Türkiye’de modernleşmenin düşman kardeşleri
İslam dünyasında modernleşme rekabet ve sömürgeciliğin gölgesinde şekillendiği için bir özneleşme süreci olmaktan çok bir kurtarma operasyonu olarak tecelli etti: Müslümanları kurtarmak. Böyle bir sorunun varlığına kanaat getirenler kabaca iki tür formül geliştirdi. Formüllerin birincisi “Müslümanları İslamdan kurtarmak” formülüydü. İkincisi ise “İslamı Müslümanlardan kurtarmak”. Birincisi Batılılaşmacı laikliği doğurdu. İkincisi reformcu dindarlığı. Birşeylerin değişmesi gerektiği konusunda iki çizgi de hemfikirdi. Ancak bunun nasıl olacağı konusunda birinci grup radikal bir tasfiyeyi savunurken ikinci grup tedrici bir reformculuğu öneriyordu.
Birinci grubun jakobenizmi kurtarıcılık ve ilerleme adına ikinci gruba gericilik ve yobazlık yaftasını yapıştırdı. Bu insafsız tutum ve baskı daha sonra İslamın kimlikleşerek bir politik projeye dönmesini daha da teşvik etti.
Seküler Batıcılığın kendi Müslüman kimliğine ilişkin negatif radikalizmi daha sonra billurlaşacak olan ikinci kuşak İslamcılığın Müslüman kimliğine dair özcü radikalizminin bir tür aynadaki yansıması idi. İlk kuşak İslamcılık veya evrensel değerler etrafında ortaklaşılabileceğini varsayan birinci kuşak İslamcılık kolonyal dönemdeki bir iyi niyet ve uzlaşma arayışını da içinde barındırıyordu. Ancak ikinci kuşak İslamcılık post-kolonyal dönemin radikalizmini temsil eder oldu. Reformcu Müslümanlar yerlerini sırasıyla radikal laikçiler (Kemalizm) ve birinci kuşak Müslüman reformculuğunu yeterince radikal bulmayan İslamcılığa bıraktı.
Türkiye’nin bugünkü kutuplaşma ve kimi patolojileri bu iki modernleşme damarı arasındaki zıtlaşma ile pekala açıklanabilir. İfrat ve tefrit poziysonlar yerine daha uzlaşmacı bir tavır mümkündü. Özetle Türkiye’de modernleşmenin alternatif çizgileri bu kadar keskin bir ayrışma içinde olmasaydı çok daha sağlıklı bir toplumsal değişim mümkün olurdu.
Dindarların bilmek istemediği ve muhtemelen kabul etmeyecekleri gerçek Kemalizmin de bir tür Müslümanları kurtarma çabası olduğudur. Kemalistlerin bilmek istemediği ve muhtemelen kabul etmeyecekleri gerçek İslamcılığın da bir tür modernleşme çabası olduğudur.
Kemalizm ile İslamcılık yahut laiklik ile dindarlık arasındaki gerilim sağlıklı bir kıvamda tutulsaydı yerli bir modernleşme daha az maliyetle mümkün olabilirdi.
NOT
Geçen hafta Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ve Meram Düşünce Platformunun davetlisi olarak Konya’da konuşmalar verdim. Orada tanışma fırsatı bulduğum arkadaşlara bu vesileyle de teşekkür ederim. Bugün İbn Haldun Üniversitesi, Teoman Duralı Konferans Salonunda Sosyoloji Konuşmaları kapsamında konuşmacı olduğum Said Nursi konulu bir panel var. Saat 13:00’te (evet, Başakşehir epey uzak yer). Benim dışımda Syed Farid Alatas da online konuşmacı olarak katılacak. Sosyoloji Bölümünün değerli hocaları Ramazan Aras ve Alev Erkilet de müzakereci olarak katkı sunacaklar, Heba Ezzat oturumu yönetecek. İngilizce manisi olmayan dostlar “Said Nursi and Modern Muslim Subjectivity: Renewal, Critique, Interpretation” başlıklı bu sohbete belki gelmek isterler diye haberdar etmek istedim.[Son olarak, İslam dünyasının önemli düşünce insanlarından Malezyalı Müslüman entelektüel ve alim Syed Muhammad Naquib Al-Attas dün vefet etmiş. Allah rahmet etsin.


