1. HABERLER

  2. EDEBİYAT DEFTERİ

  3. DÜŞÜNCE - YORUM - ANALİZ

  4. AfD'nin yeni seçim zaferi ne anlatıyor?
AfD'nin yeni seçim zaferi ne anlatıyor?

AfD'nin yeni seçim zaferi ne anlatıyor?

Alman siyasetinin, AfD'nin yükselişi kadar ülkenin doğusundaki seçmenlerin neden ısrarla AfD etrafında kümelendiğini ve Doğu ile Batı arasındaki siyasi ayrışmanın neden hâlâ bu kadar güçlü olduğunu da sorgulaması gerekiyor.

A+A-

Dr. Hacı Mehmet Boyraz/ KSÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi/STAR

Aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi'nin (AfD) 6 Eylül'de Saksonya-Anhalt eyaletinde gerçekleşen seçimlerde elde ettiği yeni zafer, partiyi yeniden gündeme taşıdı. İlan edilen geçici sonuçlara göre AfD, oyların yüzde 43,8'ini alarak seçimi açık ara birinci sırada tamamladı. Merkez sağ Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) yüzde 17,2 ile ikinci olurken Sosyal Demokrat Parti yüzde 9,3, Yeşiller yüzde 8,9, Sol Parti yüzde 8,6 ve Sosyal Adalet ve Ekonomik Anlayış İttifakı (BSW) yüzde 5,3 oy aldı. Seçime katılım ise 2021'deki yüzde 60'tan yüzde 77,8'e yükseldi. Dolayısıyla AfD, seçime katılımın yüzde 80'e yaklaştığı bir ortamda oy oranını da iki kattan fazla artırdı. Bu durum, partinin yükselişinin düşük katılımın sağladığı aritmetik bir avantajla açıklanamayacağını gösteriyor.

Bu şartlar altında AfD, 2021'deki Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde aldığı yüzde 20,8'lik oyu beş yıl içinde 23 puan artırarak 83 sandalyeli eyalet meclisinde 39 sandalye kazandı. Aşırı sağcı parti, birinci olmasına rağmen tek başına hükümet kurabilmek için gerekli 42 sandalyenin üç sandalye gerisinde kaldı.

Saksonya-Anhalt, Almanya nüfusunun yaklaşık yüzde 2,5'ini barındıran küçük bir eyalet. Buna karşın ortaya çıkan tabloyu bölgesel bir seçim sonucuyla sınırlı değerlendirmek mümkün değil. AfD'nin 2021'e kıyasla oylarını iki kattan fazla artırması ve CDU'nun yüzde 37,1'den yüzde 17,2'ye gerilemesi, Alman siyasetinde son yıllarda yaşanan dönüşümün çarpıcı bir örneğini oluşturuyor. Seçim sonrasında kimin hükümet kuracağı ve hangi partilerin nasıl bir formülle bir araya geleceği ayrı bir tartışma konusu. Bu yazının konusu ise seçim sonuçlarının Almanya'nın siyasi ve toplumsal dönüşümü hakkında ne anlattığıdır.

Aşırı sağ gücünü tahkim etti

Saksonya-Anhalt sonuçlarının verdiği ilk mesaj, aşırı sağın Almanya'da geçici bir siyasi olgu olmadığı ve gücünü tahkim ettiğidir. AfD, 2013 federal seçimlerinde yüzde 5'lik seçim barajını dahi aşamamıştı. Geçen yılki federal seçimlerde ise Hristiyan Birlik partilerinin (CDU/CSU) ardından ikinci sıraya yükseldi ve Federal Meclis'teki en büyük muhalefet partisi konumuna geldi.

Bu arada AfD, 2024 Thüringen eyalet seçimlerinde yüzde 32,8 oyla ilk kez bir eyalet seçimini birinci sırada tamamladı. 6 Eylül'de Saksonya-Anhalt'ta gerçekleşen seçimlerde ise yüzde 43,8'e ulaşarak bir Alman eyalet seçimindeki en yüksek oy oranını elde etti. Aynı eyalette 2021'de CDU'nun ardından ikinci sırada kalan AfD'nin sadece beş yıl içerisinde oylarını iki kattan fazla artırması, yükselişin ulaştığı boyutu açık biçimde ortaya koyuyor.

Bu tablo, aşırı sağın Alman siyasetindeki varlığı ile seçimlerde ulaştığı güç düzeyini birbirinden ayırmayı gerektiriyor. AfD'nin oy oranı ekonomik sorunlar, düzensiz göç, hayat pahalılığı, güvenlik kaygıları ve merkez partilere yönelik memnuniyetsizlik gibi konjonktürel gelişmelere bağlı olarak artabilir veya azalabilir. Ancak partinin son yıllarda farklı seçimlerde ortaya koyduğu performans, aşırı sağın Alman siyasetindeki varlığının artık konjonktürel olmaktan çıktığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle aşırı sağ, artık Alman siyasetinin geçici değil yapısal bir gerçekliğidir. Bundan sonra tartışılması gereken temel mesele, AfD'nin Alman siyasetinde var olup olmayacağı sorusundan ziyade daha ne kadar ilerleyebileceği ve hatta ne zaman iktidar olabileceğidir.

Bu çarpıcı gerçekliğin arkasında AfD'nin temsil ettiği görüşlere yönelik toplumsal talebi de görmek gerekiyor. AfD'ye verilen oyların tamamını mevcut hükümete tepki, ekonomik memnuniyetsizlik veya merkez partileri cezalandırma isteği üzerinden okumak gelinen aşamada ikna edici değil. Zira bir siyasi parti farklı seçimlerde desteğini artırıyor ve bir eyalette seçmenin yüzde 43,8'inin oyunu alabiliyorsa burada yalnızca protesto davranışından söz edilemez. Üstelik bu sonuç, seçime katılımın yaklaşık yüzde 80'e yükseldiği bir seçimde elde edildi. Bazı kesimler bunu salt popülizm siyaseti şeklinde yorumlasa da AfD'nin sunduğu siyasi arzın karşısında bu siyaseti talep eden geniş bir toplumsal kesimin bulunduğunu unutmamak lazım. Bir başka açıdansa Alman toplumunda aşırı sağa yönelik artan talebe AfD tarafından "başarılı" şekilde karşılık verildiği söylenebilir.

Bu toplumsal desteğin ulaştığı seviye, AfD'ye karşı uzun süredir uygulanan siyasi tecrit (cordon sanitaire) politikasının işlevini de tartışmalı hale getiriyor. Alman siyasetinde "Brandmauer" yani aşırı sağa karşı örülen siyasi güvenlik duvarı olarak adlandırılan bu yaklaşım, merkez partilerin AfD ile koalisyon ve siyasi iş birliği yapmamasına dayanıyor. Bu durum, Saksonya-Anhalt seçimlerinden sonra da büyük ölçüde devam etti ve birçok parti AfD ile iş birliği yapmayacağını açıkladı. Ancak AfD'nin 83 sandalyeli mecliste 39 sandalyeye ulaşması, güvenlik duvarının yarattığı siyasi açmazı daha görünür hale getirdi. AfD dışındaki beş partinin toplam sandalye sayısı 44. Bu durumda AfD'nin dışlanması durumunda ideolojik açıdan birbirinden oldukça uzak partilerin birlikte hareket etmesi gerekiyor.

Haliyle seçmenin yüzde 43,8'inin desteklediği bir partiyi sürekli olarak karar alma mekanizmalarının dışında tutmaya dayanan siyasi tecrit giderek daha fazla maliyet üretiyor. Siyasi güvenlik duvarı AfD'nin hükümete katılımını engelleme işlevini korusa da partinin siyasi sistem üzerindeki etkisini sınırlama kapasitesi giderek zayıflıyor. AfD benzer seçim başarılarını sürdürdüğü takdirde diğer partiler, onu dışarıda tutabilmek için daha geniş ve siyasi açıdan daha uyumsuz koalisyonlara ihtiyaç duyacak. Bu durum, siyasi tecridin sürdürülmesini zorlaştırırken merkezde ve eyaletlerde istikrarlı yönetimlerin kurulmasını doğal olarak güçleştirecektir.

Üstelik seçim sonrasında yaşanan gelişmeler, siyasi tecridin karşı karşıya olduğu baskıyı daha da görünür hale getirdi. AfD'nin hükümet kurmak amacıyla yaptığı görüşme çağrısını BSW'nin kabul etmesi, aşırı sağcı partinin artık yalnızca güçlü bir muhalefet aktörü olmadığını, doğrudan eyalet yönetimine talip olduğunu gösteriyor. AfD'nin 39, BSW'nin ise 5 sandalyeye sahip olduğu düşünüldüğünde iki partinin birlikte hareket etmesi halinde 42 sandalyelik çoğunluk eşiğinin aşılması aritmetik olarak mümkün. Henüz bu görüşmelerin bir koalisyona dönüşeceği kesin değil. Ancak AfD'nin seçimleri kazanan fakat diğer partiler tarafından dışlanan bir aktör olmaktan çıkarak hükümet kurma görüşmeleri yürüten bir aktöre dönüşmesi bile Alman siyasetindeki güvenlik duvarının geldiği noktayı göstermesi açısından önemli.

Siyasi tecridin sınırları AfD'nin Alman siyaseti üzerindeki etkisine bakıldığında daha da belirginleşiyor. Burada hemen belirtmek gerekir ki bir siyasi partinin gücü aldığı oy ve kazandığı sandalyelerle sınırlı değildir. Rakiplerini hangi meseleleri tartışacakları ve hangi politikaları izleyecekleri konusunda etkileyebilmek de önemli bir siyasi güç göstergesidir. Almanya'da aşırı sağın söylem jargonunda önemli bir yer tutan İslam karşıtlığı, göç karşıtlığı, yabancı karşıtlığı ve Türk karşıtlığı gibi menfi konuların son yıllarda siyasi gündemin merkezine yerleşmesi bu açıdan dikkat çekici. Zira AfD'nin yükselişi karşısında merkez partilerin bu konularda daha sert ve aleni söylemlere yönelmesi ve bunu uygulamaya dökmesi, partinin hükümette bulunmadan da siyasi gündemi rahatça etkileyebildiğini gösteriyor. Kısacası aşırı sağa karşı örülen güvenlik duvarı görünürde ayakta dursa da söylemde büyük ölçüde yıkılmış durumda.

