BADR ALBUSAIDI - The Economist
Dokuz ay içinde iki kez Amerika Birleşik Devletleri ve İran, onları bölen en zorlu konuda somut bir anlaşmanın eşiğindeydi: İran’ın nükleer enerji programı ve bunun bir silah programı olabileceğine dair Amerikan korkuları. Bu nedenle, 28 Şubat’ta -son ve içeriği en kapsamlı görüşmelerden sadece birkaç saat sonra- İsrail ve Amerika’nın, kısa bir süre için gerçekten mümkün görünmeye başlayan barış ihtimaline karşı bir kez daha hukuksuz bir askerî saldırı başlatması şok ediciydi, ancak sürpriz değildi.
İran’ın, komşularının topraklarında Amerikan hedefleri olduğunu iddia ettiği yerlere karşı misillemesi, son derece üzücü ve tamamen kabul edilemez olsa da, kaçınılmaz bir sonuçtu. Hem İsrail hem de Amerika’nın İslam Cumhuriyeti’ni sona erdirmek için tasarlanmış bir savaş olarak tanımladığı şeyle karşı karşıya kalan İran liderliği için bu, muhtemelen elde kalan tek rasyonel seçenekti.
Bu misillemenin etkileri en çok Körfez’in güney tarafında hissediliyor; burada Amerikan güvenlik işbirliğine güvenen Arap ülkeleri, bu işbirliğini artık mevcut güvenliklerini ve gelecekteki refahlarını tehdit eden ciddi bir kırılganlık olarak görüyorlar.
Körfez ülkeleri için, küresel spor, turizm, havacılık ve teknolojinin önemli bir rol oynayacağı ekonomik model artık tehlike altında. Veri merkezleri için küresel bir üs olma planları olma planlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir. İran’ın misillemesinin etkileri şimdiden küresel olarak hissediliyor; Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz trafiği ciddi şekilde aksadı, enerji fiyatlarını yukarı çekerek derin bir durgunluk tehdidi yarattı. Bu savaşın mimarları bunu öngörmemiş olsaydı, bu kesinlikle büyük bir yanlış hesaplama olurdu.
Amerikan yönetiminin en büyük yanlış hesaplaması ise, en başta bu savaşa sürüklenmesine izin vermesiydi. Bu Amerika’nın savaşı değil ve hem İsrail’in hem de Amerika’nın bundan istediklerini elde edeceği olası bir senaryo yok. Umarım Amerika’nın rejim değişikliği yönündeki söylemi yalnızca retorikten ibarettir. İsrail açıkça İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesini hedefliyor ve bu başarıldıktan sonra ülkenin nasıl veya kim tarafından yönetileceğiyle muhtemelen pek ilgilenmiyor.
Bu hedef doğrultusunda İsrail liderliği, İran’ın yaptırımlar, iç bölünmeler ve geçen Haziran ayındaki Amerikan-İsrail nükleer tesislerine yönelik bombalamalar nedeniyle o kadar zayıfladığına ve ilk saldırı ve yüce liderin suikastından sonra koşulsuz bir teslimiyetin hızla geleceğine Amerika’yı ikna etmiş gibi görünüyor. Ancak artık açıkça görülmelidir ki, İsrail’in belirttiği hedefe ulaşması için Amerika’nın kara birlikleri göndermesi gereken uzun bir askeri harekat gerekecek ve bu da Başkan Donald Trump’ın daha önce sona erdirmeye yemin ettiği bitmek bilmeyen savaşlarda yeni bir cephe açacaktır. Bu, Amerika hükümetinin istediği şey değil. Halkı da bunu kesinlikle kendi savaşları olarak görmüyor.
Amerika’nın dostları için soru basit: Süper gücü bu istenmeyen bataklıktan nasıl kurtarabiliriz? Öncelikle, Amerika’nın dostlarının gerçeği söyleme sorumluluğu vardır. Bu, bu savaşta kazanacak hiçbir şeyi olmayan iki taraf bulunduğu ve hem İran’ın hem de Amerika’nın ulusal çıkarlarının düşmanlıkların mümkün olan en kısa sürede sona ermesinde yattığı gerçeğiyle başlar. Bu, Amerika’nın kendi dış politikasının kontrolünü ne ölçüde kaybettiğini göstermeyi içerdiği için söylenmesi rahatsız edici bir gerçektir. Ama söylenmesi gerekir.
Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri liderliği, ulusal çıkarlarının gerçekten nerede yattığına karar vermeli ve buna göre hareket etmelidir. Bu çıkarların soğukkanlı bir değerlendirmesi, bölgede nükleer silahların yayılmasına kesin ve nihai biçimde son verilmesini, güvenli enerji tedarik zincirlerini ve bölgenin artan küresel ekonomik önemi bağlamında yenilenmiş yatırım fırsatlarını içermesi gerektiğini gösterecektir. Bunların tümü, İran’ın komşularıyla barış içinde olmasıyla en iyi şekilde başarılabilir. Bunlar belki de Körfez ülkelerinin tümü için ortak hedefler olarak tanımlanabilir. Bugünkü felaketten oraya nasıl ulaşılacağı ise asıl zorluktur.
Amerika’nın, savaşın cazibesine kapılarak iki kez saptırıldığı ikili müzakerelere geri dönmesi zor olabilir. İran yönetiminin de, görüşmelerden bombalama ve suikastlara iki kez aniden geçiş yapan bir yönetimle diyaloğa geri dönmesi kesinlikle zor olacaktır. Ancak, her iki taraf için de izlemesi zor olsa da, savaştan uzaklaşmanın yolu tam olarak bu yeniden başlama sürecinden geçmek zorunda kalabilir.
Pozitif Enerjiyi Hayal Etmek
Tarafların, yeniden müzakereye başlamak için gerekli cesareti toplamaları için bir teşvike ihtiyaçları var. Bu, temel Amerikan-İran sorununu çözmek için gerekli olan ikili müzakereleri, bölgede nükleer enerji ve daha geniş anlamda enerji geçişi konusunda şeffaflık çerçevesi oluşturmayı amaçlayan daha geniş bir bölgesel süreçle ilişkilendirerek sağlanabilir. Bölgedeki tüm ülkeler ortak karbon sonrası geleceklerine bakarken, güvenli inovasyon ve kalkınma, nükleer teknolojilerin oynayacağı rol konusunda bazı temel anlaşmalara bağlı olabilir.
Bu, tüm ana oyuncuların diyalog zorluklarına gönüllü olarak katlanıp birlikte kazanmaları için yeterince büyük bir ödül sunabilir mi? Kesinlikle Umman ve Körfez İşbirliği Konseyi komşularının önerebileceği bir şey. Bazı ilk görüşmeler zamanla güven artırıcı önlemlere ve nükleer enerjinin enerji geçişinde oynaması gereken rol konusunda bir uzlaşmaya yol açabilir. Böyle bir sürecin nihai hedefi, özellikle bir savaşın ortasında, elbette belirlenemez. Ancak, belki de bölgesel bir saldırmazlık anlaşması bağlamında, nükleer şeffaflık konusunda somut bir bölgesel anlaşma sağlamak mümkün olabilir mi?
Bu yazı The Economist sitesinde yayınlanmış olup, Perspektif için çevrilmiştir. Yazının orijinal linki için buraya tıklayınız.