1. YAZARLAR

  2. Vahdettin İnce

  3. Mardin aşiretleri istişare çalıştayı
Vahdettin İnce

Vahdettin İnce

Mardin aşiretleri istişare çalıştayı

A+A-

İnsanın bedenindeki bir organı, mesela dişi ağrısa, bırakın bedenindeki diğer organların dertlerine bir çare düşünmesini, varlıklarını bile unutur. Bir bakıma bütün bedenini ağrıyan o dişten ibaret sanır. Toplum da öyledir. Bir büyük musibete duçar olunca, bütün ilgisini, enerjisini bu musibete yöneltir. Geri kalan toplumsal dertleri, meseleleri unutur ya da geri plana iter. Bizim başımızda kırk elli senedir bir terör belası vardı. Kemalizmin ektiği resmi ırkçılık tohumları yeşermiş ve şiddet üreten bir Kürt sorunu olarak zehirli meyvesini vermişti. Başka bir şeyi düşünemez olmuştuk. Terörle kalkar terörle oturuyorduk. Çözümün biri bitiyor öbürü başlıyordu. Hiçbir çözüm de bulunamıyordu. Anlayacağınız başımızı kaldırıp başka sorunlara bakacak vaktimiz olmazdı. Çünkü şiddet canımızı fena halde acıtıyordu. Oysa toplum, özellikle Kürtlerin yaşadığı bölge içten içe çürüyordu. Birçok alim, aydın bu çürümeyi görüyordu ama ya "başımızda bu gaile varken uğraşılacak mesele değildir" diye susuyordu ya da ses veriyordu ama sesini duyan olmuyordu. "Kürdinsan" adlı kitabımda bendeniz de özellikle bu çatışmalı süreçte, bir umut, belki birileri dönüp bakar diye "İnsan" boyutuna dikkat çekmek istemiştim. Dönüp bakan olmuştu ama "ah efendim, haklısınız ama şimdi Kürt "insan"ın halini düşünecek zaman mı" diye geçip gitmişti.

Silahlar sustu nihayet. Artık toplumsal hastalıkların en az terör belası kadar can yaktığının farkına varmaya başladık gibi. 5 Eylül tarihinde, Mardin Aşiretler İstişare Meclisi bir çalıştay düzenledi. Bu haberi okuduğum zaman, nihayet toplumsal bünyemizde başka organlarımızın da acı çektiğinin farkına varıyoruz dedim. Çalıştayın sonuç bildirisinde, yıllardır toplumun yapısını kemiren kan davası, tefecilik, düğünlerdeki israf, cenaze evine ağır yük olmaktan başka bir anlamı olmayan yemekli taziyeler ve gençleri kıskacına almış uyuşturucu meselesine dikkat çekiliyor ve çözüm önerileri sunuluyordu. Mardin bölgesinden aşiret liderlerinin ve bölge sosyolojisini bilen akademisyenlerin katıldığı çalıştayın dili de beni umutlandırdı. Çünkü "feodal yapı, ekolojik sistem, ilkel komünal toplum, kadın özgürlüğü, kimsenin namusu değilim, en az hayvanlar kadar özgür olmak istiyorum" densizliği gibi adeta toplumla iletişim kurmamamın ifadesi olan karın ağrısı mesabesindeki kavramlar yerine, son derece yerinde ve hikmetli bir üslupla geleneksel din dili kullanılıyordu. Özellikle bu üslup umudumu daha bir arttırdı.

Kan davalarını bilmeyeniniz yok. Son yıllarda iyice azsa da asırlardır süren ve kangren olmuş bir beladır. Bir türlü neşter vurulamıyor. Her zaman daha büyük gaileler ortaya çıktığı için bu kangren de sinsi bir şekilde yayılıyor. Gelinen bu aşamada hangi yanımızı feda edeceğiz bilmiyorum. Belki de bütün bedeni. Bölgemizdeki bir ilçemize misafir olmuştum bir iki yıl önce. Bir gün içinde üç cinayet işlenmişti bu küçücük ilçede kan davası yüzünden. Ama benim dikkat çekmek istediğim husus, şu tefeci meselesidir. Faizi haram bilen bir dinin ruh verdiği kültürü temsil eden toplumumuz açısından yeni bir beladır bu. Sık sık bölgeye seyahatler düzenlerken bu musibetle ilgili olarak duyduğum hikayeler neticesinde tefeci musibetinin terörden daha büyük bir bela olduğuna kanaat getirmiştim.

Çalıştayın sonuç bildirisinde tefecilerin bir uygulamasına da dikkat çekiliyordu "tefeciler birine borç verirken adamın akrabalarına, aşiretine bilgi vermelidirler" diye. Bölgeyi tanımayan ve tefecilerin taktiklerinden haberdar olmayan kimselere ilginç gelebilir, anlamayabilirler. Ama bu taktiğin sebep olduğu onlarca, yüzlerce hadiseye ya şahit oldum ya da bizzat yaşayanlardan dinledim.

Adam harman yerinde endişeli bir bekleyiş içindeydi. Kimse anlam veremiyordu bu haline. Karısı ve çocukları bile. Halbuki hasat gayet iyiydi. Bu arada köyden olmayan bir adam da birkaç gündür harman yerinde dolaşıyor, günde en az üç kere, beş kere adamın yanına geliyor, bir şeyler konuşuyordu. Bir gün bir kamyon yanaştı harmana. O senenin bütün hasadını yükleyip götürdü. Kimse anlam veremedi. Bu adam kışlık zahiresini niçin satıyor diye. Sonra anlaşıldı. Harman yerinde dolaşan adam tefeciydi. Borçlusunun hasadını kaldırmak üzere olduğunu duymuş ve köyde üs kurmuştu. Bütün işler bitince de kamyonu buğday silosuna yanaştırmış ve borcuna karşılık alıp götürmüştü. Ben bu olaya şahit oldum. Adamın akrabalarının, ağlayan çoluk çocuğunun ve tabi kendisinin o perişan halini görecektiniz. Aldığı borç da kaptırdığı buğdayın beşte birine bile denk gelmiyordu. Sonra adam evini barkını bırakıp kayıplara karıştı.

Mardin aşiretler istişare meclisini tebrik ediyorum. Özellikle bu diliniz her türlü takdiri hak ediyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar