Yastık altında 600 milyar dolar!
Buna ancak ‘vayyy b…’ denilebilir. Reuters’a göre, Yastık altında tuttuğumuz altınların toplamı 600 milyar dolara çıkmış! Milli gelirimizin yüze 48’i gibi muazzam bir oran!
Bu paraları ihtiyaç halinde bozdurup harcadığımız için, Merkez Bankası’nın “sıkı para politikası” beklenen kadar etkili olamıyor. Merkez Bankası’nın sürekli “hedef revizyonu” yaparak enflasyon tahminini yükseltmek zorunda kalmasının sebeplerinden biri buymuş. Başkan Fatih Karahan böyle diyor.
İkincisi ve en önemlisi, böylesine muazzam bir servetin ekonomiye bir finansman katkısı olmadan yastık altında yatıyor olmasıdır. Eskilerin “iddihar” dediği bu olaya, fakültedeki iktisat hocamız merhum Prof. Yüksel Ülken “gömüleme” derdi.
Bu 600 milyar dolarlık servetin onda biri bankalara yatırılarak veya tahvil alarak ekonomiye girse önemli bir rahatlama olur; ama hayır; yastık altında bekliyor.
BANKALARIN GECİKMESİ
Neden böyle? İki sebepten bahsetmek mümkün: Bir, ekonomi yönetimine güvensizlik… İkincisi, tarihten gelen alışkanlık ya da gelenek.
Avrupa’da küçük tasarrufların yastık altından çıkarak bankerler vasıtasıyla veya şirket hisselerini satın alarak ekonomiye yönelmesi 13. Yüzyılda başlamıştı. Modern finansman kurumlarının köklerinde bunlar var.
Bizde böyle gelişmeler olmadı.
Müslümanların kendi sermayeleriyle banka açması, İttihat ve Terakki’nin “Milli İktisat” politikası döneminde başladı.
Cumhuriyet’in ilk işlerinden birinin İş Bankası’nı kurmak olması, ihtiyacın ne kadar acil olduğunu gösterir.
Bu gecikme bir şey daha gösterir: “Yastık altı” geleneğinin gücü…
Bugün bankalarımızda 20 trilyon liranın üstünde mevduat var. Fakat 600 milyar dolar değerindeki altınların yastık altında bulunması artık sırf “alışkanlık”la izah edilemez. Bunda TL’nin kıymet kaybetmesinin ve ekonomiye güvensizliğin payı büyüktür.
Gelir dağılımının bozulmasının, mevduat dağılımını feci şekilde bozduğunu da belirtelim.
FAİZE 2 TRİLYON
Hükümetin Türk lirasının değerinde uzun vadeli istikrar sağlayacağına güven olsaydı, bu 600 milyar dolarlık servetin önemli bir bölümü bankalara ya da borsaya gider; ülkemizin kredi kapasitesi ve borsanın işlem hacmi büyürdü… Tahvile gitseydi hükümetin borçlanmalarında faiz bu kadar yükselmezdi.
İktidarın yanlış politikaları ve özellikle de “faiz sebeptir” politikası yüzünden TL değer kaybetti, enflasyon yükseldi. Makro dengelerin bozulması karşısında hükümet, giderleri karşılamak için yüksek faizle borçlanıyor. Ali Babacan’a göre 2026 bütçesinde faize ayırılan para toplamı 2 trilyon 742 milyar TL!
Bu sanayiin kullanabileceği kaynakların daraltılması demektir.
Sanayicilerin feryadını hatırlıyor musunuz? İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “sanayi sektörü takatinin de, kapasitesinin de, sınırının da sonuna geldiğinin her kesim tarafından iyi bilinmesi gerekir “dememiş miydi? (16 Mayıs 2025)
MÜSİAD Başkanı Burhan Özdem “sanayimizi kaybediyoruz” dememiş miydi? (26 Şubat)
TÜSİAD’a polis gönderip “yanıltıcı bilgi” soruşturması açmak, TÜSİAD’ı susturabilirdi ama görüyorsunuz ki gerçeği değiştirmiyor.
Sanayi bu duruma düşerse, işsizliğin artması kaçınılmaz değil mi?
EKONOMİNİN KARNESİ
Hatırlıyorsunuz, “paradigma değişimi, heterodoks iktisat, Türkiye modeli” diye tantanalarla ilan edilen politikaların sonucudur bunlar.
Bu yanlış politikalardan Mehmet Şimşek’le kısmen dönüldü fakat yapısal reformlar yapılmadı. CB sisteminde, başta Merkez Bankası olmak üzere kurumların bağımsızlığı kaldırıldı. Yargı bağımsızlığı yerlerde sürünüyor.
Her şey hâlâ “tek kişilik hükümet”in iki dudağının arasında. Bu yüzden “yatırım güvenliği”ni hâlâ sağlayamıyor.
Aslında Erdoğan hükümeti, kendi karnesini kendi rakamlarıyla ortaya koydu.
İlk on yıldaki yüksek ekonomik performansa bakarak, kişi başı gelirde 2023 yılında 25.000 dolara çıkacağımız ilan edilmişti; 2011 seçim bildirisinde.
Hesaplar bunun mümkün olduğunu gösteriyordu. Oysa, 25.000 doları hedefleyen Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2025 yılında “17 bin dolara ulaştık” diye “müjde” veriyordu! (17 Kasım 2025)
Karne dediğim bu, kendisinin rakamları.
Türkiye için, hukuk devleti, bağımsız yargı, güçlü kurumlar ve liyakat sistemi, ekmeğimizi büyütmek için ön şartlardır.


