‘Masada olmazsak menüde oluruz’
Bir zamanlar Maoistler dünyayı üç kutuplu sayardı. Bu, Çin’den çıkan bir teoriydi. Bu teoriye göre: 1. Dünya, emperyalist ABD ile sosyal-emperyalist SSCB’den oluşurdu. 2. Dünya, onların tahakkümündeki Avrupa ülkeleri, Kanada, Japonya, Avustralya gibi ülkelerden oluşurdu. 3. Dünya ise Çin’in de dahil olduğu bağlantısız ülkelerdi. Trump’ın son dönemde izlediği siyasetle, bu tür sınıflandırmalar, yeniden gözden geçirilmesi gereken saptamalar haline geldi. “İki süper devlet” hâlâ var mı? Rusya’nın Gazze ve Maduro’nun kaçırılması konusunda gösterdiği tepki oldukça zayıf kaldı. Üç dünya teorisinin çıkış noktası olan Çin de bir kenara çekilmiş durumda kavgayı seyrediyor.
Kanada Başbakanı Mark Carney’in Davos’taki konuşması, yeni saflaşmayı ve yeni dünya düzenini anlamamıza yarayan saptamalar içeriyor. Carney, Davos’ta “kurallara dayalı uluslararası düzen” anlatısının bir kurgu olduğunu ve ABD’nin işine geldiğinde kuralları kendisi için esnettiğini dile getirdi. Geçiş döneminde değil kopuşun ortasında olduklarını belirten Carney, ABD’nin ekonomik entegrasyonu bir silah olarak kullanmaya başladığını ifade etti. Carney, uluslarası kuralların keyfi şekilde güçlü olanın dayatmasıyla yürüdüğüne, bunun da sürdürülemez olduğuna dikkat çekti. Güce sahip olanların işlerine geldiğinde kendilerini kurallardan muaf tuttuklarını ve ticaret kurallarının asimetrik biçimde uygulandığını söyledi. Kanada Başbakanı konuşmasında şu ifadeleri kullandı: “Son 20 yılda finans, sağlık, enerji ve jeopolitikte yaşanan krizler, aşırı küresel entegrasyonun risklerini açıkça ortaya koydu. Fakat son dönemde büyük güçler ekonomik entegrasyonu birer silah olarak kullanmaya başladılar.” ABD (1.Dünya rolü içinde) Trump’la birlikte hegemonya biçimini daha açıktan ve daha örtüsüz uygulamaya kalkışıyor. Bugüne kadar ABD’nin uluslararası alandaki etkisini kendi çıkarları açısından da elverişli gören batı, işlerin beklendiği gibi gitmediği gerçeğiyle yüz yüze. İşler sıkışınca, korumacı ABD, “dayak atan ağabey” rolüyle ortaya çıktı.
Şimdi Avrupa ülkeleri kendi kimliklerini kanıtlamak, kendi varoluşlarını kendi bağımsız duruşlarıyla sürdürmek gibi bir zorunlulukla karşı karşıyalar. Dünya bugün üçe değil yediye bölünmüş durumda. (1) Merkezdeki aktör ABD, (2) ABD’ye alternatif oluşturabileceği varsayılan Rusya ve Çin gibi iki otoriter rejim, (3) Artık eski gücünde olmayan Avrupa Birliği, Kanada, Avustralya, İngiltere, Japonya gibi demokratik toplumlar, (4) Türkiye, Meksika, Güney Afrika gibi orta büyüklükte ve orta çaplı ekonomisi olan kısmen gelişmiş ülkeler, (5) Kaderini ABD’ye bağlamış olan zengin Arap ülkeleri, (6) İsrail, Singapur, Hong Kong, İsviçre, Güney Kore gibi küçük ama zengin ülkeler, (7) Yoksul ülkeler. Eski düzende, Avrupa Birliği ve onun Kopenhag kriterleri, bir denge, çerçeve ve gelecek perspektifi oluşturuyordu. Şimdi dünya çok daha bölünmüş bir durumda. Bu bölünmüşlük içinde, Trump faktörü, bütün dengeleri ve dengesizlikleri belirleyen bir güce sahip. ABD bunu nereye kadar sürdürebilir, orası elbette soru işareti.


