1. YAZARLAR

  2. Elif Çakır

  3. Maliye Bakanı Şimşek kayıtlara geçsin demişti…
Elif Çakır

Elif Çakır

Maliye Bakanı Şimşek kayıtlara geçsin demişti…

A+A-

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2024 yılı boyunca katıldığı televizyon programlarında, verdiği mülakatlarda ve konuştuğu her platformda ekonominin “rasyonel zeminde” başarıyla ilerlediğini anlatıyordu. Hatta ekonomi programları çerçevesinde 2025 yılı içerisinde ay ay enflasyonun nasıl yüzde 20’nin altına düşeceğini anlatıyor, yüzde 17,5 gibi sonradan unutulması kolay olmayacak net bir oran bile telaffuz ediyordu.

Katıldığı bir televizyon programında “kayda geçsin” diyerek şöyle demişti:

2025’in ilk çeyreğinde enflasyon yüzde 30’lu rakamlara düşecek. Ortasında Haziran, Temmuz gibi yüzde 27’li rakamlarına düşecek. Belki daha önce düşer. 2025 yılının son aylarında yüzde 20’in altına inecek. Yüzde 17,5 diyoruz.” (15 Eylül 2024, CNN Türk)

Bu oranı herhangi biri vermiyor; ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı açıklıyor. Tamam, ülkece iktidar yetkililerinin bu tür iddialı sözlerine yabancı değiliz. Berat Albayrak da “ekonomi bakanı” sıfatıyla, 7 Şubat 2019’da “çok net konuşuyorum” diyerek, “Göreceksiniz ekim eylülden, kasım ekimden, aralık kasımdan, şubat ayı ocak ayından çok daha iyi olacak. Yeni bir başarı hikâyesini hep birlikte yazacağız” demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da “bu ay”“şu ay” ya da “önümüzdeki yıl sonunda” diyerek enflasyonun tek haneli rakamlara düşeceğini söylediği onlarca açıklaması var.

Dolayısıyla Şimşek’in “yüzde 17,5” çıkışı sıradan bir siyasi propaganda gibi görülemez. Çünkü Şimşek, sıradan herhangi bir isim değil, itibarı, saygınlığı ve güvenilirliği sadece ülkemizdeki ekonomi çevreleriyle sınırlı değil; uluslararası finans piyasalarında da karşılığı olan bir isim. Ayrıca hamasetin, popülizmin ve akıl dışı ekonomi politikalarının ardından ekonomiyi yeniden rayına otursun diye göreve getirilmiş bir isim. Bu yüzden Şimşek’in verdiği bu oran herhangi bir temenni değil, piyasalara, yatırımcılara ve topluma verdiği güven taahhüdüydü. Şimşek’e IMF açıklamalarıyla, Dünya Bankası kredileriyle destek vermişti. Moody’y ve Fitch gibi kurulurlar dikkatli de olsa not artışlarıyla Şimşek’i desteklemişti.

Dolayısıyla Şimşek ve CB sistemi dönemindeki diğer ekonomi bakanları aynı değil. Nitekim piyasalar da bunun önceki bakanların açıklamalarıyla aynı anlama gelmediğini biliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Mehmet Şimşek’i “bunlar faiz lobisinin adamları”“faiz lobilerinin sözcülüğünü yapanlar” diyerek işaret etmemiş miydi, itham etmemiş miydi? Yıllarca meydanlarda “faiz lobisi”, “mandacı ekonomistler”, “faiz lobilerinin sözcülüğünü yapanlar” gibi ifadelerle, Şimşek’in temsil ettiği Ortodoks ekonomi çizgisini hedef alma mıydı?

Şimdi bir lider bu şekilde itham ettiği bir ismi severek, isteyerek mi göreve getirir, mecburiyetten mi?

Ama madalyonun öteki yüzündeki soruyu da soralım değil mi?

Peki, geçmişte bu kadar ağır ithamlarla hedef alınan, deyim yerindeyse ekonomi görevinden hiç de saygın olmayan bir şekilde alınan Şimşek görevi neden kabul etti.

Aslında cevabı çok karmaşık değil: Mehmet Şimşek bir başarı hikâyesi yazmak istedi. AK Parti iktidarının ekonomideki asıl başarı anlatısının merkezinde uzun yıllar Ali Babacan vardı. Mehmet Şimşek de o dönemin önemli aktörlerinden biriydi; ancak kamuoyu hafızasında “ekonominin efsane ismi” olarak öne çıkan Babacan’dı.

Aynı çizgideydiler. Erdoğan 2014’ten itibaren Merkez Bankası’na “faizi indir” diye ağır sözlerle baskı yapmaya başladığında, Ali Babacan ve yanında Mehmet Şimşek, birlikte Haziran 2023’te Şimşek tekrar göreve geldiğinde, “faiz sebep, enflasyon sonuç” teziyle ağır hasar almış, enflasyonist baskı altında dengesi bozulmuş bir ekonomiyi yeniden rasyonel zemine oturtan isim olarak kendi başarı hikâyesini yazmak istedi. Erdoğan ekonominin, şöyle veya böyle düzelmesini istiyordu.

