1. YAZARLAR

  2. İbrahim Kiras

  3. Milletin ağız tadı kaçınca siyasetin önemi kalmaz
İbrahim Kiras

İbrahim Kiras

Milletin ağız tadı kaçınca siyasetin önemi kalmaz

A+A-

Bir ülkede seçim sandığı kuruluyor olsa da olmasa da o ülkeyi yönetenlerin halkın desteğine ihtiyacı vardır. Geçmiş asırlarda mutlakiyetçi krallık rejimlerinde bile vatandaşı memnun etmek yöneticilerin en başta gelen göreviydi. Çünkü yönetimlerin meşruiyet kaynağı her zaman halkın rızasıdır.

Bunun için halkın gönlünü kazanması gerektiğini bilen hükümdarlar bir yandan adil ve dindar görünmek için çaba gösterirler, öbür yandan insanların günlük yaşayışını rahatlatacak tedbirler alırlardı.
Halkın asgari refahını temin edip milli ve manevi değerleriyle uyumlu görünmenin yanısıra, hangi sebeple olursa olsun ülkede kargaşaya ve huzursuzluğa mahal vermemek de yönetici zümrelerin üzerinde titizlikle durduğu en önemli konuydu tarih boyunca.

Bugün de öyle tabii. Yönetenlerin dünden bugüne değişmeyen görevi ülkelerindeki huzuru korumaktır.

Geçmişte de bugün de hiçbir iktidar, en azından, sokağın homurdanmasını işitmek istemez. Özellikle bugün yönetimlerin çoğunlukla seçimle belirlendiği bir dünyada halkın memnuniyeti haydi haydi önemlidir.

En başta elbette iyi yönetim-kötü yönetim algısı memnuniyetin veya memnuniyetsizliğin zeminini oluşturur. Yine de var olan desteğin sürmesi veya kesilmesi için yönetim karnesi yeterli olmayabilir. İnsanların siyasi angajmanlarını ve bu arada oy verme tercihlerini belirleyen çok sayıda psiko-sosyal faktör bulunduğunu biliyoruz.

Bu çerçevede memnuniyet ve memnuniyetsizlik nispeten daha göz önünde olan veya iyice şekillenmiş duruma gelen tutumları ifade etmek üzere kullanılan kavramlar. Bir de “dip dalgası” veya “dip akıntısı” gibi gözle görülmesi daha zor durumları anlatan tabirler var. Mesela “ağız tadı” tabiri var. Tolerans sınırı, bir anlamda.

Hiç değilse ağız tadımızın yerinde olması bazı sıkıntıların sineye çekilme gerekçesi olabilir… Belirli rahatsızlıklara katlanma sebebi yani. Sığınılan son kale gibi bir şey.

Ağzımızın tadı kaçmasın demek, bari huzurumuz bozulmasın demektir. Her gün yeni bir karmaşayı, her gün yeni bir krizi, her gün yeni bir kavgayı hop oturup hop kalkarak izlemek zorunda olmayalım demektir.

Bakalım bugün neler göreceğiz demeden hayatımızı sürdürmeyi istemektir. Kaygıyla, kuşkuyla, korkuyla yaşamak istememektir.

Bu duyguyu aslında en iyi siyasetçi bilir. Ama bazen zorunluluklar, çaresizlikler, iki arada sıkışmışlıklar insana bildiğini de unutturur. Akıntıya kapılıp gidersiniz, nereye gittiğinizi bilmeden.

Yoksa her siyasetçi, hatta her yönetici toplumun huzuru ne zaman kaçar veya ağız tadı ne zaman bozulur, bilir. Bilir ki bir işin kuralına uygun şekilde yapılıp yapılmadığından çok kavga gürültüyle, kaos oluşturarak, etrafa rahatsızlık vererek, sonunun nereye varacağı bilinmeden yapılıyor olması insanların ağız tadını kaçırır.

Bu bakımdan mevcut siyasi iktidarın sürekli birileriyle kavga içinde olması kendi tabanını konsolide etmeye yarayabilir ama bunun toplumun genelinde ağız tadı bırakmayacak raddeye gelmesi o tabanı bile rahatsız edecektir.

Karşısındaki muhalefeti -kendi tabiriyle- “silkeleyerek”, rakip siyasetçiyi hapse atarak, hatta parti yönetimini değiştirerek ortalığı toz duman haline getirmesi her şeyden önce “ağız tadı sorunu” doğurur.

Sosyal medya kullanıcılarından tavuk firmalarına kadar herkese her şeye her gün “operasyon” düzenlenen bir ülkede ağız tadı kalmaz.

Millet ağız tadını özler duruma gelirse siyaseten geriye dönüşü zor bir yola girilmiş demek olur.

Bugünkü ortamda iktidar partisini bir anlamda köşeye sıkıştıran, iki arada bırakan asıl mesele yanlış uygulamaların, hatalı tercihlerin, kötü yönetimin doğurduğu memnuniyetsizlikten ziyade kavga gürültü tablosunun meydana getirdiği rahatsızlık olsa gerek. Yani “ağız tadı kaybı”.

Su yüzeyinde pek görünmese de dip akıntısı misali sizi farkında olmadan açık denize doğru sürükleyebilecek ciddi ve tehlikeli bir mesele bu.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar