1. YAZARLAR

  2. Salih Tuna

  3. Sarayın Yargısı’ndan ‘Yüce Adalet’e
Salih Tuna

Salih Tuna

Sarayın Yargısı’ndan ‘Yüce Adalet’e

A+A-

Muhalif bir Fenerbahçeli kardeşimize 3 Temmuz dendiğinde fevri döner, "Ne şikesi be, düpedüz FETÖ kumpası!" diyerek masayı yumruklar.
Ama mevzu FETÖ tertibi 17-25 Aralık veya MİT TIR'ları olunca, "Bağımsız yargının muhteşem tecellisi" diyerek zihinsel piposunu tüttürür.
Hâlbuki, her ikisi de FETÖ'nün otonom yargı marifetidir.
AK Partili Trabzonsporlu kardeşimiz de 3 Temmuz için "Buz gibi şike!" diye yeri göğü inletir. Fakat FETÖ'nün iktidara çektiği diğer operasyonlara gelince, "Yargı kumpası!" diye isyan eder.
Hadi futbol bu. Taraftarlık vizyona girince rasyonalite tatile çıkar.
Ya siyasetteki o yaman çelişkiler, onlara ne diyeceğiz?

***

Şu hâle bakar mısınız: İçlerinden biri yargılandığında yargının bağımsız olmadığını iddia edip kararlara "siyasi" damgasını vururlar, hemen ardından da "İktidara geldiğimizde hepinizi Silivri'ye tıkacağız" diye peşinen infaz kararını deklare ederler.
Kendi mahallelerinden birini karşı mahallenin değerlerine saldırınca anında "düşünce hürriyeti" ambalajına sararlar. Hatta "Demokrasi kahramanı!" makamına yükseltirler.
Gelgelelim, karşı mahalleden biri kendi değerlerine bir şey dese şappadak dijital engizisyon kurulur: "Tutuklansın, mavi gökyüzü haram edilsin..."
İktidarı yıllarca nepotizmle suçlarlar. Ancak belediyeleri aldıkları ilk sabah bacanaklarını kilit noktalara atarlar.
Kendi "yoldaşlarından" biri mahkemeye mi düştü?
"Sarayın yargısı!" yaftasını vururlar. Fakat iktidarı destekleyenlerden biri içeri tıkıldığında aynı yargı "yüce adalet" mertebesine yükseltilir.
İşin daha absürt yanı, işbu muhalif güruh, mahut kör kabileciliği iktidar cephesinden de bekliyor.
Beklentileri boşa çıkınca da "Vay be! Adamlarını dakikasında sattılar... Sahip çıkan olmadı." diye kaptırıp gittiler.

***

Birkaç gün evvel bir "yandaş" (evet kelimenin tam anlamıyla yandaş, zira hiçbir zaman "gönüldaş" olmadı) tutuklanınca aynen böyle yaptılar.
Söz konusu elemanı eleştirenlere de "Daha önce neredeydiniz?" diye laga luga ettiler. Kovuşturma veya yargı kararı yokken kim hangi delile dayanarak bir şey desin ki?
Peki siz AHBAP mevzuunda daha önce nerelerdeydiniz? Üstelik Sabah Gazetesi yıllar yılı Haluk Levent'in ne olduğuna dair onca manşetler attığı hâlde.
Kaldı ki o yandaş elemanı ben eleştirdim de ne oldu?
ABD iğrenç bir korsanlıkla Venezuela lideri Maduro'yu kaçırdığında adeta bayram yapmakla kalmamış, hızını alamayıp "İsrailli devlet görevlileri" tesmiye ettiği soykırımcı siyonistlerin üzerinden "Sıra sende" diyerek tehditler savurmuştu da ağzının payını vermiştim.
Ne var ki Sözcü'nüzden Halk TV'nize kadar o elemanın safında yer almışçasına haber yapmıştınız.
Mevzubahis ABD olunca nasıl da her şey teferruat oluyor, değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar