
"Türkiye güçlü olsun diye barışın önünü açacağız"
Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada kendisi ve parti yöneticilerinin 'evet' oyu kullanacağını duyururken, milletvekillerinin seçildikleri illerin tutumuna göre oy kullanacağını bildirdi
İktidarın 'Terörsüz Türkiye' olarak tanımladığı yeni çözüm sürecinin hukuki altyapısını hazırlayacak olan ve kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, bugün TBMM Genel Kurulu'na geldi.
Adalet Komisyonu'nda 18 saat süren görüşmelerin ardından kabul edilen yasa teklifine dair Yeni Parti'nin alacağı tutum merak ediliyor. Konuya ilişkin kapalı bir grup toplantısı gerçekleştiren Yeni Parti'nin kararını Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu'nda açıkladı.
"Barışın önünü açacağız" diyen Özgür Özel "Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur, partimizin adını millet koymuştur, partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde millet ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır" açıklamasında bulundu. Bu ifadenin parti grubunu serbest bırakmak anlamına gelmediğini belirten Özel, milletvekillerine yönelik "kendi il, bölge, temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum" dedi.
Özgür Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
Bugün Türkiye’nin en ağır, en yakıcı, en uzun sorunlarından birini konuşmak üzere bu çatının altındayız. Öncelikle bu kanun teklifini buraya getirenler açık açık yazmazlar, konuşmaya cesaret etmeseler de meselenin adını doğru telaffuz etmek durumundayız.
Bugün Kürt meselesini konuşmak üzere buradayız. Kürt meselesi yalnızca bir terör meselesi değildir. Yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. Yalnızca bir örgütün silah bırakması meselesi hiç değildir.
Eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik temsil, özgür siyaset ve birlikte yaşama meselesidir. Herkesin kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle ve inancıyla kendisini bu ülkenin eşit yurttaşı hissedebilmesi meselesidir.
Aynı zamanda Edirne’deki, İzmir’deki, Trabzon’daki, Manisa’daki yurttaşlarımızın güven içinde yaşaması, evladını teröre kurban vermemesi meselesidir. On yıllardır canımızı, malımızı, kaynaklarımızı feda ettiğimiz bu mesele 86 milyon yurttaşımızın meselesidir. Demokrasimizin, kalkınmamızın, bölgesel gücümüzün, toplumsal huzurumuzun ve ortak geleceğimizin meselesidir.
Biz Cumhuriyeti kuran, milli egemenliğini tesis eden ve Türkiye’yi çok partili demokrasiye taşıyan siyasal mirasın sahipleriyiz.
Cumhuriyetimiz, üniter devlet yapımız, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü kırmızı çizgimizdir. Biz Kürt meselesinin demokratik çözümünü bu ilkelerin karşısında değil onların güvencesi olarak görüyoruz.
Çünkü toplumsal barışın sağlanmasını üniter devletin alternatifi olarak değil, tam tersine en güçlü dayanağı ve güvencesi olarak görüyoruz. Yurttaşlarımızın adalete, devlete ve cumhuriyete bağlılığı korkuyla değil; eşitlikle, özgürlükle ve aidiyet duygusuyla güçlenir. Korku üzerine devlet inşa edilmez. Devlet, öz güven üzerinde ayakta sağlam durur.
Yurttaşlarını baskıyla yöneten iktidarlar devletlerini güçlendirmezler; toplumu kutuplaştırırlar, aidiyeti zayıflatırlar ve bölünme riskini büyütürler. Cumhuriyeti kurmak ve çok partili demokrasiye geçirmek de üniter yapımızı zayıflatmamış, aksine güçlendirmiştir. Kürt meselesinin demokratik çözümü de cumhuriyetimizi, devletimizi ve ulusal bütünlüğümüzü güçlendirecektir.
"Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık"
Bu soruna hiçbir zaman seçim takvimine bakarak yaklaşmadık. Anketlere göre konuşmadık. Konjonktür değişince söz ve tavır değiştirmedik. İşine geldiğinde çözüm diyen, işine gelmediğinde bütün Kürtleri terörist ilan edenlerden olmadık. Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde, hep doğru yerde durduk. Dün ne söylediysek bugün de aynısını söylüyoruz.
Bu mesele şiddetle değil, siyasetle çözülmelidir. Gizli pazarlıklarla değil, milletin gözü önünde, milletin rızasıyla çözülmelidir. Bir kişinin iradesiyle değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin demokratik meşruiyetiyle çözülmelidir. Herkesin kaygısını gören, acısını da umudunu da yüreğinde taşıyan bir büyük toplumsal mutabakatla çözülmelidir.
