
Üç boyutlu askeri strateji: Tahran, haziran derslerini sahaya yansıtıyor
İran, askeri, ekonomik ve psikolojik baskıları birleştiren çok cepheli bir stratejiyle İsrail ve ABD çıkarlarını hedef alarak gerilimi yayma yoluna gidiyor.
Hüseyin el-İbrahim - El-Ahbar gazetesi yazarı
İran'ın askeri stratejisi, savaşın ilk iki gününde askeri, ekonomik, psikolojik ve siyasi baskıları eşzamanlı olarak dağıtmaya dayalı, çok cepheli bir yayılma biçimini aldı.
Tahran operasyonel boyutta, İsrail'e ve bölgedeki ABD üs ve varlıklarına karşı uzun menzilli balistik füze ve insansız hava aracı saldırıları gerçekleştirdi.
Bu hamleyle operasyonel ve psikolojik açıdan ağır maliyet yüklemeyi, aynı zamanda "caydırıcılık ve cezalandırma denklemi"ni yerleştirmeyi hedefledi.
Bu bağlamda İran'ın, düşmanın hava savunma sistemlerindeki açıkları test etmeyi ve mühimmatı en kısa sürede tüketerek savunma sistemlerinin etkisini azaltmayı amaçlayan yoğun ateş yöntemini kullandığı dikkat çekiyor.
Tahran'ın saldırıları İsrail ile sınırlı tutmayıp ABD üslerine ev sahipliği yapan müttefik ülkelere de yayması, psikolojik etkiyi maksimize etme ve ABD ile saf tutan taraflara "kimsenin güvende olmadığı" mesajını verme çabası olarak öne çıkıyor.
Ayrıca bu hedef genişletme stratejisi, savaşı durdurma baskısını artıracak bir atmosfer yaratmayı amaçlıyor.
İran'ın yanıt tarzı, tek seferlik bir saldırı yerine tekrarlayan dalgalar halinde devam eden bir ritme dayanıyor; bu da doyurma ve yıpratma mantığıyla uyum gösteriyor.
Buna karşılık ABD ve İsrail taktikleri, İran'ın "ateş sürdürülebilirliğini" engellemeye; yani füze rampalarını, depoları, hava savunma sistemlerini ve komuta merkezlerini vurmaya odaklanıyor.
Uzak menzilli ateşle caydırma ve bölgesel baskı unsurlarının yanı sıra İran, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini tehdit ederek ticaret ve enerji sevkiyatı zincirlerini doğrudan etkileyen kısmi bir deniz-ekonomi cephesi de açtı. Güvenlik ve denizcilik kaynaklarının, Boğaz'dan geçişin "yasak olduğu" uyarısında bulunduğu yönündeki haberler, petrol tankerlerinde oluşan hasarlar ve koridordaki risk artışı bu duruma işaret ediyor.
Hürmüz Boğazı kartının kısmen de olsa devreye sokulması, "durdurulabilir askeri saldırılar"dan küresel ekonomik sistemleri tehdit eden bir aşamaya geçişi simgeliyor.
Tahran bu taktikle, ekonomik maliyet üzerinden ABD ve müttefiklerinin hesaplarını bozmayı hedefliyor. Bölgedeki İran yanlısı gruplara gelince; özellikle Irak, Yemen ve Lübnan'da "karar verici operasyonlar" yürüttüklerine dair henüz yeterli kanıt bulunmuyor.
Ancak bu müttefik güçlerin varlığı dahi, herhangi bir anda devreye girebilecek potansiyel bir güç olarak "caydırıcılık hesapları"nın parçası sayılıyor.
Bu durum karşısında Tahran, ABD Başkanı Donald Trump'ın iletişim kanalı açma girişimlerini reddetmesinin ardından ateşkes sağlama niyetinde görünmüyor.
İran yönetimi, on iki günlük savaş sırasında ateşkesi kabul etmenin "hata" olduğu kanaatinde. Uzman ve analistlerin tahminlerine göre bu hata, Washington ve Tel Aviv'in "yeniden mevzilenmesine, ikmal yapmasına ve yeni bir çatışma turuna hazırlanmasına" olanak sağladı.
Bu değerlendirmeden yola çıkan Tahran, mevcut koşullarda yapılacak herhangi bir yeni ateşkesin, düşmanlarına birkaç ay sonra savaşı yeniden başlatma fırsatı vereceğine inanıyor.
İran'ın hesaplarına göre ateşkese onay vermek, ABD için savaşın maliyetini, yüzleşmeyi tekrarlamaktan kaçınmasını sağlayacak kadar yüksek bir düzeye ulaştırmasına bağlı. Aksi takdirde Washington savaşa geri dönecektir.
İran, İsrail'e yönelik askeri faaliyet tarzını Haziran ayındaki dönemden farklılaştırmış görünüyor.
