1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Tarihin Modern Anlamı
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Tarihin Modern Anlamı

A+A-

Tarih, insanların “bu dünya ortamı”nda ve tamamen kendi inisiyatifleriyle yapıp ettiklerinden ibaret mi, yoksa İlahi İrade’nin genel takdirinin insana bıraktığı özgürlük alanında yapıp ettikleri mi? Belirtmek gerekir ki sorunun bu şekilde vaz’edilmesi iki ayrı tarih görüşüne işaret eder. İlkinin doğruluğuna inanacak olursak, modern tarih görüşüne vurgu yapmış oluruz, bu da bizi özünde basit bir inanca dayanan “ilerlemeci tarih” görüşüne götürür.

Modern batının felsefi temeli olan Aydınlanma’nın üzerinde oturduğu zemin bu felsefedir, bunun batılı insanın Allah, varlık ve ahlaki eylemlerimizin niteliğinin köklü bir değişime uğramasıyla yakın ilgisi var. Nitekim batıda tarih felsefesi, tarihi Allah karşısında özerkleştirmek amacıyla ortaya çıktı. İlerlemeci tarih inancı, Aydınlanma’yı ve modernliği mümkün kılan en önemli faaliyetlerden biriydi. Rönesans ve reformdan sonra Aydınlanma’yı hazırlayan entelektüel sürece baktığımızda, Kilise yanında Kilise’nin şahsında dinin, metafizik düşüncenin ve ilahi olan her şeyin tasfiye edildiğini tespit etmek mümkün.

Bu zihni ameliyeden sonradır ki insan, bilimler aracılığıyla tabiatı, ardından tarihi özerkleştirebildi. Buna göre tabiata ve tarihe aşkın/ilahi güç müdahil değildir. Hegel’in yaklaşımını bir kenara bırakacak olursak, tarih insan ürünü bir alan olarak karşımıza çıkar ve tamamen insan tarafından yapılır, bir bakıma yeniden ve bir baştan üretilir, geleneksel olana göre farklı biçimlerde dizayn edilebilir. Bu aşamadan sonra Hıristiyanlığın öne sürdüğü “Kutsal tarih görüşü” tamamıyla bir safsata olarak addedilmeye başlanmıştır, ancak Hıristiyanlığın tarihe atfettiği kutsallığı reddedenler, bir süre sonra ‘başka kutsallıklar’ ihdas ettiler.

Bu açıdan batılı tarih felsefelerine iki ana noktadan hareketle eleştiri yöneltmek mümkün: Bunlardan biri tarihin Allah karşısında -otonom bir alan olarak- özerkleştirilmesi, diğeri “tarihsellik ve tarihselcilik” bağlamında batılı insanın önce kendi dünyası, arkasında yeryüzü küresi üzerinde hakimiyet kurma teşebbüsünde meşrulaştırıcı bir araç olarak kullanılması. Eğer bu iki noktada “işe yarar bir başarı” kazanılmasaydı modernlik de mümkün olmazdı.

Bir Müslüman, modern algısında herhangi bir sorgulama yapmadan otonom bir tarih görüşüne ulaşamaz; en azından teorik olarak bu böyledir. Zira biz, Allah’ın hayata ve tabiata müdahil olduğunu kabul ettiğimiz gibi, tarihe de müdahil olduğunu kabul ediyoruz. İlahi irade, bilgi ve kudretten bağımsız ne bir an vardır ne herhangi bir hareket, ancak bizim için somut istisnai vakıa olarak şanı yüce Allah, Hz. İbrahim (a.s.)’i ateşten kurtarır, Hz. Musa (a.s.)’nın önünde suları yarar ve Bedir gününde bir avuç mü’minler topluluğuna yardım ederken tarihe müdahale etmiştir. Söz konusu müdahale olmasaydı son dört bin yıllık olaylar bu şekilde cereyan etmez, mesela İsrail Gazze’de soykırım yapmaz; Amerika ve İsrail İran’a saldırmazdı. Bu çerçevede ateşe atılan İbrahim’i ateşin yakmaması olayını işari veya daha ileri düzeyde batınî tefsir usulünü kullanarak okumak bütünüyle Allah’ın tarihe müdahalesini reddetmekle aynı şeydir, tıpkı Musa ve kavmi önünde açılan Kızıldeniz’deki olayın tesadüfen o güne denk gelen bir med-cezir olayı şeklinde anlamak gibi. Hayır, deniz ikiye yarıldı, Musa ve kavmi içinden selametle geçtiler, tıpkı nesne/cisim yakan ateşin İbrahim’e selamet olması gibi.

Tarih, varlık gibi ilahi müdahaleye açıktır. Kuşkusuz insan, tarihin yapımında aktif bir öznedir ve bundan dolayı yapıp ettiklerinden dolayı ahlaki olarak sorumludur. Ancak genel/külli irade ve amacın küçük bir parçası durumundaki dünyevi alan üzerinde geçerli olan beşeri irade ve etkinlik, insan gücü ve kudretiyle sınırlıdır. Temel kural olarak cüz’i olan külli olandan hiçbir zaman tam ve kesin olarak bağımsız, dolayısıyla özerk ve otonom olamaz. İrfan ehli bilgeler bunu basitçe şöyle formüle etmişlerdir: “İnsan zahirde muhtar, hakikatte mecburdur.”

Burada Maturidi’nin Eş’ari’ye yönelttiği eleştiri yersizdir, çünkü cüz/tikel, külli/tümel olandan mahiyetçe ayrı değildir ama tümel (bütün) olmayıp ondan bir parçadır. Bizler irade ve kudret sahibi isek, tabii ki Allah’ın el Murid ve el Kadir isimlerinden pay alabilmemiz dolayısıyladır, bizim kendimizden kaynaklana ve Allah’tan bağımsız bir irademiz ve kudretimiz yoktur; bizim ve tamamen bize ait olan kaderimiz, iki seçenekten birini tercih etme özgürlüğüne sahip olmamızdan ibarettir.

İkincisi, tarih basitten mükemmele doğru ve lineer bir çizgi takip ederek ilerlemez; bu hiçbir ontolojik geçerliliği ve Hakikat değeri olmayan batılı (ve aynı zamanda batıl) bir hurafedir. Tarih, insanın Allah’a doğru yürüyüşüdür, aşağıdan yukarıya doğru ahlaki ve manevi bir seyir izler. Tarihin amacını tersine çevirip insanı ahlaki hedefinden saptırmak isteyenler de var ve bunlar her zaman var olurlar. Yaratılış ve bitiş, başlangıç ve son (Mebde’ ve Mead, ya da Allah’a rücu’) arasında çevrimsel bir durum var. Burada sözünü ettiğimiz çevrimsel/devrevi hareket, İbn Haldun’un tarih görüşünden ayrı bir hakikate işaret eder. Söz konusu çevrimsel durumda inişler ve çıkışlar helezonik zamanlar şeklinde tecelli ederler.

Lineer tarih görüşü, özünde sömürgecilik, emperyalizm veya bölgesel-küresel tahakkümleri tarihin yasası olarak meşrulaştırma aracı olarak kullanılmıştır; bir tür Cebriyecilerin iddia ettiği gibi “Sömüren de, sömürülen de, zalim de mazlum olan da” tarihin zorunlu yasası icabı tarihsel rollerini oynamaktadırlar, şu halde yasaya –Emeviler buna ‘kader’ diyorlardı- karşı çıkmak anlamsız olduğu gibi sömürüye ve zulme karşı çıkmak da anlamsızdır, hatta tarihin yasasına –Emevilerde Allah’ın takdirine ve kaderine- karşı çıkmakla aynı şeydir. İlerlemeci tarih görüşü” dünya zamanı”nı ilahi, öte ve batın boyutlarla hiçbir ilgisi ve bağı olmaksızın tanımlar.

Bu, politik olarak kullanışlı olmakla beraber seküler ve profan bir zihin tasavvuru, varlıkla ilgili bir yanılsamadır. Eğer modern tarihi görüşü olmasaydı “sosyal Darwinizm”de mümkün olmaz, dolayısıyla bu eşitiz, acımasız ve adaletsiz dünya da olmazdı.

Önceki ve Sonraki Yazılar