"Sırrı Süreyya Önder'i hapse atıp sonra arkasından timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık"
Yıllarca biz bunu savunduk. Bu meselenin çözüm adresi Meclistir dedik. Komisyon kurulmasını yıllarca önerdik, komisyon kurulduğunda katılım gösterdik. Tüm tahriklere, bütün sabotajlara rağmen masada kaldık. AK Parti ve diğer partilerle birlikte bazen aynı salonda buluştuk, bazen ayrıştık ama meselenin kendisinden hiçbir zaman kopmadık, yapıcı katkımızı hiçbir zaman esirgemedik. Ülkenin hayrına olmayan hiçbir işin altına imza atmadık. Komisyon raporuna katkı verdik, imzamızı koyduk. Sürecin başında durumumuzu şöyle özetlemiştik:
Destekleyeceğiz, katkı sunacağız ve denetleyeceğiz. Her aşamasında yapıcı olmaya gayret gösterdiğimiz bu süreçte başta ortaya koyduğumuz ilkelerden hiç sapmadık. Çünkü bizim tutumumuz günlük değil tarihseldir, konjonktürel değil ilkeseldir. Siyaset ilkeyle yapılır. Biz işine gelince çözüm, işine gelmeyince terörist diyen; süreci önce masaya koyup sonra buzdolabına kaldıran; Dolmabahçe'de görüştükleri rahmetli Sırrı Süreyya Önder'i hapse atıp sonra arkasından timsah gözyaşı dökenlerden hiç olmadık.
"Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi kurulamaz"
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, siyasi iktidar bu süreci maalesef büyük bir özensizlikle yönetmiştir. Müzakereleri kapalı kapılar ardında yürütmüştür. Bu toplumsal meseleyi ikili müzakere ortamına sıkıştırmıştır. Toplumsal mutabakat fırsatını kendi eliyle heba etmiştir. Bizi, muhalefeti dışarıda bırakmak için elinden geleni, hatta akla gelmeyenleri yapmıştır.
Komisyonda oluşan ortak iradeye rağmen özel görüşmeler, özel takvimler, özel siyasi hesaplara sıkıştırılmaya çalışılan bir süreç yürütülmüştür. Üç kişinin bildiği metin diye bir metin kutsanıp meclisten gizlenmiş, Adalet ve Kalkınma Partili vekillerden dahi gizlenmiş, bir telaş ve bir panikle son sürece girilmiştir. Komisyonda itiraz eden, soru soran, eleştirilerini dile getiren milletvekillerinin üzerine yürümeye kadar iş varılmıştır. Yani bir süreç yönetmek yerine, bir devlet yönetimi anlayışı göstermek yerine farklı bir telaş, farklı bir panik, bilinmeyen bir ruh hali bütün meclisin, bütün milletin gözü önünde yaşanmıştır. Barışın hukuku milletin gözünden kaçırılarak yazılamaz, yazılamaz. Toplumsal uzlaşma yangından mal kaçırır gibi kurulamaz. Millet sonunda kendisine bilgi verilecek bir sürecin seyircisi değildir.
"Bu teklife 'hayır' deme hakkı olan en çok biziz"
Millet bu ülkenin sahibidir, ta kendisidir. Değerli milletvekillerimiz, açıkça ifade etmek istiyorum: Bu teklife hayır deme hakkı en çok olan siyasi parti kimdir diye millete, sokağa sorduğunuzda hiç şüphe yok ki bugün karşınızda bulunan YENİ Parti grubudur. Çünkü süreç devam ederken en ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanan, yol arkadaşları hapsedilen, partisine yargı eliyle butlan atanan biziz. Öyle saldırılara maruz kaldık ve kalıyoruz ki en temel insan haklarının ihlal edildiği, masumiyet karinesinin yok sayıldığı bir düşman hukukuna muhatabız. Sahte delillerle, kanıtlanmamış iddialarla, gizli tanık ifadeleriyle tarihe utanç olarak geçecek bir süreci yaşıyoruz. Yerel seçimleri kaybettiği için siyasi rekabeti rafa kaldıranların; ailelere, eşlere, evlatlara zulmeden bir darbeci anlayışına muhatap olan biziz.
"Bize yapılanları unuturasak kalbimiz kurusun"
Günlerdir, günlerdir bu teklife hayır dememiz için binlerce öneri, eleştiri, hatta tepki alan bizleriz. Ama hepinize şunu hatırlatıyorum: Yarın bu ülkeyi yönetecek olan da biziz. Ve bu millete olan bağlılığımızla, bu ülkeye olan sevgimizle, toplumsal barışa olan inancımızla sorumluluk alan da biziz. Kolaya kaçmayan, devlet ciddiyetiyle karar veren, bu ülkenin 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonrasını düşünme sorumluluğunu yüreğinde hisseden de bizleriz.
Biz Türkiye'nin sorunlarını çözmek için YENİ Parti'yi kurduk. Kutuplaşmayı bitirmek, barışı getirmek için kurduk. Biz YENİ Parti'yi bir partimiz olsun diye kurmadık. İktidar olsun, sorunları çözsün, sorunların ve eşitsizliklerin üzerine kararlılıkla yürüsün diye kurduk. Bize defalarca "Bu şartlarda o masada neden oturuyorsunuz?" dediler. Bu çağrıları yapanların öfkesini de kaygısını da anlıyoruz. Ama kimse bize ne yaşadığımızı anlatmasın. Çünkü bize yapılanları en iyi biz biliyor, yüreğimizin en derinliklerinde hissediyoruz. Bir tanesini unutursak da yüreğimiz kurusun. Evet, bu yasaya hayır deme hakkına en çok biz sahibiz.
Demokratikleşme eleştirisi
Türkiye'nin hak ettiği kalkınma umudunun masasıdır. Türkiye'de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun bütün gençlerin iyi bir gelecek umudunun masasıdır. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunludur. Yazımı aylar süren komisyon raporu katılan tüm partilerin mutabakatıyla hazırlandı. Raporun 7'nci maddesinde demokratikleşme vardı.
Siyasi tutukluların durumundan Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasına, kayyım uygulamalarının sona erdirilmesine kadar pek çok demokratikleşme önerisi vardı. Altında iktidar milletvekillerinin de imzası vardı. Ama bu kanunun teklifinde hiçbiri yok. Şimdi birileri "E bunlar kanunla olmak zorunda değil, yürütme yapar, uygulamayla olur, gelecekte olur, hele bu süreç bir yere varsın ondan sonra olur" diyorlar.
"Terörle Kürtleri bir görüp gösteriyorsunuz' deyince itiraz edenlere söylüyorum..."
Bu sürecin "bir yere varsın" diye tarif edilen, verilen süre; örgütün silah bırakmasının teyit ve tespiti için geçen süre. "O süreyi de bekleyelim, demokrasi için verdiğimiz sözleri bundan sonra yaparız." Ya elindeki silahı bir terör örgütü mensubunun teslim etmesiyle Mardin'deki gencecik bir seçmenin verdiği oyu alan belediye başkanının belediyeyi yönetmesini nasıl ilişkilendiririz? "Terörle Kürtleri bir görüp gösteriyorsunuz zaman zaman" deyince itiraz edenlere söylüyorum:
Seçilmiş bir milletvekilinin burada göreve gelip başlamasıyla, Anayasa Mahkemesi kararına gösterilen direncin ortadan kaldırılmasıyla ya da örneğin bakanların gidip da bakan kimlikleriyle önce kayyım atanmış bir belediyeyi, ardından AK Parti İlçe Başkanlığını ziyaretiyle, sonra gelip MKYK toplantılarında "Esenyurt Belediyesinin kayyumu sorulduğunda o farklı, orada başka şeyler var..." Neler olabilir? Bu nasıl bir hukuk anlayışı? Esenyurt'taki kayyumu kaldırırsın, başka bir şey varsa ona göre ne olacaksa olur, Belediye Meclisi eliyle olur... Ama iki kayyımın bile partisine göre farklı tarifler yapan, orayı siyaseten elde tutmak için bu kadar büyük ve önemli gördüğümüz bir meseleyi buna alet edenlerin bu sürece nasıl bir katkı yapmasını bekliyorsunuz?
Can Atalay hatırlatması
Önümüzdeki teklifin içeriği de hazırlanış biçimi kadar sorunlu demiştim. Bu kanun teklifinde hepimizin altına imza attığı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nun sadece, sadece 6'ncı maddesi var. O kısım da sorunlu, özensiz, problemli, kapsamı tartışmalı, uygulaması tartışmalı, yetkilendirmesi tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmiş. Uzun tutukluluklara, gizli tanık düzenine, siyasallaşmış yargıya karşı tek bir demokratik adım yok. Hatay'ın seçilmiş milletvekili Can Atalay için bir adım yok, bir adım atmaya da görünen var.
Selahattin Demirtaş için açık bir hukuk yok; örtülü, keyfiyete kalmış bir muğlaklık var ve bunun tarifinde maharet gösteren birtakım iktidar aktörleri var. Siyasi rakipleri, gazetecileri, akademisyenleri ve seçilmiş belediye başkanlarını cezaevinde tutan düzene ilişkin bir değişiklik yok.
Burada komisyonun iradesini hiçe sayan, meseleyi yüzeysel ele alan özensiz bir metin var
Burada komisyonun iradesini hiçe sayan, meseleyi yüzeysel ele alan özensiz bir metin var. Burada yargının bütün yetkisini yürütmeye devreden bir yetki var. Yasamanın üstlenmesi gereken sorumlulukları yürütmeye veren, istisnama açık yetkiler düzenleyen bir metin var. Yargıda verdiği tüm kararlar neredeyse Anayasa Mahkemesinden dönmüş, siyasi operasyonların başaktörü olmuş, bir siyasete gelmiş, bir hakim-savcı kürsülerine gitmiş birisinin de içinde bulundurulacağı bir komisyona siyasete kimin ne zaman dahil olacağı konusunda bezirganbaşılık gibi bir görevin tarifi var.
Yani bu süreçten sonra siyasete dahil olma meselesinin bile bugünkü yürütmenin elinde koz olarak tutan veya bu meseleyi halen daha birtakım müzakerelerin parçası kılan bir anlayış var. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, biz Adalet ve Kalkınma Partisinin sicilini unutmuş değiliz. 40 yılı aşkın bu meselenin 25 yılı AK Parti dönemindedir. Binlerce şehit AK Parti döneminde toprağa düşmüştür.
"Erdoğan'a güvenmiyoruz"
AK Parti'nin bugünkünden çok daha güçlü olduğu yıllar oldu. Mecliste büyük çoğunluklara sahipti, toplumdan geniş destek alıyordu, devletin bütün imkanları elindeydi ama hiçbir zaman bu meseleyi gerçekten çözmek istemedi. Çözümün gerektirdiği demokratik bedeli ödemekten hep kaçtı.
Çünkü kalıcı çözümü iktidar hesabının önüne koyamadı. Bir dönem açılım dedi, Dolmabahçe'de masa kurdu. Sonra seçim hesabı değişince o masayı devirdi. Dün birlikte oturduğu siyasetçileri ertesi gün cezaevine gönderdi. Masaya kendi oturttuğu siyaset arkadaşlarını yıllarca pasif pozisyonlara itti.
Dün el sıkıştığı insanları ertesi gün terörist ilan etti. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisini yöneten akıl hiçbir zaman bu meselenin gerçekten çözümünü ve Türkiye'nin topyekûn huzurunu parti çıkarlarının önüne getirmedi. Sayın Erdoğan bugün siyasi rakiplerini yargıyla bertaraf etmeyi göze alan, tek kaygısı kendi koltuğu olan bir noktadadır.
Adalet ve Kalkınma Partisi şimdi de maalesef barışı isteyen, samimi bir tarafta durduğunu gösterememektedir. Barıştan nemalanmak isteyen taraftadır. Bize yapılan saldırılar da bu hesaptan bağımsız değildir.
"Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır"
Erdoğan barış umutlarını yine heba etmek isteyen taraftadır. Mecbur kaldığı için baştan yanaymış gibi yapan taraftadır. Yeni Parti ise ona bu fırsatı vermeyen taraftadır. Biz böyle bir iktidarın samimiyetine güvenmiyoruz. Geçmişine güvenmiyoruz. Bugünkü niyetine güvenmiyoruz.
Gelecekte vereceği sözlere de peşinen güvenmiyoruz. Biz kendimize ve milletimize güveniyoruz. Biz rüzgara göre şekil değiştirenler değiliz. Biz doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun savunan ve ilkelerine sahip çıkanlarız. Değerli milletvekilleri, bizi uyaran yurttaşlarımızın sesini duyuyorum. "Bütün bunları yapan bir iktidarın getirdiği yasaya nasıl destek vereceksiniz..."
Gelecekte vereceği sözlere de peşinen güvenmiyoruz. Biz kendimize ve milletimize güveniyoruz. Biz rüzgara göre şekil değiştirenler değiliz. Biz doğru bildiğini ne pahasına olursa olsun savunan ve ilkelerine sahip çıkanlarız. Değerli milletvekilleri, bizi uyaran yurttaşlarımızın sesini duyuyorum. "Bütün bunları yapan bir iktidarın getirdiği yasaya nasıl destek vereceksiniz..."
Haksızlar mı? Bu soruyu son derece meşru buluyorum. Bu itirazı ciddiye alıyorum. Bu süreç Erdoğan'ın yeniden adaylığının önünü açacak bir Anayasa pazarlığına dönüşür mü şüphelerini anlıyorum, var olan tehlikeleri görüyorum. Bu iktidar demokratikleşmez diyenlerin endişesini, güvensizliğini paylaşıyorum.
Ancak eleştirilerin barışa karşı olmadığını da görüyorum. Herkesin tam bir barışı arzuladığını ama her şeyin bu iktidara güvensizlikten kaynaklandığını biliyorum. Erdoğan iktidarı demokratikleştirmeyi başaramadı, başaramayacak. Erdoğan iktidarı kalkınmayı sağlayamadı, sağlamayacak. Hukukun üstünlüğünü, adaleti getirmedi, asla getirmeyecek. O yüzden bunları bu iktidara bırakamayız, bırakmayacağız. İşte buradan tarih önünde ifade ediyorum: Bu yasaya hayır deme hakkına en çok sahip olan Yeni Parti, kendi hakkını milletin barış hakkının önüne koymayacaktır.
"Barışın önünde durmayacağız"
Barışın önünde durmayacağız. Bir daha şehit gelmemesi için, hiçbir evladımızın gazi olmaması için, yoksul evlere ateş düşmemesi için barışın önünde durmayacağız. Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diye, bu ülkenin çocukları, bu ülkenin geleceğini okullarda, fabrikalarda, tarlalarda, laboratuvarlarda kursun diye barışın önünü açacağız.
Türkiye bölgemizdeki ve dünyadaki tehditlere karşı bir ve bütün olsun, güçlü olsun diye barışın önünü açacağız. Yıllardır teröre, silaha, gözyaşına harcadığımız gücümüzü üretime, eğitime, refaha ayırmak için barışın önünü açacağız. Korku olmadan, ayrımcılık olmadan, yan yana, gönül gönüle ortak geleceği inşa etmek için barışın önünü açacağız. Biz ölüm değil, hayat olsun diye, korku değil, umut olsun diye bu sorumluluğu alacağız. Erdoğan iktidarının başaramadığı demokratikleşmeyi, kalkınmayı, adaleti ve hukukun üstünlüğünü de biz başaracağız.