Artık onca füzeyi tek seferde ateşlemek yerine, gün boyuna yayılmış sabit bir saldırı seviyesini koruyor. Hasar boyutu bu kez nispeten düşük kalsa da Tahran, ABD savaşa dahil olduğu sürece Tel Aviv'in kayıplara dayanma kapasitesinin yüksek kalacağı sonucuna vardı.
Bu da asıl ağırlık merkezinin giderek ABD'ye kaydırılması gerektiği anlamına geliyor. Aynı değerlendirmeyle İran, ilk aşamalardan itibaren hedef yelpazesini, Amerikan tarafında insani kayıplara yol açmak amacıyla bölgedeki ABD üslerini de içine alacak şekilde genişletti.
Tahran, ABD güvenlik kurumundaki bazı kesimlerin önceki İran itidalini bir zayıflık, tereddüt veya doğrudan çatışmaya hazırlıksızlık işareti olarak yorumladığının farkında; bu nedenle bugün, bedeli ağır olsa dahi bu algıyı yıkmaya çalışıyor.
Bu kapsamda İran'ın saldırıları, İran'a karşı operasyonlarda kullanılan Kıbrıs'taki üsleri de hedef aldı. Bunun "Avrupa Birliği üyesi bir devleti" hedef almak anlamına geldiğini tamamen bilerek hareket eden Tahran, aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki bir Fransız üssüne de saldırı düzenledi.
Bu saldırılar, savaşın bitişini zorlamanın Avrupa başkentleri ve tüm dünya için maliyetini artırmaktan geçtiği inancıyla, çatışma alanını körfez ülkeleri ile Avrupa'yı kapsayacak şekilde genişletme eğilimini yansıtıyor.
İç cepheye gelince; rejime karşı halk gösterilerinin yarattığı endişe düzeyi hâlâ sınırlı. Devrim Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamenei'nin suikastı haberi, rejimin düşmesini talep eden protestoların patlak vereceği beklentisini doğursa da, Trump ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun İranlılara eyleme geçme ve yönetimi devirme çağrılarına rağmen bu beklenti henüz gerçekleşmedi.
İran'da kitlesel halk hareketlerinin yaşanması, ABD-İsrail planında temel bir faktör olarak görülüyor; ancak zaman geçtikçe ve Tahran'daki yönetim savaşı yönetmek için yeni bir resmi liderlik oluşturmayı başardıkça, bu ihtimalin gerçekleşme şansı zayıflıyor.
İsrail olağanüstü hali 12 Mart'a kadar uzattı
Dün işgal altındaki Kudüs şehrini hedef alan İran füze saldırısı, "Kabin" (Güvenlik Kabinesi) toplantısına denk geldi. İsrail'in Kanal 12'si, kabine üyelerine "İran'ın önümüzdeki süreçte füze fırlatma sıklığını ciddi oranda artırmaya hazırlandığının bildirildiğini" aktardı.
Bu durum, hükümet bakanlarının İç Cephe'deki özel olağanüstü hal durumunu ayın 12'sine kadar uzatma kararını onayladığı sırada gerçekleşti.
Savaşın başladığı önceki günden bu yana yüz bin yedek askeri göreve çağıran düşman ordusu, ayrıca birden fazla cephede hazırlığı artırmak amacıyla Lübnan ve Suriye ile olan kuzey sınırında ve Ürdün ile olan doğu sınırında gelişmiş operasyon odalarını takviye etti.
Kan kanalının muhabiri Gili Cohen'e göre, "İsrail'in İran rejimini zayıflatmayı hedefleyen saldırıların sıklığını artırması bekleniyor". Cohen, bugün "İran İçişleri Bakanlığı'na bağlı binaların saldırıya uğradığına" dikkat çekerek, yaşananların "yalnızca bir başlangıç" olduğunu ifade etti.
Cohen, geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump'ın iptal ettiği "Yükselen Aslan" operasyonu kapsamında hedeflenen son saldırının, "rejimine zarar verilmesinin istikrarını etkileyeceği ve değişim yaratmak için 'koşulları hazırlayacağı' onlarca rejim tesisini hedef aldığını" sözlerine ekledi.
Öte yandan Yediot Aharonot gazetesi, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'in son yirmi dört saat içinde çeşitli Arap ülkelerinden mevkidaşlarıyla görüşmeler yaptığını yazdı.
İsrail güvenlik birimlerinin tahminlerine göre, "bölgesel savunma ittifakı, Nisan 2025'teki İran saldırısından bu yana fiilen çalışıyor ve o tarihten bu yana önemli ölçüde güçlendi".
Ayrıca, "İran'ın mevcut operasyonda Arap ülkelerine yönelik saldırısının, bu ittifakın daha da pekişmesine katkı sağladığı" değerlendiriliyor.
Çeviri: YDH


HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.