Şimşek’e yakın isimler de onun dönüşünü, Erdoğan’ın kişisel, Şimşek’in kurumsal başarı arayışıyla açıklıyorlar.

Nitekim Şimşek göreve geldikten sonra Erdoğan, en azından görünürde, ekonomi yönetimine doğrudan müdahale etmedi Şimşek’in hareket alanını daraltan açık bir çıkış yapmadı. Hatta Beştepe’den kamuoyuna, “Erdoğan Şimşek’in kararlarına karışmıyor, ekonomi yönetimi kendi programını uyguluyor” bilgileri sızdırıldı. Bu hem Şimşek’e destekti, hem “acı ilaç”tan Erdoğan’ın sorumlu olmadığını ima eden ince bir taktikti.

Erdoğan Şimşek’in işine karışmadı Şimşek de Erdoğan’ın “hukuk” konusundaki politikalarına ses çıkarmadı, hukuk düzelmeden ekonomiyi kalkındırmaya çalışıyordu.

Bütün bunları neden anlattım. Şimşek bu özgüven içerisinde ekonomi programını yürütüyordu ve ekonomide kısmi bir düzelme de sağladı, kendi ifadesiyle cari açığı önemli ölçüde azalttı, ekonomideki kırılganlığı bitirmedi ama azalttı, ülkenin rezervlerini iyileştirdi. Şimşek Eylül 2024’te katıldığı o programda “Uluslararası rezervlerimiz geçen sene mayıs ayında brüt olarak 98,5 milyar dolardı, perşembe günü açıklanan resmi rakamlar 147 milyar dolar civarına çıktı. Cuma kapanış itibarıyla 153 milyar doların üzerinde bir rezervimiz var” demişti.

Gerçekten de Şimşek’in dediği gibi olabilir enflasyon 2025 yılı sonunda yüzde 17,5 olabilirdi.

19 Mart operasyonu yapılmasaydı, CHP’ye yönelik yürütülen yargı operasyonlarıyla yargı hepten siyasallaşmasaydı. Hukuk güvenliği böylesine ağır hasara uğramasaydı.

Tamam yargı bağımsızlığı enflasyonun doğrudan kalemi değil ama enflasyonla mücadelede güvenin temelidir. Güveni sağlayacak olan nedir, bağımsız mahkemeler, öngörülebilir devlet, İktidarın keyfi karar almaması. Ülkedeki vatandaşlar sabah “bugün kimin başına bir şey geldi” diyerek uyanmaması, gününü “akşama kimin başına bir şey gelir” diyerek bitirmemesinden gelir güven.

Siyasi davalar, yargının araçsallaşması enflasyonda hayati öneme sahiptir. Enflasyon sadece para meselesi mi? Aynı zamanda “devlet yarın ne yapar” sorusuna verilecek cevap değil mi?

19 Mart operasyonun ülkemiz ekonomisine verdiği hasar ortada. DEVA Partisi Lideri Ali Babacan İBB operasyonların daha birinci ayında “Zarar TCMB rezervlerindeki erimeyle sınırlı değil, Türkiye’nin kaybı 143 milyar doları aştı.” demişti. (27 Nisan 2025)

Mesela Bakan Şimşek çıkıp tekzip edebildi mi, aksini söyleyebildi mi?

Evet Bakan Şimşek’in “kayda geçsin” diyerek söylediği “enflasyon oranları 2025 yılının sonunda yüzde 17,5’a düşecek” sözleri” kayda” geçti.

2025 yılı da geçti.

Ama enflasyon geçmedi. Enflasyon oranı yüzde iktidarın TÜİK’ine göre 32.37. ENAG’a göre yüzde 55.38.

Ülkemizde artık her üç vatandaştan biri işsiz. Vatandaş evine ekmek alamaz hale geldi, işyerleri kapanıyor.

Ama iktidarın tek bir derdi tek bir meselesi var, işsizliği bitirmek değil, CHP’yi bitirmek. Enflasyon canavarını yok etmek, üzerine beton dökmek değil Ekrem İmamoğlu’nu yok etmek, İmamoğlu CB adayı olamasın diye üzerine beton dökmek. Halkın sorunları umurunda değil çünkü iktidarın bir CHP sorunu var. Devletin imkanlarını halk için kullanmıyor, muhalefeti ezmek için kullanıyor.

Şimşek Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomiye karışmayınca artık mesele çözülüyor sandı. Tam güvendiği sırada, rezervler iyileşmeye başladı ve Erdoğan 19 Mart operasyonu kararını verdi.

Böyle bir ülkeye yatırımcı gelir mi, hukuk güvenliği olur mu? Enflasyon yüzde 17,5’a düşer mi?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar