Evdeki hesaplar
Dünyâ târihi çok kritik bir yola girdi. Bunu,
ABD-Çin arasındaki uzlaşmaz diyemem; ama uzlaşması sûret-i kat’iyede istenmeyen gerilimin tırmanması olarak değerlendirmek de mümkün. Çelişki hem henüz doğrudan ve nihâî bir hesaplaşmaya erişmedi. O son evreyi anlatıyor. Onun bir evvelki safhası bu. Son NATO Zirvesi tam da bunu ortaya koyuyor.
Nihâî metne bir bakalım. Daha evvelki NATO Zirvelerinde görüldüğü üzere onlarca maddeden müteşekkil bir metin yok elimizde. Bu sâdeleşmeyi Transatlantik ilişkilerinde üzerinde anlaşılmadan kalan çok sayıdaki meselenin ddevâm ettiğine yoran değerlendirmeler de var. Zamân zamân bunlara da rastlıyorum Toptan yanlış diyemem , ama ben o kanaatte değilim. Tam aksine, Ankara Zirvesi’nde uzun zamândır ucu açık alan anlaşmazlık konularının çözüldüğünü değil, büyük ölçüde aşıldığını düşünüyorum. Elbette bâzı çatlaklar varlığını devâm ettiriyor olabilir. Ama bunlar üzeri sıvanarak gündem hâricine itildi. Çekya, İspanya gibi gidişâta itiraz edenler , metne şerh düşenler; İtalya gibi görece mesâfeli duranlar da var. Ama ben bunların hayli kenarda kaldığını ve bir tesiri olamayacağını düşünüyorum. Velhâsıl Ankara Zirvesi,
NATO 3.0 doğurmasa bile ilişkilerin pekiştiği bir zirve olarak târihe geçti.
Çok mühim diğer husus ise, NATO’nun temel konseptlerinden birinin uğradığı esastan bir değişimdi. Batı’nın siyâsî elit dünyâsı diğer âletleri bir taraf itti ve elini doğrudan beline götürdü. Bunu NATO’nun artık savunma esaslı klâsik hâlinden farklı olarak bir saldırı âletine dönüşmesi olarak değerlendirebiliriz. Afganistan ve Libya’da olduğu üzere zâten uzun zamândır ivmelenen Batı saldırganlığına yer yer iştirak eden NATO artık bunu çok daha müesses bir hâle getiriyor. Çin ile nihâî ve doğrudan hesaplaşmaya hazırlanmaktır bu. Artık taşlar yerine oturdu.
Hikâye Biden devrinde başladı. Amerikalı Demokratlar tam bir Transatlantik ittifâkı sağlayarak Rusya’ya saldırdı. Ukrayna pilot bölge olarak seçildi.
Görünüşte saldırgan olan Rusya idi. Ama bu fiiliyatta Transatlantik dünyâsının Rusya’ya dolaylı saldırısından başka bir şey değildi.
Demokratlar Avrupa ile Rusya arasındaki tekmil köprüleri yıktı. Rusya’yı kan dâvâlısı olarak gören Birleşik Krallık tarafından hazırlanan bu plânın hedefi
Rusya’yı çökerterek Asya hâkimiyetini mutlak mânâda sağlamaktı.
Bu sûretle, zâten Pasifik’ten zor çıkış yapabilen Çin’in kıt’aya yayılan ağları da parçalanacak ve Batı karşısında kolay bir lokma hâline gelecekti. Ama burada tuhaf olan husus, sağlanan Transatlantik ittifâkının NATO’nun yerleşik kodlarına tam olarak oturtulmuş olmamasıydı. Ukrayna^da yaşanan daha ziyâde fiilî bir Transatlantik dayanışmaydı. Bu durumda NATO mensupları yer yer bağımsız hareket edebiliyordu. Demokrat ABD’nin ve AB’nin horlamakta yarıştığı Türkiye bunlardan biriydi.
