''ABD bozuk saati Trump''tan nihayet ilginç bir itiraf...
'Çalışmayan bozuk saat, 24 saatte yine de iki kere doğru gösterir' denilir ya, öyle bir durum ortaya çıktı..
ABD Başkanı Trump'ın bir defa da olsa, nihayet doğru konuştuğunu gördük..
Trump'ın doğru sözü ne miydi? Onu, sözümüzün devamında belirtelim..
*
Bu satırlar yazıldığı saatlerde, Trump denen çılgın kişi, 'İran medeniyeti bu gece yok olabilir..' deyip duruyordu.
Öyle bir şey olur mu-olamaz mı; bilmem ama, İran, bu tehditlerle boyun eğip de, Trump önünde diz çökerse, işte asıl o zaman İran kültür ve medeniyetinin İslâm tarihinde ifade ettiği pek çok şeyler mahvolabilir.. Ve mahvolan sadece İran değil, bütün Müslüman coğrafyalarının ve halklarının itibarına da ağır bir saldırı yapılmış olur.. Bu bakımdan, zilleti kabul ederek yaşamaktansa, izzetle yaşamanın gereğince, ölümü göze almakla, elbette ki bütün insanlığa bir ibret dersi verilmiş olunur..
Hz. Huseyn'e Kerbelâ'da 10 Muharrem'e bir kaç gün kala, -Emevî Sultanı Yezid ve güçleri tarafından- teslim olması çağrısı yapılmıştı. Hz. Huseyn, bir avuç yaranıyla, 72 kişiden oluşan bir büyük ümmet hülasasının etrafındaki kuşatmanın kaldırılıp, 'Allah'ın geniiş olan yeryüzünde başka bir yere gitmesine izin verilmesini istemesi' ve amma bunun kabul edilmeyip, önce teslim olması ve ondan sonra dilediği yere gidebileceği bildirilmiş olması; Hz. Huseyn'in de, -tarihte nakledilen rivayetlere göre-, 'Eğer kılıçlar-hançerler, Kur'an'ımızı delik -deşik edecekse, o kılıç ve hançerler bugünden benim 'sîne'mi delik-deşik etsin..' diyerek teslim olmamış ve Kerbelâ Faciası öyle ortaya çıkmıştı.. Halbuki, Hz. Huseyn, teslim olsaydı, elinde büyüdüğü dedesi Hz. Peygamber (S)'in emanetini de koruyamamış olacaktı. Çünkü, Yezid ve kumandanları, baş eğen bir Peygamber torunu'na izzet'u ikram içinde davranacaklar ve saltanatlarının daha bir pekiştireceklerdi..
*
Ama, Hind Müslümanlarının büyük ârif ve mütefekkir-şair evlâdı ve Hind alt-kıtasındaki Müslümanların Pakistan adında ayrı bir devlet halinde yaşamaları fikrini, 193'lerde ilk kez ve yüksek zikreden Muhammed İqbâl, 'Biz hürriyet fikrini Huseyn'den öğrendik..' der, Kerbelâ Faciası üzerine yazdığı şiirinde..
*
Evet, şimdi gelelim, Trump isimli çılgın kişinin itirafına.. Ancak konun iyi anlaşılabilmesi için bir mikdar ön bilgiyi de tekrarlamakta fayda var..
Bazı iddialar vardır ki, o iddialara inanmak için belge veya şahid isteyenlere o belgeler sunulamazsa, muhatab da, o sözlerin kenarından teğet geçebilir..
Bizim gençlik dönemlerimizde, iddialarımıza delil sunmakta daha bir çaresiz kaldığımız olurdu.. Çünkü, 'laik resmî ideoloji'nin -bir ismin ve resmin etrafında şekillenmiş olan- ilkelere uygun düşmeyen hususların yazılamadığı, fısıltı halinde söylenilmesinden bile korkulan bir eğitim tezgâhlarından geçirilmiştik..
Bizim neslimiz ve bizden öncekiler de daha bir sosyo-psikolojik baskı altında olduklarından, Osmanlı Devleti'nin o kadar zayıflamasını, sadece dış güçlerin entrikalarına göre izah etmiyor; içerden de ihanete uğradığımız, hançerlendiğimiz iddialarını fısıltı halinde ileri sürüyorduk.. Ama, elimizde, iddia ve kanaatlerimizi belgeleyecek kaynaklarımız yoktu.. İstanbul Üniversitesi'nin ana giriş kapısı üzerindeki yazıyı bile okuyamayan Üniversite nesli, nasıl inandırıcı olabilirdi? Tarihten de, aslî kültür ve medeniyetimizden de koparılmıştık.. Nitekim, tartışmalarımız sonuçsuz kalır ve birbirimizle güven verici şekilde konuşamadığımız için, alenen söylemesek bile, iç kırılmalarla dağılırdık..
Ama, dahası, karşıtlarımızın, 'Siz zâten her şeyi emperial güçlerin gizli-açık müdahaleleriyle izah edersiniz..' diye suçlamalarına maruz kalırdık. Çünkü, içerden uğradığımız ihanetlere daha fazla değinemeyince, en başta da İngiltere, Amerika, Rusya, Fransa vs.. güç odaklarının ve misyonerlerin çalışmalarına gelirdi.. (Almanya'dan pek bahsedilmezdi o zamanlar.. Bunun sebebi, herhalde Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'nın en önde gelen güç merkezlerinden olan Almanya'nı, sonunda her ikisinden de yenik çıkmasından dolayı, propaganda faaliyetlerinin etkilerinin kırılmış olmasındandı..)
*
Bu dış merkezlerin tahrik ve teşvikleriyle geliştirilen ve Müslüman toplumları içerden çökertme taktiklerini tarihî belgelere dayandıramayınca, mâlûm resmî tarihlerin ve tarihçilerin görüşleri, elimizdeki tek doğru olarak kalıyordu.. Bunları kendimize mazeret olarak değil, yaşadığımız kültürel facianın beyinlerimizi ne hale getirdiğini anlatmak için söylüyorum...
*
Bu sözlerden sonra asıl konuya geçebiliriz: Amerikan emperyalizminin başındaki Trump isimli kişi, 6 Nisan günü yaptığı ve bu günlere damga vuran bir konuşmayla; emperial güçlerin bir çok gizli ve belgesiz entrikalarının üzerindeki örtüyü de kaldırdı..
Trump'ın kendi ifadesiyle, 'İran'daki haydutlara (yani, mevcud İran rejiminin yönetim kadrolarına) karşı savaşmaları için Kürtlere bol miktarda silah göndermiş.. (Elbette sadece silah değil, silahları kullanacak olan güçlerin iaşesi, barınması, techizi/ donatılması, beslenmesi için de malî destek de lâzım olduğuna göre, yüz milyonlarca- milyarlarca doların da verildiği açık..)
Trump'ın sözünün asıl ilginç tarafı şu ki, , 'Haydutlara karşı kullanılmak için gönderdikleri silahları, Kürtler, (herhalde İran Kürdleri) İran rejimine karşı kullanmamışlar, kendileri için saklamışlar..
Demek ki, 4 ay kadar önce İran'da , İran parası 'riyal'in değerinin bir anda yüzde 72'leri bulan değer kaybıyla başlayan ve Amerikan Maliye Bakanı'nın da o neticeyi kendilerinin manipülasyonlarıyla gerçekleştiğini itiraf ettiği ve İran resmî makamlarının açıklamalarına göre, 6 bin küsur kişinin can verdikleri karışıklık günlerinde Trump, İran Kürtlerine, 'Ayaklanın, isyan edin, İran rejimini devirin.. Yardımlarımız yolda, size ulaşmak üzere..' diye silah göndermiş; ve Müslüman Kürd halkı adına hareket ettiklerini söyleyenler, kendi aralarında, birbirlerine herhalde, 'Heval, bu Amerikan conisi, bizi âlet ederek bütün Müslüman dünyasına karşı bizi âlet olarak kullanmaya!..' feraset ve idrakiyle hareket etmiş olmalılar..
*
Trump, bu silahların mikdarını ve mahiyetini söylemiyor. Ama, oyuna getirilmiş olmanın acısıyla olmalı ki, bu kadar itirafla yetiniyor.. Ama, 'Hem de ne silahlar..' diye imrenerek söz ediyor, o silahlarından..
O silahları alıp, kendileri için mi, ya da, ileride lâzım olur düşüncesiyle mi, ya da emperial güçlerin oyununa gelmemek idrakiyle mi dersiniz, hangi niyetle olursa olsun; ben Trump'ın entrikalarına teslim olmayan o 'Kürt' muhataplarını alkışlıyorum.
Bir bütün olarak, İslamî hassasiyetlerini bildiğim Kürd halkı adına ortaya çıkan o kadrolar da, bir noktadan sonra, inançlarının şerefini düşünerek, emperial şeytanî güçleri oyuna getirmişler.. Ve o emperial- şeytanî oyunu esaslı bozmuşlar..
Evet, dış güçlerin entrikaları, bir iddia veya kanaat olmanın ötesinde, -velev ki Trump gibi birisi tarafından yapılmış olsa bile- , bizzat Amerikan Başkanı tarafından açıklandığına göre.. Bu konularda düşünen herkesin alacağı bir hisse olsa gerek..
Trump, şimdi, Bizim gönderdiğimiz o silahları kendileri için alıkoyanlar bunun bedelini ağır şekilde ödeyecekler..' dese de, sonuç ne olursa olsun, bir şereftir..
Trump'ın nasıl birisi olduğu mâlum.. Onun doğrulamak veya yalanlamak söz konusu değil, bu hususta..
Anlaşılıyor ki, 'enayi' yerine konulmuş olmanın acısı Trump'a çok koymuş olmalı ki, bu durum onu çok sinirlendirmiş; 'Bedeli ağır ödeyecekler.' diyor..
O halde, sosyal bünyesinde Kürd etnisitesi bulunan rejimler de, Müslüman Kürd halkının yüzünü ağartan bu uyanıklığı gösteren kardeşlerine daha bir samimî duygularla yaklaşmalıdırlar..
*
Trump'ın bu itirafında belirttiği ve Müslüman toplumları birbirine düşürmek için, yardım adı altında gönderdikleri silahlardan ayrı olarak, daha nice şeytanî entrikalar vardır ki, bu itiraf, buzdağının suyun üzerinde gözüken küçük bir kısmıdır.