"Ortak bir barışın mümkün olduğunu biliyoruz"
Çünkü bu iktidarın bunu yapmaya niyeti yoktu. Bu iktidarın koltuğundan başka düşündüğü yoktur. Bu ülkeye bu kadar kötülük yapan bir iktidarın barışın sahibi olmasını beklemiyorduk, olmayacakları açıktır. Barışın sahibi bu ülkenin adalete, huzura susamış tüm insanlarıdır. Demokratlar bu ülkeye barışı getirecek ama bu iktidarı milletin vicdanında asla aklamayacaklardır. Barışın sahibi ne Erdoğan'dır, ne bir siyasi partidir, ne bir örgüttür. Barışın sahibi, sahip çıkarsa gerçekleşir, milletin ta kendisidir.
Biz insanca ve hakça yaşayacağımız bir Türkiye'ye inanan, doğuda ve batıda bunun hayalini kuran siyasetin temsilcileriyiz. Ortak bir barışın mümkün olduğunu biliyoruz ve biz bu hayali şehir şehir kurmaya talibiz. Terör örgütünün feshi, silahların bırakılması ve infaz düzenlemeleri çatışmayı sona erdirmenin konusudur. Önemlidir ama yeterli değildir. Ama asıl hedefimiz demokratik çözümdür. Terörün kökünü ancak demokrasi kazır.
Bu milletin hiçbir ferdinin umudunu siyasi hesaplara ezdirmeyeceğiz. Barışı samimiyetsizliğe, çıkarcılığa teslim etmeyeceğiz. Değerli milletvekilleri, bugün silah faslının kapanması için bir kapı aralanıyor. Biz o kapıyı kapatan taraf olmayacağız. Ama asıl büyük mücadele şimdi başlayacak: Demokrasi mücadelesi, adalet mücadelesi, eşit yurttaşlık mücadelesi, kalkınma ve refah mücadelesi.
"İmzamızı namus biliyoruz"
Biz komisyon raporuna imza koyduk. Koyduğumuz imzayı namusumuz biliyoruz. Raporun silah bırakma ve hukuki geçişi düzenleyen 6'ncı bölümüne de, demokratikleşme sorumluluğunu ortaya koyan 7'nci bölümüne de imza attık. Biz imzamızın gereğini yapacağız. Ama Cumhur İttifakının da 7'nci bölümün altında imzası vardır. Şimdi o bölümü unutturma, erteleme gayretlerini dikkatle takip ediyoruz.
Biz imzamızı namus biliyoruz, sizin de kendi imzanıza sahip çıkıp çıkmadığınızı milletle birlikte takip edeceğiz. Bugünden sonra demokratikleşmeyi meclise getireceğiz. Kayyım uygulamalarının sona ermesinin takipçisi olacağız. Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının mücadelesini vereceğiz. Hukuksuzca hapiste tutulan hakların mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bağımsız yargının, ifade özgürlüğünün, seçilmişlerin iradesinin ve eşit yurttaşlığın mücadelesini vereceğiz.
AK Parti'nin yapmak istemediğini demokratlar olarak biz yapacağız. Onların kaçtığı çözüm sorumluluğunu biz üstleneceğiz. Onların kurmadığı toplumsal mutabakatı biz arayacağız. Onların sağlamadığı adaletin peşinden biz koşacağız. Onların ertelediği demokratikleşmeyi biz gerçekleştireceğiz. Çünkü biz yalnızca çatışmasızlığa değil, demokratik barışa talibiz. Yalnızca silahların susmasına değil, sözün özgürleşmesine talibiz. Biz ortak geleceğimizin adalet ve refahla kurulmasına talibiz.
Şehit aileleri vurgusu
Son sözüm vatanını ve milletini korumak için gözünü kırpmadan canını veren şehitlerimize, ailelerine; daha 20'li 30'lu yaşlarda toprağa düşen evlatlarımıza; onların annelerine, babalarına, eşlerine, çocuklarına... Kimse şehitlerimizin aziz hatırasını siyasete alet edemez. Hiç kimse milletimize "evlatlarınız boşuna şehit oldu" duygusunu yaşatmayı kabul edemez. Onlar bu vatan yaşasın, bu millet bir daha aynı acıları yaşamasın diye can verdiler.
Bugünkü tutumumuz, bugün evet diyorsak gencecik çocuklarımızın kanı bir daha toprağa düşmesin diyedir! Bir anne daha evladının tabutuna sarılmasın diyedir! Türkiye bir daha terörün karanlığına dönmesin diyedir!
Bu oylamadan önce kulağımda çınlayan söz, Şehit Aileleri Derneklerine 21 Kasım 2024 tarihinde 3 büyük derneğe, Devletin de protokolünde yer alan, yaptığımız ziyarette şehit babasının "Vatan sağ olsun, ben yandım başkası yanmasın ama kimse de bizi kandırmasın" sözünün üzerindedir. Hatta aynı gün Şehit Aileleri Vakfı Başkanı Abdurrahman Yılmaz Bey, "Terörün bitmesini, şehidin gelmemesini, annelerin ağlamamasını biz de isteriz. Ama yeter ki önceki süreçte olduğu gibi kandırılmayalım" demişti.
Sırrı Süreyya Önder, rahmetli Sırrı Süreyya Önder... grubumuzu ziyaretinde, "Belki bugün aldığımız bir kararla şehit ailelerini memnun edemeyiz ama bir daha şehit gelmemesi en önemli şeydir" dediğinde, demiştim ki: "Sırrı abi, geçen gün gittiğim bir dernekte başkanın sözleri tam da böyle: Terör bitsin, şehit gelmesin, anneler ağlamasın, biz yandık başkası yanmasın ama kimse bizi kandırmasın."
Kırmızı çizgilerini sıraladı
"Kırmızı çizgilerimiz nettir; Atatürk, Lozan Antlaşması, devletin birliği ve ülkenin bölünmez bütünlüğü ile Anayasa'nın güvence altına aldığı Cumhuriyet'in temel nitelikleri. Bunlar tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz, buna asla izin vermeyiz. Bu anlayışla iktidara değil ama milletimize güvenerek, bu metne değil ama partimizin duruşuna ve milletvekillerimizin göstereceği duruşa güvenerek, bu metne kefil olmadan ama barışın sorumluluğunu taşıyarak, iktidarın hesabına karşı durarak ama Türkiye'nin geleceğinin önünü açacak bir sorumluluğu üstleniyorum."
"Ben ve yönetici arkadaşlarım 'evet' diyeceğiz"
"Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya evet diyeceğiz. Bununla birlikte bunu bütün vatandaşlarımıza ilan ederim ki yeni partimizi millet kurmuştur, partimizin adını millet koymuştur, partiyi büyüten de güçlendiren de milletimizdir. Bu sebeple milletvekillerimiz de seçildikleri illerde millet ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacaktır.
"Parti grubunu serbest bırakıyor değilim"
Bu ifadeyle Yeni Parti Grubu'nu kararında serbest bırakıyor değilim; aksine kendi il, bölge, temsil ettiği toplumsal kesimlerin hassasiyet, beklenti, endişe, umut ve heyecanını dikkate alarak onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum."
Hiçbir Yeni Parti milletvekili üyesinin ve milletin sesini duymadan davranmayacak, Yeni Parti'nin yeni nesil siyasetinin gereği budur. Biliyoruz ki, biliyoruz ki barış, demokrasi ve adalet bu ülkenin ilacı olacak. Bu ilaç birimize değil hepimize şifa olacak. Kendimize güveneceğiz, insanımıza güveneceğiz, mücadelemize güveneceğiz ve ortak geleceğimizi hep birlikte kuracağız. Herkesin buna inanmasını ve güvenmesini arzu ediyorum.
Yüce Meclis'i saygıyla selamlıyorum. Bundan sonra bu kürsülerden kanın, gözyaşının, ayrılıkların değil, birlikte olmanın, birlikte yaşamanın, birlikte kalkınmanın, geleceğe 86 milyon güvenle birlikte bakmanın umudunu taşıyarak Yüce Meclis'i saygıyla selamlıyorum."
Üç milletvekilinden 'hayır' oyu
Konuya ilişkin parti tutumunu belirlemek üzere Yeni Parti Grubu, Özgür Özel başkanlığında kapalı olarak toplandı. Çerçeve yasa oylamasına dair parti içinde görüş ayrılıkları yaşandığı belirtiliyor. İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt, Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici ve Eskişehir Milletvekili İbrahim Aslan, sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımla 'hayır' oyu vereceklerini duyurdu.
Daha önce çerçeve yasanın referanduma götürülmesini isteyen Cemal Enginyurt, son açıklamasında teklife neden karşı çıktığını anlattı. “Barışı istemeyen yok. Kardeşlik hukuku tamam” diyen Enginyurt, buna karşılık mevcut siyasi ortamda muhalefete yönelik operasyonların devam ettiğini savundu. Enginyurt şöyle konuştu:
“Barışı istemeyen yok. Kardeşlik hukuku tamam. Lakin demokrasi yok ediliyor. Muhalefete siyaset yok, tutuklamalara devam. Teröristlere siyaset yolu açılıyor. Milletvekiline Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma için Başsavcı soruşturma istiyor. PKK’lılara Meclis yolu görünüyor. Buna Terörsüz Türkiye denmez. Teröriste plaket verme denir. Hayırda hayır var.”
Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici de milletvekili seçildiğinde TBMM kürsüsünde ettiği yemine atıf yaparak teklife karşı çıkacağını açıkladı.
Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bölünmez bütünlüğü, hukukun üstünlüğü, demokratik ve laik Cumhuriyet ile Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık yemini ettiğini hatırlatan Öneş Derici şu ifadeleri kullandı:
“Hayatım boyunca ödün vermediğim ve vermeyeceğim kişisel ilkelerim ve milletimizin bana verdiği temsil etme yetkisi doğrultusunda, pazartesi günü yapılacak olan çerçeve yasa oylamasında HAYIR oyu vereceğimi tüm kamuoyunun bilgisine sunarım.”
Eskişehir Milletvekili İbrahim Aslan ise silahların susması ve toplumsal barış hedefini desteklediğini ancak bu hedefe ulaşmak için tercih edilen siyasi ve hukuki yönteme itiraz ettiğini açıkladı.
Aslan, yaptığı açıklamada tartışılması gereken konunun toplumsal barış hedefi değil, bu hedefe ulaşmak için izlenen hukuki ve siyasi yöntem olduğunu belirtti. Hak ve özgürlüklerin genişletilmesine karşı olmadığını vurgulayan Aslan, hukuk, demokrasi ve özgürlüklerin herkes için eşit biçimde uygulanması gerektiğini ifade etti.
Süreç Komisyonu raporunun 7. bölümünde hukuk devleti, millet egemenliği, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve özgürlükler ile Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uyulmasının vurgulandığını hatırlatan Aslan, bunların halihazırda Anayasa'nın ve demokratik hukuk devletinin gereği olduğunu söyledi.
Aslan, mevcut sorunun yeni hukuki düzenlemelerin eksikliğinden değil, Anayasa ve yürürlükteki hukukun uygulanmamasından kaynaklandığını savundu. Seçilmişlere yönelik tutuklamalar, kayyım uygulamaları ve muhalefete yönelik operasyonları eleştiren Aslan, bunların seçme ve seçilme hakkı, ifade özgürlüğü ve yargı bağımsızlığı açısından sorun oluşturduğunu ileri sürdü.
Çerçeve Yasa sürecinin siyasi hesaplardan bağımsız yürütülmesi gerektiğini belirten Aslan, Anayasa değişikliği, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Meclis çoğunluğuna ilişkin siyasi hesapların toplumsal barış süreciyle ilişkilendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
“Toplumsal barış gibi tarihsel bir mesele, iktidarın ömrünü uzatacak bir siyasal mühendisliğin aracına dönüştürülemez” diyen Aslan, demokrasinin ve hukukun toplumun tüm kesimleri için eşit uygulanması gerektiğini vurguladı.
Aslan, açıklamasının sonunda toplumsal barışın Anayasa'nın uygulanması, hukuk devleti, özgürlükler, eşit yurttaşlık ve seçmen iradesinin korunmasıyla sağlanabileceğini belirterek, “Bu gerekçelerle mevcut haliyle Çerçeve Yasa'ya hayır diyorum” ifadelerini kullandı.
Sezgin Tanrıkulu 'evet' diyecek
Çerçeve Yasa'nın TBMM Adalet Komisyonu görüşmeleri sırasında teklifin özellikle 3 ve 4. maddelerine yönelik eleştirilerini dile getiren Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Genel Kurul’daki oyunun “evet” olacağını daha önce şu sözlerle açıklamıştı:
“Hazırlama sürecindeki usule ve içerik konusundaki eleştirilerime rağmen; şiddet, çatışma ve terör eylemlerini sonlandıracak bu yasaya Meclis Genel Kurulu’nda ‘Evet’ diyeceğim.”
"Burada bal gibi af var"
Toplantı öncesinde gazetecilere açıklama yapan Yeni Parti Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ne ilişkin siyasi iktidarın "bu af değildir" dediğini ancak bunun doğru olmadığını savundu.
Tanal, "Burada bal gibi af var. Af gelecekse herkese gelebilmeli. Terör örgütlerine gösterdikleri toleransı, bizim belediye başkanlarımıza, il başkanlarımıza, genel başkanlarımıza göstermiyorlar, bize göstermiyorlar. Meşru bir siyaseti burada yapıyoruz, bizi dışarı çıkarmaya çalışıyorlar" dedi.
Düzenlemenin yürürlük maddesine ilişkin de eleştirilerde bulunan Tanal, suçların hangi tarihe kadar işlenmesi halinde düzenlemeden yararlanılabileceğinin açık olmadığını öne sürdü. Tanal, "Kanunların bir yürürlük maddesi olur. Suç ne zamana kadar işlenen suçlardan insanlar yararlanır? Ucu açık. Hani 6 aylık müracaat süresi var ya, o başvuruya kadar suç işlerseniz bundan yararlanırsınız" iddiasında bulundu.
Düzenlemenin bu yönüyle adaletsiz sonuçlar doğurabileceğini savunan Tanal, orman yangını üzerinden örnek vererek, "Ben terör örgütü üyesiyim, siz terör örgütü üyesi değilsiniz. Ben gittim kasten ormanı yaktım, ben bundan yararlanacağım. Siz vatandaş hakkınızla ormanda bir piknik yaptınız, ihmalinizle, taksirinizle yangın çıktı, orman yandı; siz yararlanamıyorsunuz" ifadelerini kullandı.
"86 milyon ne diyor?"
Bir gazetecinin "İtirazınız var, 'hayır' mı diyeceksiniz?" sorusu üzerine Tanal, düzenlemenin topluma sunulması ve tartışılması gerektiğini söyledi. Tanal, "Türk toplumu 86 milyon ne diyor? Burada bu kadar önemli olan bir konuyla ilgili biz terörün bitmesini tabii ki isteriz, silahların susmasını isteriz, barışı isteriz. Ama bunu eleştirir mahiyette bu şekilde de söylediğimiz zaman biz barışa karşı değiliz arkadaş" dedi.
