Şükür: Neden teşekkür ederiz?
Şükür bir alma, bir karşılama biçimidir. Şükür bir farkında olma ifadesi olduğu için şükrün sunulmaması yapılan nezaketi boşa düşürür. Bu körlük, bu inkar bu yüzden bir ihanet gibidir. “Bir teşekkür bile etmedi” insanoğlunun en insani şikayetidir. İnsan olan insan, teşekkür eder. İnsan olmak şükredebilmektir. Her kim ki şükrü bir lüzum olarak hissetmez, o kimse insaniyetten uzağa düşmüştür.
Şükür için insanın herhangi birşeye sahip olması gerekmiyor. Sadece insan olması gerekiyor. Elinde hiçbirşey olmadığı halde elinde herşey olsa onu verecek kadar müteşekkir olabilen (“benim hediyem hiç’tir” diyen) bir insanın o safi teşekkürü herşeyi vermiş insanınki kadar değerlidir. Şükür bir tanıma, bir görmedir. Sermayesi niyet, neticesi keremdir.
‘Şükür nimeti ziyadeleştirir’. Teşekkür eden, ikrama hak kazanır. Nimeti tanımak yani şükür eldeki nesneyi bir hediyeye çevirir. Şükür insanın jeste liyakatidir. Yani yapılan bir jeste, bir iltifata biz şükür ile layık hale geliriz. Şükür insanın nezakete nezaketle karşılık vermesidir. Şükürsüzlük kabalıktır. ‘İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükür etmez’. Bu iki şükür biçiminden birinin diğerine ihtiyaç bırakmadığını düşünen ziyandadır.
Kaynağı belli olan incelikler, ikramlar (kerem eylemleri) karşısında teşekkür etmemek ne kadar bariz bir hata ise, kaynağı anonimleşmiş incelikler ve jestler karşısında şükürsüz kalmak da o kadar açık bir kabalıktır. İnsanın insana karşı hissettiklerinden olan utanma duygusu nasıl gerekli ise, insanın insana karşı hissettiği teşekkür de olmazsa olmazlar arasındadır.
Şükrederek varlığa varlığımızı katarız. Teşekkür ederek muhatabımızın varlığına ayna oluruz. Şükrederek başkasında kendimizi ve kendimizde başkasını görürürüz. Teşekkürde insan insanda yankılanır. Şükür insanın varlığa şahitliğidir. Şükür, şuurun vücudu tanımasıdır, iyiliğin kayda geçirilmesidir. Yani bir alıcının karşılaştığı maddi ve manevi tüm varlıklar karşısında sinyal vermesi, ölü olmamasıdır. Şükür, olma borcunun ödenme formudur.
Düşünsek, “el hamdu lillah” deriz, ne çok şükredecek şey var hayatımızda anlarız. Şükürler olsun der, kainat kadar büyük bir teşekkür ihtiyacı hissederiz. Çünkü bütün kainattan geriye kalan nihayette bir teşekkürdür. Yunus, “kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk, havalandık kuş olduk, uçtuk elhamdülillah” derken yolculuğumuzun bir tatma ve teşekkür yolculuğu olduğunu hatırlatır. Varlıkta hayat ve şuur ile bilince varıyor, dua ve şükür ile kanatlanıyoruz. Kuş öldüğünde ve nimet bittiğinde bile hatırlanacak olan uçuştur. Bir karşılaşmanın kayıt defteri gibiyiz. Hayat nimetini bir iltifat-ı Rahmani olarak gören insan için şükür bir iz bırakmadır: Bizim kainatta bıraktığımız ve kainatın bizde bıraktığı bir iz. Biz varız diyen bir iz.


