1. YAZARLAR

  2. Vahap Coşkun

  3. Zaman yönetimi
Vahap Coşkun

Vahap Coşkun

Zaman yönetimi

A+A-

“Fon krizi” sebebiyle Çözüm Süreci gündemin arka sıralarına düştü. Aslında “fon krizi” denilerek hacmi küçültülmeye ve tesiri azaltılmaya çalışılan hadise, özünde kamu görevlileri eliyle gerçekleşen Cumhuriyet tarihinin en büyük nitelikli dolandırıcılıklarından biri.

İç edilen meblağ devasa, mağdur sayısı çok fazla. Dolaylı etkileri de göz önüne alındığında halkın tamamının canını acıtacak ağır bir fatura var. İktidar bu hadisenin ne kadar yakıcı olduğunun farkında, onun için türlü yöntemlerle geçiştirmeye çalışıyor. Ama fatura o kadar kabarık ki, mesele kapanmıyor. Aksine halka her geçen gün genişliyor.

İnsanların büyük bir kısmı da –doğal olarak- gözünü kulağını bu mevzua dikmiş durumdular. Dolayısıyla diğer konuların –bu arada çözüm sürecinin de- geri planda kalması anlaşılır.

Ancak çözüm sürecinin gözden ıraklaşmasında tek neden, fon krizi de değil. Toplum kanaatini pekiştirecek birtakım somut gelişmelere tanık olmayınca süreçle giderek daha az alakadar oldu; bu da olağan.

İktidarın bu meyanda yapabileceği –Meclis Komisyonu’nun raporunda da maddeler halinde yazılan- birçok iş vardı. Fakat iktidar bunları yapmaktan özenle kaçınıp hep ileri bir tarihe erteleyince, süreç de ilgi odağı olmaktan çıktı.
Velhasıl bir süredir sürecin üzerinde –görünürde- bir ölü toprağı serpilmiş gibiydi.

Lakin son iki haftada önemli açıklamalar geldi. PKK yöneticileri, devletle çeşitli kanallar üzerinden görüştüklerini ve devletin bilhassa talep ettiği bazı adımları attıklarını ifade ettiler. Mesela, Türkiye’de gizli-özel vazifeli yapılarını çektiklerini ve Metina kampını boşalttıklarını söylediler. Nitekim bu sözleri doğrulayan görüntüler de, devletin resmi ajansı tarafından, kamuoyuna sunuldu.

AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala da süreçte alandaki çalışmaların aralıksız bir biçimde sürdüğünü belirtti. Ala’ya göre, süreçte bir aksama veya kesinti söz konusu değildi.
“Hızlı bir biçimde meselenin nihayetlendirilmesini öngörüyor ve çalışıyoruz. Süreç kapsamında dört alt kurul oluşturuldu, bazıları çalışmaya başladı.

TBMM’de kısa süre içerisinde yeni bir komisyon kurulacak. Şengal’de entegrasyon çalışmaları devam ediyor. Türkiye sınırları dışındaki bazı mağara ve bölgelerin aşamalı olarak boşaltıldı. Gelişmeler belirli bir aşamaya ulaştığında kamuoyu ile paylaşılacak.

Süreçte atılacak fiili adımlar büyük önem taşıyor. Önce yapalım, sonra konuşalım.”
Gerek devletten ve gerek PKK’den gelen beyanlar, sahada işleyen bir mekanizmanın olduğuna işaret ediyor. Ama anlaşılan, bu mekanizmanın hızına dair görüşler farklı.
PKK ve DEM Parti, mekanizmanın yavaş işlemesinden şekvacı iken, devlet kanadı ise sürecin rayında ilerlediğini ve herhangi bir gecikmenin olmadığını dillendiriyor. Devlet tarafından bakıldığında, Numan Kurtulmuş’un deyimiyle, “süreç tıkır tıkır işliyor.”

Öcalan’ın statüsü ve MGK Kararı

Çözüm süreçlerinde zaman yönetimi mühim; bir işten azami fayda sağlamak için o iş vaktinde yapılmalı. Gecikme halinde, daha sonra yapılsa dahi, o işten elde edilecek yarar azalır. Bu bağlamda, süreçte artık geciktirilmemesi ve çözülmesi gereken iki husus var:

Biri, Öcalan’ın statüsünün netleştirilmesidir.
Diğeri de MGK’nin PKK’nin silah bıraktığını tespit ve teyit eden kararının verilmesidir.

