1. YAZARLAR

  2. Ahmet Varol

  3. Trump, onu emir vermek için mi çağırdı akıl vermek için mi?
Ahmet Varol

Ahmet Varol

Trump, onu emir vermek için mi çağırdı akıl vermek için mi?

A+A-

Şimdi biz; “ABD Başkanı Donald Trump siyonist işgal rejimi başbakanı Netanyahu’yu, kendi hitap tarzıyla Bibi’yi, yanına emir vermek için mi çağırdı yoksa akıl vermek için mi?” diye soru sorsak muhtemelen bazıları; “Neyin aklını verecek, adamın kendisinde yok ki başkalarına versin!” diye itiraz edecektir.

Ayrıca, “ABD aslında işgal rejimiyle Filistin direnişi arasında kabul edilen ateşkes sürecinin işlemesini istiyor ama siyonist işgal hükümeti yan çiziyor. O yüzden Trump kuvvetli ihtimalle Netanyahu’yu biraz hizaya sokmak ve ateşkes uygulamasının en azından bir istikrara kavuşması için daha belirgin adımlar atmaya zorlamak amacıyla yanına çağırmış olabilir” diye düşünenlerin da epey çok olduğunu tahmin ediyorum. Trump’ın açıklamalarından ve sergilediği tavırdan böyle düşünenleri haklı çıkaran işaretler çıkarmak da mümkündür.

Trump’ın kendisinin bizzat akıl yoksunu olduğunu düşünenler pek haksız değiller. Yaptığı açıklamalardaki tutarsızlıklar, çelişkiler, medcezirler böyle düşünenleri haklı çıkarıyor. Ama zaten o da kendisinin sahip olduğuyla değil başkalarının verdiği akılla çizgisini ve siyasetini belirliyor.

ABD’nin küresel egemenlikle ilgili iddialarının ve politikalarının belirleyicisi başkanlar değil onlara akıl veren, derin devletin stratejisini belirleyen, aynı zamanda izlenen politikalara “yasallık” yani meşruiyet çerçevesi oluşturmanın dayanaklarını üreten kurumlardır. Dolayısıyla ABD’nin siyaseti ve stratejisi bireysel değil kurumsal akılla belirlenir ki küresel çapta güç oluşturan ve bu gücü muhafaza etmeye çalışan devletler açısından bu normaldir. ABD açısından anormal olan işte bu gücü elinde tutan kurumsal aklın insani ve hukuki duyarlılıktan tamamen yoksun olmasıdır. Ondan dolayı ABD bir zulüm devletidir. Çünkü kendi çıkarları ve egemenliği için bütün insani, ahlâkî ve hukuki değerleri ve ölçüleri ayaklar altına almaktan çekinmemek gerektiğine inanan makyavelizmi devlet felsefesi olarak benimsemiş bir kurumsal akılla yönetilmektedir.

Siyonist işgal rejimi de, İngiliz emperyalizminin bugünkü mirasçısı durumunda olan ABD’nin İslam dünyası üzerinde tahakkümü sürdürme ve Müslüman halkların kendi aralarında ittifak kurarak Batı emperyalizmine kafa tutabilecek bir güce sahip olmalarını engelleme amaçlı politikalarının sahada takipçiliğini yapan cephesi niteliğindedir. Zaten siyonizm ideolojisi de böyle bir amaç için Avrupa’daki yahudi unsurları değerlendirmek ve böylece Avrupa toplumlarında önemli bir kriz unsuru olan yahudi azınlıkları İslam coğrafyasının içine tehcir etmenin yolunu oluşturmak amacıyla bizzat İngiliz emperyalizmi tarafından sistematize ve organize edilen bir ideolojidir.

Netanyahu’nun Trump ile yaptığı son buluşmanın asıl amacı da sanıldığı gibi işgalci siyonistleri, aşırılıklarından geri adım atmaya ve ateşkesin şartlarına riayete zorlama değil; bölgede siyonist işgalin geleceğini garanti edecek politikaların önünü açmak için mevcut şartlarda nasıl bir tavır sergilenmesi gerektiği konusunda akıl verme amaçlıydı.

Trump ile Netanyahu’nun Florida’da yaptığı kapsamlı görüşmenin hemen ardından, ABD Savunma Bakanlığı’nın Boeing şirketiyle, işgal rejimine 25 yeni F-15 tipi savaş uçağı temin edilmesi konusunda 8.6 milyar dolarlık anlaşma yaptığını duyurması bu açıdan dikkat çekici bir gelişme olmuştur.

ABD desteği olmasa, siyonist işgal rejiminin sonu Suriye’de Rusya’nın desteğini çekmesinin ardından bir haftada devrilip giden Beşşar Esed rejiminin sonundan farklı olmayacaktır. Bunu işgalci siyonistler kendileri de biliyor. Ama onlar kendilerinin Batı emperyalizminin İslam dünyasına yönelik savaşları açısından önemli bir konumda olduklarını ve ABD’nin kendilerini ihmal etmesinin kolay olmayacağını da biliyorlar.

ABD eğer ki işgal rejimini ateşkesin şartlarına riayet etmeye zorlama konusunda samimi olsa bunu başarması çok kolaydır. Ama işgal rejimine yönelen tehditlerin ortadan kaldırılması onun açısından çok daha önemlidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar