Ortadoğu yanarken...
Bütün dünya İran-ABD ve İsrail savaşını konuşuyor. Sabahlara kadar insanlar televizyonları izliyor. Özellikle sıcak çatışmaların yaşandığı Körfez ülkeleri, Ortadoğu ve diasporadaki Ortadoğulular tabii ki bu olan biteni çok daha yakından izliyorlar. "Ateş düştüğü yeri yakar" derler; Ortadoğu, yani neredeyse yüzyıldır yanıyor. Herkes kendi durduğu yerden olaylara bakıyor. Batı dünyası, İspanya gibi bir iki devlet hariç, siyasal yöneticileri açısından neredeyse tamamı İsrail ile ABD'nin yanında. Gerekçe de şu; işte İran çok tehlikeli bir devlet, işte gerici, yobaz bir İslami rejim var ve artık İran nükleer silah sahibi, her an için dünya için bir tehlike oluşturabilir. Aslında dünya için dedikleri İsrail. Yani bütün dertleri öncelikle dört bir tarafı Müslümanlarla çevrili İsrail'in güvenliğini sağlamak ve ona rahat bir hayat tarzı sunmak, sunabilmek.
Keşke bu kadarla olsaydı. Bunun da ötesinde İsrail'in Nil'den Fırat'a yayılma stratejisine destek vermek. Bütün bölge "Tamam İsrail burada kalsın, işte yaşasın, Araplarla Yahudiler birlikte bir hayat inşa etsinler," işte onun da siyasal tercümesi "iki devletli çözüm": Bir Filistin, iki İsrail... Bu coğrafyada birlikte yaşasınlar dese de İsrail orada durmuyor. Buna razı olmuyor. Çünkü onun kaynağını, dayanağını muharref, yani bizim bozulmuş, değiştirilmiş Tevrat'tan aldığını düşündüğümüz, inandığımız yayılmacılığını engelleyemiyoruz.
E ne olacak peki? Yani bu çatışma kıyamete kadar sürecek mi? Burada tabii doğal olarak bütün Müslümanlar da gönülden İran'dan yana bir tavır sergiliyorlar. Tabii "bütün Müslümanlar" derken Suudun, Katar'ın, Bahreyn'in, Birleşik Arap Emirlikleri'nin yani Körfez'deki kukla, Batı yanlısı rejimlerin yöneticilerini kastetmiyorum. Burada esas özne halklar ve özellikle İslami kesimde iki ana duygu ortaya çıkıyor. Bunlardan birincisi şu: İşte Amerika, İsrail, Avrupa, Batı; bunlar vahşi, bunlar barbar. Bunların bütün demokratik söylemleri, bütün insancıl söylemleri yalan. İşte 163 tane masum kız çocuğu bir anda öldürüldü fakat buna karşı hiçbir ciddi tepki Batı dünyasından gelmedi. Ne yazık ki halklar seviyesinde de gelmedi. Tabii ki çok cılız ve kısmi kınamaları ve tepkileri kastetmiyorum; insanlar milyonlar halinde sokaklara dökülmedi. Ne yazık ki dünyanın vicdanı bir kez daha yüzüncü, bininci, on bininci, yüz bininci kez sınıfta kaldı.
Buraya kadar bu tepkileri anlayabiliriz. Ama ne yazık ki "İşte Batı dünyası böyle, Avrupa böyle, Amerika böyle, İsrail böyle" diye bu işin içinden çıkamayız. Çünkü Avrupa dünyasının da, şu an bütün Avrupa dünyasıyla birlikte dünyanın patronluğunu üstlenen ABD'nin de yüzü yeni ortaya çıkmış değil. Sorun bunları kınamakta, bunların vahşetini, bunların ilkesizliğini, bunların sahte demokratlığını eleştirmekte ve milyonuncu kez yüzlerine vurmakta değil. Bence bunu artık bu kadar tartışmamalıyız. Ta sömürgeler çağından, daha da geriye giderseniz Haçlılar'dan bugüne kadar Batı dünyası dediğimiz yapının siyasal performansı, siyasal hareketleri, siyasal davranış şekli bu. Sömürgeci, emperyalist, insafsız; birçok yerde vahşi, kendi halkına karşı görece bir demokratik düzen, görece bir refah sağlarken bütün dünyayı köle olarak görme...
Peki ne demek istiyorum? Yani nereye varmak istiyorum? Arkadaşlar bunu artık çocukluğumuzdan beri ezberledik. Körü körüne bir Batı medeniyeti düşmanı da değiliz. Yani sanatını, kültürünü, müziğini, edebiyatını, resmini, mimarlığını, şiirini, romanını... Yani daha böyle detaylandırırsak; edebiyat derken aslında bunların çoğu giriyor içine, sanat derken zaten çoğu giriyor ama detaylandıralım; bunların hepsine "tü kaka" atın çöpe demiyoruz, diyemeyiz ama siyasal duruşu, insanlığa bakışı, toplumları değerlendirişi bu maalesef. Şimdi bunu tekrarladık, bir daha tekrarladık, bir daha tekrarladık, "kahrolsun" dedik. E kahrolmuyor.
Biz kimiz? İşte dünyadaki bütün ezilen uluslar. Latin Amerika'dan tutun Nikaragua'dan, Brezilya'dan, Şili'den, en son işte Venezuela'dan, Küba'dan; İslam dünyası yani İran'a, Türkiye'ye, Suriye'ye, Irak'a, Mısır'a, Ortadoğu'ya, Orta Asya'ya, Uzak Doğu'ya yani Çin'e kadar... Bütün bu halkların artık bir değerlendirme ve istikamet belirleme zorunlulukları var. Tabii bugün esas konumuz İran; yani İran üzerinde yoğunlaşmalıyız. Bu dönem içerisinde hiçbir hata yapmadı mı? Bütün Ortadoğu'yu karıştırdı. Yani Suriye'de Müslüman Kardeşler bir rejim değişikliği isterlerken, Lübnan Hizbullah'ı Baas Partisi'yle, Beşar Esed'le birlikte hareket etti. Irak'taki Şiiler işte Saddam'ın zulmüne karşı yine Amerika'yla birlikte hareket ettiler. Ondan önce Sünni, yani sözde Sünni Saddam Hüseyin, Amerika'dan, Avrupa'dan her türlü silahları alarak, her türlü desteği alarak İran'a karşı savaştı. Ve sonucunda onu İran'a karşı kullananlar onun ipini çekti, onu öldürdü. Kaddafi daha indirilmeden önce, çok meşhur bir konuşması var işte Youtube'da izleyin, diyor ki: "Saddam'a bunu yapanlar hepimizi öldürecekler. Ey Araplar, ey Müslümanlar işte uyanın bir şeyler yapın." E peki Kaddafi bunu yaptı mı? Juventus takımını almakla uğraştı, Berlusconi'ye seçim yardımlarında bulundu, el altından Sarkozy ile ilişkilere geçti vesaire vesaire.
Net olarak şunu diyorum: Batı dünyasının bu siyasal vahşetini, duruşunu haykırarak, tartışarak, sözde ifşa ederek bir yere varamayız. Peki varacağımız yer ne? Varacağımız yer şu; biz -biz derken tekrar tekrar söylüyorum, yanlış anlaşılmasın; ya bunlar işte dünyayı Müslüman ve gavur diye ikiye ayırmışlar, klasik Müslümanlar bunlar, işte gericiler, yobazlar zaten bu kadar görür bunu demiyorum- insan olarak, Latin Amerika'dan tekrar söylüyorum, Küba'dan Orta Asya'ya, Ortadoğu'ya kadar nerede ezilen, sömürülen, hakkı yenen bir halk, bir grup, bir kişi varsa bunların sesi olarak sesleniyoruz. "Biz"in içine bunların hepsini koyuyorum. Bir şey yapmamız lazım.
İran işte tekrar söylüyorum, çok mu doğru şeyler yaptı? Bütün bir Sünni ve Şii dünyasını barıştıracağına çok kötü bir Şii siyaseti uyguladı. Ortadoğu'daki bütün Sünni hareketleri karşısına aldı. Ve belki de en az bunlar kadar önemli milyarlarca dolarlık petrol geliri çarçur edildi, uçtu gitti; rüşvet, yolsuzluk, hile, dalavere, fakirlik İran'a hakim oldu. 47 senedir ne mesafe aldı? Yani bir Güney Kore'ye bakın, bir diğer Uzak Doğu ülkelerine bakın, Tayvan'a bakın. Bunlar sanayide, ticarette, ithalatta, ihracatta nereye vardı? İran nerede kaldı? "Bütün mahalle namussuz ama bizim çocuk sütten çıkmış ak kaşık" diyerek bu işleri düzeltemeyiz. Bir yere varamayız. Bir devlet düşünün, yıllardır, hadi yılları bırakın son 3 aydır İsrail ve Amerika her gün "Ali Hamaney'i öldüreceğiz" diyor. Kendi başkanını, dini liderini, cumhurbaşkanını -yani resmen değilse bile- koruyamayan bir devlet neyin savaşını verebilir? Ve bu savaşın sonunda varılacak yer, işte göreceksiniz rejim değişir değişmez, değişmese de yani sonuçta yanmış, yıkılmış, kolu kanadı kırılmış, kulağı kesilmiş, gözü oyulmuş bir İran ve servetinin önemli bir kısmı tıraşlanmış Körfez'deki Arap ülkeleri... Buradan kim kazançlı çıkacak?
Yani bizim yapmamız gereken önce Venezuela'da da doğru düzgün bir rejim kurmak, halkı mutlu edecek bir düzen oturtmak. Dünyanın en büyük petrol rezervleri, bilinen en büyük rezervler Venezuela'da ama halk açlıktan kırılıyor. Bunu sadece bir Amerikan düşmanlığıyla izah edemeyiz. Sadece bir Batı karşıtlığıyla izah edemeyiz. Bütün bu ülkelerde önce hukukun tesis edilmesi lazım. İnsanlığın yerine oturması lazım. Hilenin, hurdanın, yolsuzluğun, dalaverenin ortadan kalkması lazım.
Birkaç kelime de Kürt muhalefeti için söylemek istiyorum. Yani nedense nerede bir iş karıştırılacak ve nerede bir kiralık katil lazım olacaksa dünya emperyalistlerinin aklına Kürtler geliyor. Bu sefer de Kürtlere işte "silah vereceğiz" diyorlar. Kuzey Irak'taki yani Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ndeki rejim artı İran Kürt muhalefeti artı PKK'nın İran için kurduğu PJAK birlikte hareket etsin, İran rejimini vursun ve orada Kürtler bir şey elde etsin... Buradan da viranelikten başka bir şey çıkmaz yine. Kendi askeri ölmesin Amerika'nın, İsrail'in; Kürtler ölsün. İşte PKK, Suriye'de de sadece Münbiç'te 800 tane Kürt gencini öldürttü. Bunların cenazeleri aylarca termokinglerde, yani soğuk hava depolu tırlarda kaldı, sonra defnedildi. E ne oldu? Rakka, Deyrizor, Münbiç... Yani Kürtlerin buralarda ne mücadelesi vardı da bu kadar insanlarını kaybetti?
Bugün, tabii ki bu mücadelede, bu savaşta Batılı emperyalistlerin en azından burunlarının sürtmesini, amaçlarına ulaşamamalarını istiyoruz. Canı gönülden istiyoruz. Ama İran'ın da Venezuela'nın da Türkiye'nin de Körfez ülkelerinin de artık doğru düzgün bir rejim kurma, Batı dünyasının ajanı/iş birlikçisi olmadan sıyrılma, halkların kendilerine gelme ve kendi ülkelerinde doğru düzgün bir rejim oluşturma mecburiyeti var. Bunu yapamadığımız zaman; işte Saddam döneminde Irak'taki olaylar, 1 milyon insan öldü; Irak-İran savaşında 1 milyon... Suriye, bugün İran, yarın Allah korusun bir başka yer. Bir an önce kendimizi sorgulamak ve doğru düzgün bir zemine oturmak zorundayız.