Her iki hususta da mümkün olduğunca çabuk hareket edilmeli. Öcalan’ın statüsü meselesi yeterince tartışıldı. Söylenebilecek her söz söylendi ve çeşitli alternatifler üzerinde duruldu. Artık bir karara varmanın ve uygulamaya geçirmenin zamanı geldi.

İktidarın bu konuda kaygı duyması tabii; ancak bu da abartılmamalı. Hatırlayın, Meclis Komisyonu üyelerinin İmralı’da Öcalan ile görüşmesi de iktidar cenahında endişeleri ayaklandırmıştı. Fakat o görüşme yapıldı ve kıyamet kopmadı; bugün o görüşmeyi hatırlayanı ve bahsedeni bulmak zor.

Muhtemelen Öcalan’ın statüsünde de benzer bir hal yaşanacak ve şimdilerde eli kolu bağlayan korkuların bir vakit sonra yersiz olduğu görülecektir. Toplumun bu noktada siyasetçilerin düşündüklerinden çok daha olduğunu söylemek mümkün.

MGK kararı da bir an önce alınmalı. PKK mensuplarının silahsızlandırılmasını öngören Çerçeve Yasa’nın hükümlerin tatbik edilmesi için bu kararın Resmi Gazete’de yayınlanması şart; yani MGK kararı hayati bir öneme sahip. Ayrıca bu karar alındıktan sonra Çerçeve Yasa’nın hayata geçmesi için altı aylık bir süreye daha ihtiyaç duyulacağı da unutulmamalı.

MGK kararın gecikmesi üç noktada sıkıntılara yol açabilir:
Birincisi, toplumda bir süreç yorgunluğu yaratır. Toplumun sürece desteği tam ama güveni azdır. Zira millet gördüğüne inanır, elle tutulur gözle görülür olana itibar eder. Sürece güveninin tahkim edilmesi için dağdakilerin indiğine, cezaevindekilerin çıktığına ve yurt dışındakilerin döndüğüne şahit olmalıdır.

Normalleşme yönünde mesafe alındığına ve sürecin insanların hayatına olumlu yönde dokunduğuna inanmalıdır. Bütün bunlar ise MGK kararına bağlıdır. Dolayısıyla toplumu yormamak ve güven erozyonunu derinleştirmemek için, bu karar geciktirilmemelidir.

İkincisi, Ortadoğu’da tarih hızlı akıyor. Gün geçmiyor ki bir gelişme olmasın! Bu coğrafyadaki kritik gelişmelerin çözüm sürecine bir yerden değdiği ise izahtan vareste. Misal, İran’da -Allah göstermesin- savaşın şiddetlenmesi ya da İsrail’in Suriye sahasında daha saldırgan bir tutum alması gibi bölgede dengeleri değiştirmeye matuf olayların gölgesi her zaman sürecin üzerine düşer. Süreç akamete uğrayabilir veya yavaşlayabilir. Sürece ivme kazandırmak, böylesine menfi durumların önüne geçmek için alınabilecek en iyi önlemdir. Derelerde boğulmayalım.

Üçüncüsü, Türkiye ister istemez bir seçim sath-ı mailine girecek. Özellikle yeni yıldan sonra hem iktidar hem de muhalefet seçime yoğunlaşacak. Oysa bir çözüm sürecinin başarı anahtarlarından biri, onu seçimin etkisinden alabildiğince uzak tutabilmektir. Bu yüzden de seçim takvimi ile süreç takvimi arasında bir mesafe yaratmaya ihtimam gösterilmelidir.

İki takvimin birbirine yaklaşması veya karışması tehlikelidir. Çünkü siyasi aktörler, daima seçime öncelik verirler. Seçimin yakıcılığını üzerlerinde hisseden siyasetçiler, kendilerine politik bir maliyet çıkaracağı korkusuyla süreç çerçevesinde yapmaları gerekenleri yapmaktan imtina ederler.
Süreçten ziyade seçime duyarlı bir siyasi söylem ve eylemin ise makbul bir netice üretmediğini, biz 2013-2015’de tecrübe etmiştik.

Ne yazık ki acı bir şekilde! Aynı hatalara düşmemek lazım, doğru olan belli: Süreç için ne icap ediyorsa onları olabildiğince tez elden yerine getirmek ve sürecin tozu dumanı dağıldıktan sonra seçime gitmek.

Çözüm süreci, malum pek hoş bir manzara arz etmeyen memleketin son dönemlerde başına gelen en hayırlı iş. Hayırlı işlerde ise acele edilmeli. Süreçte iki yılda denizlerden geçildi, manasız korkular ve tehirlerle derelerde boğulmamalı.

Önceki ve Sonraki Yazılar