Merkez sağın yerini aşırı sağ mı alıyor?

AfD'nin siyasi gündem üzerindeki etkisi, merkez sağ ile aşırı sağ arasındaki değişen güç dengesiyle birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hale geliyor. Merkez sağı temsil eden CDU, 2021 Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde yüzde 37,1 oyla birinci olurken AfD yüzde 20,8 ile ikinci sıradaydı. Bugünse CDU yüzde 17,2'ye gerilerken AfD yüzde 43,8'e yükseldi. Burada dikkat çekici olan şey, uzun yıllar Alman siyasetinin temel taşıyıcılarından biri olan merkez sağın aşırı sağ karşısında giderek daha fazla alan kaybetmesidir. Saksonya-Anhalt da bunun en çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor.

Beş yıl önce AfD'nin açık ara önünde bulunan CDU bugün AfD'nin 26,6 puan gerisinde. Elbette bu değişimin tamamını doğrudan CDU seçmeninin AfD'ye yönelmesiyle açıklamak mümkün değil. Ancak ortaya çıkan güç dengesi, AfD'nin merkez sağın siyasi alanında giderek daha güçlü bir rakibe dönüştüğünü gösteriyor. Bu nedenle Almanya açısından önemli sorulardan biri AfD'nin daha ne kadar büyüyebileceği, diğeri ise CDU özelinde merkez sağın kaybettiği siyasi alanı yeniden kazanıp kazanamayacağıdır.

Bu rekabet CDU'nun izlediği siyaseti de doğrudan etkiliyor. Parti bir taraftan AfD ile arasındaki güvenlik duvarını korumaya çalışırken diğer taraftan özellikle göç ve güvenlik konularında daha sert bir çizgi izliyor. AfD'nin yükselişi böylece seçim sonuçlarının dışına taşarak merkez sağın siyasi önceliklerinin ve söyleminin şekillenmesinde de etkili oluyor. Bu tablo, merkez sağın kendi tabanını koruma arayışında AfD'nin öne çıkardığı göç ve güvenlik başlıklarında daha sert bir söyleme yöneldiğini gösteriyor. Bu eğilimin devam etmesi, Almanya'da temel rekabetin uzun yıllar boyunca merkez sağ ile merkez sol arasında şekillendiği geleneksel siyasi yapının daha fazla aşınmasına yol açacaktır.

Almanya hâlâ bütünleşememiş!

Son olarak Saksonya-Anhalt seçimleri, AfD'nin eski Doğu Almanya kentlerinde sanılanın aksine çok daha güçlü olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Bu sonuç, geçen yılki federal seçimlerde ortaya çıkan siyasi coğrafyanın devamı niteliğinde. Zira federal seçimlerde AfD, eski Doğu Almanya eyaletlerini adeta domine edip rakiplerine neredeyse hiç alan bırakmamıştı. Aradan bir buçuk yıl geçtikten sonra eski bir Doğu Almanya eyaleti olan Saksonya-Anhalt'ta AfD'nin yüzde 43,8'e ulaşması aynı eğilimin devam ettiğini gösteriyor. Kısacası 2025 federal seçimlerinden 2026 Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerine uzanan tablo, eski Doğu Almanya'daki seçmen kitlesinin önemli bir bölümünün AfD etrafında kümelenmeye devam ettiğine işaret ediyor.

Buradan hareketle seçmen davranışları açısından Doğu ile Batı arasındaki ayrımın toplumsal düzeyde hâlâ devam ettiği anlaşılıyor. Ancak bu mesele, AfD'nin son dönemdeki seçim başarılarıyla ortaya çıkmış dönemsel bir gelişme olarak görülmemeli. Aradan 36 yıl geçmesine rağmen Doğu ve Batı Almanya'nın beklenenin aksine toplumsal açıdan bütünleşememesi ve eski Doğu Almanya'da aşırı sağa yönelik güçlü teveccühün bulunması, Alman siyasetinin üzerinde durması gereken ciddi bir siyasi ve toplumsal soruna işaret ediyor.

Özetle gerek geçen yılki federal gerekse bu yılki Saksonya-Anhalt eyalet seçim sonuçları, Almanya'da Doğu ile Batı arasında hâlâ görünmez bir duvarın var olduğunu gösteriyor. Almanya açısından 36 yıldır yıkılamayan bu duvarın önümüzdeki süreçte hemen yıkılması elbette kolay olmayacak. Buna karşın birden fazla seçimin ortaya koyduğu müşterek gerçekliği görmezden gelmek de artık mümkün değil. Bu nedenle Alman siyasetinin, AfD'nin yükselişi kadar ülkenin doğusundaki seçmenlerin neden ısrarla AfD etrafında kümelendiğini ve Doğu ile Batı arasındaki siyasi ayrışmanın neden hâlâ bu kadar güçlü olduğunu da sorgulaması gerekiyor.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.