Tam bu esnâda hiç beklenmedik bir gelişme oldu ve 7 Ekim sonrası yaşanan hâdisât patladı. Bununla hayli uyuşumlu olarak ABD’de Trump ve Cûmhûriyetçiler iktidâra geldi. Trump Ukrayna’daki savaşın ABD’ye yıktığı ağır mâliyetleri bahane ederek ABD’yi oyundan çekti. Diğer taraftan hedefe İran’ı koydu ve İsrâil azgınlığına iştirak etti. Demokratların İran husûsundaki yaklaşımı farklıydı. Onlar ilerleyen Rus-Fars işbirliğini görmüş ve İran’ı görece rahatlatan bâzı tâvizleri vererek bu süreci durduracaklarını zannetmişlerdi. Ama öyle olmadı Ukrayna savaşı esnâsında bu ilişkiler derinleşti. İran Rusya’ya hatırı sayılır bir destek verdi. Nihâyet Rusya ile derin bağlara sâhip Hindistan da Birleşik Krallık-ABD Demokratları ve AB elitlerini hayâl kırıklığına uğrattı. . Trump bu çuvallamaları sonuna kadar kullandı.
Ankara Zirvesi çelişkileri büyük ölçüde ortadan kaldırmış görünüyor. Bir defâ,
Avrupa artık mâlî olarak elini taşın altına koymayı kabul etmiş durumda. Bunun mukâbilinde ABD Ukrayna’daki savaşa ağırlığını koymayı kabûl etti.
Ukrayna’ya sağlanacak olan 70 Milyar Dolarlık destek paketi bunun hediyesidir. Zelenski Ankara’ya gelişinde en düşük profille karşılanan liderdi. Ama en büyük parsayı o topladı.
Anlaşılıyor ki Birleşik Krallık ile ABD karşılıklı tâvizler vererek anlaştılar. Trump Transatlantik çelişkisini, süreci NATO disiplinine sokarak aştı.
Nihâî metin artık iki hedefi apaçık ortaya koyuyor: Rusya ve İran.
Tam da Ankara’da iken Trump’ın ateşkesi nihayete erdirmesi bir tesâdüf değildir. Her iki cephedeki ateş harlanıyor. Ne 12 ne de 40 Gün Savaşında sürece iştirak etmiş olan Avrupa artık NATO disiplini üzerinden topa girmeye hazır hâle getirilmiştir.
ABD Ukrayna’ya ağırlık koyduğu nispette Avrupa kanadı da Körfez’e müdâhil olacaktır.
İran’ın NATO’nun hedefine konması esâsen artık bundan sonra İsrâil’in de devreye alınması mânâsına gelecektir.
Ankara Zirvesi’nden göstermeseler de en fazla memnuniyet duyan devletin İsrâil olduğu muhakkaktır. NATO yazılım sistemlerinin merkezîleştirilmesinden ve bunun İsrâil’e meftun olan bâzı şirketlere verilmesi herhâlde kendilerini en fazla en mes’ud edecek haberlerdir
Artık hat belli. Ukrayna-Karadeniz ve Hazar'dan başlıyor . Hat buradan ikiye ayrılıyor.
İlki Hazar’dan Türkistan’a doğru devâm ederken diğer yol ise İran üzerinden Körfez ve Ortadoğu’ya sarkıyor.
Bunlar Çin’in hayat damarları. Eğer muvaffak olursa bu Batı’nın Çin’i ezmesi mânâsına gelir. Batı’nın kaybedecek zamânı yok. Bunu istikbaldeki on senede yaptılar, yaptılar. Değilse çok geç olacak.Onun için İran savaşı büyüyerek devâm etme riskini taşıyor.
İşte Türkiye bu sürecin doğrudan en kritik noktasında yer alıyor. Eşanlı olarak her iki çatışma odağına son derecede yakın. Birisi (İran) ile sınırdaş. Trump’ın Türkiye ve Beyefendi methiyelerini buraya oturtabiliriz. Artık yeni bir evredeyiz. Sualler şunlar: Türkiye şu âna kadar hayli mâhir yürüttüğü denge siyâsetlerini bundan sonra ne kadar devâm ettirebilecektir? Eğer bir pozisyon değişikliği yaparsa Türkiye kendisine verilen kıymetin karşılığında hangi kıymetlere tâlip oldu? Fayda-mâliyet analizi üzerinden nasıl bir durum ile yüz yüzeyiz? Bunları şimdilik göremiyoruz. Şimdilik Türk devlet aklına itimâd etmekten başka yapacak birşey yok..İnşaallah evdeki hesaplar çarşıya da uyar.
***
Dün 15 Temmuz idi. Anti Emperyalist bir duruşla mücâdele eden ve toprağa düşen şehitlerimizi rahmetle yâd ediyorum. Sevgili insan, şehit Mustafa Cambaz kardeşim ; iki kedi perver olarak yaptığımız sohbetleri unutmuyorum. Merak etme; gazetedeki kedilerin emin ellerde…


