökenli Kürtler” gibi anlamsız söylemlere gerek yok. Samimiyetimle söylüyorum: Kimin savaşı istediğini, kimin çözümsüzlükten yana olduğunu söz kuran herkes buyursun gitsin Kobani, Qamişlo, Haseke, Cizir halkına sorsun. Buyurun gidin onlarla görüşün. Hakikatler siyasetin isteklerine göre eğilip bükülemez.
“Türkiye Yüzyılı”, Kürtleri dışlayarak mı inşa edilecek? Böyle olmaz, böyle bir gelecek inşa edilmez! Kürtler 22 Ekim süreci ile hukuk dışılıktan kurtulup cumhuriyetin yasallığına dahil olmak istiyor. Ama Rojava’daki politikalarla Kürtler size nasıl ve kime güvenecek?
Bu bakımdan Türkiye’nin Şam’a destek vererek elde edeceği zafer bir Pirus zaferidir. Alınacak yara, kazanılandan ağırdır. Tarihe bakın; Kürtleri inciterek, yok sayarak zafer sağlanmamıştır. Rojava’yı koruyarak, Kürtlerin hakkına, hukukuna sahip çıkarak elde edilecek zafer ise Malazgirt gibidir. Tarihi bir kapı açar, gelecek nesillere umut taşır…
Pirus’un yalnızlığı mı Malazgirt’in kardeşliği mi? Karar da vebal da buradadır.
'KİM BARIŞ İÇİN BİR DAMLA TER DÖKÜYORSA, BİZ ONUN YOLDAŞIYIZ'
Günlerdir devam eden “DEM Parti demokrasiden mi yana yoksa çözümsüzlükten mi? PKK’nin kurucu önderinin yanında mı, yoksa karşısında mı?” tartışmalarına da değinmek istiyorum. Öncelikle şunu buradan net ifade edelim: Defalarca söyledik, tekrar söylüyoruz. Cevabımız nettir, gizlimiz saklımız yoktur. Biz sonuna kadar, amasız ve fakatsız barışın yanındayız! Kim barış için bir damla ter döküyorsa, biz onun yoldaşıyız. Bu konuda manipülasyonlara gelmeyecek, savunma pozisyonuna geçmeyecek kadar şerbetliyiz.
Diyoruz ki açın İmralı kapısını, bakalım kim Öcalan’ı dinliyor, kim dinlemiyor? Öcalan yıllardır Türkiye’de ve Suriye’de çözüm, ortak yaşam diyor. Peki Suriye’de çözümü dinamitleyen DEM Parti mi, yoksa Türkiye’nin yanlış politikaları mı? Suriye’de ateşe benzin döken kim? Meclis heyeti Sayın Öcalan’ı ziyaret etti. Tutanaklar açıklandı. O görüşmede Sayın Öcalan’ın yaptığı önerilerin tam tersi bir politikanın Rojava’da izlendiği ortaya çıktı. Bakın, son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan, “önce savaş durmalı, çatışmasızlık sağlanmalı” diyor. “Bu çatışmaların halkları karşı karşıya getirerek, iç savaşı körükleme amacı taşıdığını” söylemedi mi? Diyaloga davet etmedi mi? Meclis tutanaklarında da ifade edildiği üzere Suriye’ye dair günler önceden açık çağrı yapan, çözüm önerisi sunan, tehlikelere dikkat çeken Sayın Öcalan değil mi?
'KÜRTLER, YÜZÜNÜ ANKARA'YA DÖNMÜŞ ÇÖZÜM BEKLİYOR'
Bu durumda Sayın Öcalan’ı dinlemeyen kim? Suriye’de bomba yağdıran, saldıran, mezarları yıkan, kadınlara işkence eden, çocukların donarak ölmesine göz yuman kim? Lütfen bu basit sorulara cevap verilsin.
Kürtler yaşadığı coğrafyalarda yüzünü Ankara’ya dönmüş çözüm bekliyor. Ama Ankara ısrarla Kürt’ü görmek istemiyor, görmezden geliyor. Kapıyı açmak yerine elinde tırpanla Kürdün haklarını nasıl budarım diye uğraşıyor. Bu uğraşın sahipleri medyada, sahada, her yerde provokasyon üretiyor. Neden engel olunmuyor? Şimdi Kürt kırılmasın, öfkelenmesin de ne yapsın? Elinizi vicdanınıza koyun ve cevap verin Sayın Erdoğan, Sayın Bahçeli.
'KÜRTLERİN ZAFERİ, TÜRKİYE'NİN YENİLGİSİ DEĞİLDİR'
Biz çözüm olan bir siyasetten yanayız. Çarpıtan, kendine göre eğip büken değil. İnsanların hayatı söz konusu. Lütfen sağduyuyu koruyalım. Bir elde ateş, diğer elde buz ile dolaşmak yanlıştır. Biz barışın mimarı olmak istedikçe savaşın müsebbibi olmak isteyenler çoğalıyor. Buna hep birlikte karşı durmak zorundayız. Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum: Kürtlerin acısını görmezden gelen bir siyaset, Türkiye’nin geleceğini de karartır. Kürtlerin zaferi, Türkiye’nin yenilgisi değildir; Kürtlerin yenilgisi de Türkiye’nin zaferi olamaz.
Siyasi tarihimizin en kritik testinden geçiyoruz. Tarih, bugün vereceğimiz kararları unutmayacak. Gelecek nesiller, bu günlerde kimin yanında durduğumuzu soracak. Cevabımız hazır olsun."


HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.