Düzenlemenin kalıcı bir barış açısından toplumda tartışılması gerektiğini ifade eden Tanal, "Bunun kalıcı olması açısından toplumda bunun tartışılıyor olması lazım. Bu kadar açık ve net söylüyoruz" diye konuştu.
Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, "Bütün milletvekillerimiz sorumlulukla davranacaklar. Herkes kendi tabanına bakacak" ifadelerini kullandı. Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir ise kapalı grup toplantısında Genel Başkan ile gündemi değerlendireceklerini söyledi.
Yeni Parti Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, teklife ilişkin kararının net olduğunu, kararını toplantıda aktaracağını belirtti.
Yeni Parti'den yasaya ilişkin ek görüş
Yasa teklifini imzalamamalarına dair açıklama yapan Özgür Özel, konuya ilişkin tutumlarında bir değişiklik olmadığını belirtirken yasanın bazı maddelerine itiraz edeceklerini açıklamıştı.
Yeni Parti’nin Adalet Komisyonu üyeleri Süleyman Bülbül, İsmail Atakan Ünver, Turan Taşkın Özer ve Cumhur Uzun, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin ek görüş hazırlamıştı.
Yeni Parti’nin değerlendirmesinde, Kürt sorununun çözümünün toplumsal barışın, özgürlüklerin ve demokratikleşmenin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceği belirtildi. Hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının demokratik toplum düzeninin ön koşulu olduğu ifade edildi.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmelerin demokratik hukuk devleti ilkelerinin zayıfladığı yönünde kaygılara neden olduğu belirtilen görüşte, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunması, temel hak ve özgürlüklerin korunması ile ifade ve toplantı özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiği vurgulandı.
Demokratikleşme vurgusu yapan bir diğer isim de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş oldu. "Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır. Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır" ifadelerini kullanan Yavaş, CHP belediyelere yönelik operasyonları hatırlattığı mesajında "Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez" dedi.
Yeni Parti grubu serbest bırakılabilir
Kulislerde dile getirilen iddialara göre, 'hayır' diyecek milletvekili sayısı artabilir. Bazı milletvekillerinin seçmenlerin tepkisinden çekindiği de dile getirilen iddialar arasında.
Sözcü'de yer alan habere göre, şu anda Yeni Parti grubunun serbest bırakılması en yüksek ihtimal olarak değerlendiriliyor. Buna göre milletvekilleri bir grup kararı olmadan serbest şekilde oy kullanacak. Konuya ilişkin kesin kararı ise Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu'nda açıklayacak.
"Bana güvenin"
Gazeteci İsmail Saymaz, Yeni Parti'nin kapalı grup toplantısına ilişkin kulis bilgilerini aktardı. Saymaz'ın paylaşımı şöyle:
"Yeni Parti, dün yazdığım üzere kapalı grup toplantısında, Çerçeve Yasa için bağlayıcı bir grup kararı almadı, milletvekillerini serbest bıraktı. Yeni Parti lideri Özgür Özel, kapalı grupta yaptığı konuşmada şöyle dedi: 'Meclis genel kurulunda yapacağım konuşmayı dinleyin, bana güvenin.'"
Diğer partiler ne oy kullanacak?
Çerçeve yasanın TBMM Genel Kurul görüşmeleri saat 11:00'de başlayacak. Teklifin Genel Kurul oylamasında AK Parti, MHP, DEM Parti , Yeni Yol, Hüda Par ve CHP 'evet', Yeniden Refah Partisi çekimser kalırken, İYİ Parti ise 'hayır' oyu kullanacak.
12 maddeden oluşan teklif AK Parti, MHP, DEM Parti, CHP, HÜDA PAR ve bazıları bağımsız 367 milletvekilinin imzasıyla Meclis'e getirilmişti.
Çerçeve yasa ne öngörüyor?
Düzenleme PKK/KCK'yı kurma veya yönetme, örgüte üye olma, yardım etme, propagandası ve örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları kapsıyor.
Çerçeve yasa teklifine göre yargılamalar 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda 5 yıl, 15 yıldan fazla ceza gerektiren suçlarda 10 yıl süreyle ertelenecek.
15 yıldan az ceza alan hükümlülerin cezasının infazı 5 yıl, 15 yıldan çok ceza verilenlerin de 10 yıl ertelenecek. Bu sürede "terör suçu" işlenirse erteleme kararı kaldırılacak.
Düzenlemeden faydalanacaklar için 2 ila 3 yıl siyaset yasağı uygulanacak.
Örgüt faaliyeti kapsamında işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar kapsam dışında olacak.
Teklifle sürecin takip, denetim ve koordinasyonu için Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında Adalet, İçişleri, Dışişleri ve Milli Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MGK Genel Sekreteri ve MİT Başkanı'nın da yer alacağı bir kurul ve Meclis'te de 17 üyeli izleme komisyonu kurulacak.
Kanun kapsamında faaliyet gösteren kamu görevlilerinin de cezai sorumluluğu olmayacak.
Kaynak: Gazete Oksijen


HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.