1. YAZARLAR

  2. Nasuhi Güngör

  3. Türkiye, kimlerle ve nerede
Nasuhi Güngör

Nasuhi Güngör

Türkiye, kimlerle ve nerede

A+A-

NATO zirvelerini sonuç bildirgeleri üzerinden okumak elbette önemli. Ama bazen asıl önemli olan metne giren ifadelerden çok, geleceğe dair okumaları barındıran tartışmalar.

2026 Ankara Zirvesi de bu anlamda dönüm noktası oldu. Çünkü bu zirve, yalnızca NATO’nun önceliklerinin değiştiğini göstermedi. Türkiye’nin ittifak içindeki yerinin yeniden tanımlandığını da ortaya koydu.

İTTİFAK'TA DÜN VE BUGÜN

Daha önce de bu tartışmaya değinmiştik. Uzun yıllar boyunca Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadını koruyan bir “cephe ülkesi” olarak tanımlandı. Soğuk Savaş’ın şartlarında öne çıkan, en azından ortalama yaklaşım böyle özetlenebilir.

İttifak'ın temel görevi sınırları korumaktı. Sovyetler Birliği’nin çevrelenmesi, Avrupa’nın savunulması ve aynı zamanda tehditlere karşı caydırıcılığın sürdürülmesi bu anlayışın merkezindeydi.

CEPHE ÜLKESİNDEN STRATEJİK MERKEZE

Bugünün farkı ne? Bambaşka bir güvenlik mimarisi inşa edilmesi elbette.

Artık yalnızca sınırlar korunmuyor. Enerji hatları, ulaştırma koridorları, deniz yolları, veri altyapıları, kritik madenler ve küresel tedarik zincirleri de güvenlik kavramının ayrılmaz parçaları hâline geliyor. Başka bir ifadeyle NATO, sınırları koruyan bir ittifaktan çok, küresel akışları güvence altına almaya çalışan bir yapıya dönüşüyor.

İşte Türkiye’nin yükselen ağırlığını da bu değişim açıklıyor.

Karadeniz’den Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya, Balkanlar’dan Afrika’ya uzanan geniş coğrafyanın tam ortasında bulunan Türkiye, artık yalnızca bir kanat ülkesi olarak tanımlanmıyor. Farklı güvenlik bölgelerini birbirine bağlayan stratejik bir merkez haline geliyor. Bu, pek çok açıdan küresel dinamiklerle iç içe geçmiş bir rol.

ANKARA'NIN AĞIRLIĞININ STRATEJİK TEMELİ

Ankara Zirvesi’nde öne çıkan başlıklar da bunu doğruluyor. Savunma sanayiinin güçlendirilmesi, entegre hava ve füze savunması, yapay zekâ destekli komuta sistemleri, savunma üretiminin artırılması ve lojistik koridorların korunması.

Bunların tamamı son yıllarda Türkiye’nin yatırım yaptığı alanlarla doğrudan örtüşüyor.

Dolayısıyla Ankara’nın NATO içindeki artan ağırlığı, günü birlik gelişmelerin değil, değişen güvenlik coğrafyasının ve konseptinin sonucu olarak okunmalı.

GÜVENLİĞİ PAYLAŞMAK

Bu dönüşümün arkasındaki en kuvvetli dinamikler arasında Washington’un yeni stratejisi yer alıyor.

ABD, artık Soğuk Savaş Dönemi'ndeki gibi dünyanın dört bir yanına doğrudan asker gönderen bir güç olmak istemiyor. Bu, Amerika’nın söz konusu alanlardan çekildiği ve çıkarları olmadığı anlamına da gelmiyor. Asıl değişen, güvenliği üretme biçimi. Başka bir ifadeyle güvenlik üretim ve inşasını paylaşarak yükünü azaltma arayışı. Bunu ne kadar başarabileceği sorusu, aradığı denge kadar onu oluşturacak aktörlerle de yakından ilgili.

DENGE ARAYIŞI, İSRAİL AÇMAZI

Washington bundan sonra sorumluluğu tek başına üstlenmek yerine, bölgesel ortaklarını aynı güvenlik mimarisinin parçaları hâline getirmeye çalışıyor. Ancak bu yeni modelin önemli bir özelliği var.

ABD, Orta Doğu’da Türkiye’yle geniş iş birliği alanları oluşturuyor. Bu son derece açık ve şeffaf biçimde ilerliyor. Ancak tek bir bölgesel gücün mutlak hâkimiyet kurmasını da istemiyor. Bunun yerine Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve belirli ölçülerde İsrail’in aynı anda hem rekabet ettiği hem de ortak tehditler karşısında iş birliği yaptığı çok merkezli bir denge oluşturmayı hedefliyor.

Ne var ki bu denklem ve arayışı daha yolun başında zehirleyen bir aktör var: İsrail.

BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIĞIN KAYNAĞI

Gazze’de yaşanan katliam, Batı Şeria’da sürdürülen işgal politikaları ve bölge ülkelerini, en başta Türkiye'yi sürekli güvenlik tehdidi olarak gören yaklaşım, yalnızca bölgesel istikrarsızlığı derinleştirmiyor; ABD’nin kurmaya çalıştığı denge sistemini de kırılgan hâle getiriyor.

Çünkü sürekli tehdit üreten bir güvenlik anlayışıyla kalıcı bir bölgesel ortaklık inşa etmek kolay değil. İsrail’in saldırganlığı ve bölge dışı aktörlerle kurduğu kışkırtıcı ittifaklar, Ankara açısından kabul edilemez boyutlarda seyrediyor.

Ancak Türkiye’nin geleceği için şunu eklemezsek, tabloyu eksik aktarmış oluruz. Ankara aynı anda birden fazla güvenlik ekseninde varlık gösterecek. Bunun şartları da çoktan olgunlaşmış görünüyor.

Bu daha geniş bir tartışma. Bir başka yazıya.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar