Küresel haydutluk zamanı
Artık dünyanın Trump diye bir baş belası vardır, bu açık.
Adam, devlet başkanlarının dokunulmazlığına yönelik bütün uluslararası hukuk kurallarını açıkça yok farz ederek operasyon düzenliyor, üstelik bunu şehvetle canlı yayından izliyor, ardından “yatak odasından aldık” diyerek bir başka aşağılama yapıyor, ardından, kaçırdığı adamın yerine gelen kadın yöneticiye “Seni de alırım bak, kafamı bozma” demeye getiren açıklamalar yapıyor, bu arada Danimarka’ya “Grönland’ı bana vermezsen seni de Maduro yaparım” diyor. Venezuela, Maduro vs… Dünya “Trump gerçeği”ne uyanmış olmalı…
Saddam Kuveyt’e saldırdığında saldırgan olmuştu, Trump ne oluyor, diye sormaz mısınız?
Bizde epeydir çok moda olan mafyatik dizilerdeki psikopat çete reislerinin ruh halinden, ya da “Benim hayat alanıma giriyor” diyerek Polonya’ya çullanan Hitler’den hallice mi bilinmez ama ABD halkının ikinci defa başa geçirdiği Trump denilen adam, artık küresel bir mafya lideri rolüne açık açık soyunmuş durumda.
Bu adam bütün dünya ile, bu arada bizim coğrafyamızla da ilgileniyor. “Amerika’yı büyük yapmak” diye bir şey tutturdu, “Barış yapmak” diye bir oyunu var, ama işe haydutlukla başladı.
Venezüela nere, Amerika taa oralarda bir şeyler yaptı, olur bunlar, deyip işin sadece bir ülkenin bir başkasına silahlı müdahalesindeki hukuksuzluk açısından bakmak mümkün, o yanı da tehlikeli, ama operasyonu bir süper güç yapıyorsa, elinde korkunç silahlar varsa ve hedefine bütün dünyayı kendi çıkarlarına göre tanzim etmeyi koymuşsa, tehlikeyi yanı başında görmemek safdillik olur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaçırılan devlet başkanı Maduro ile dostluğu vardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Trump’tan da “Dostum” diye hitap ediyor.
Olan biten tam da sayın Cumhurbaşkanı açısından bir kesişme noktasına tekabül ediyor. Bir şey demesi bekleniyor. Belki içinden diyordur da. Ama uzun süre sessiz kaldı. Aslında olay onun politik çizgisinde sessiz kalınacak cinsten değil. Bir devlet başkanı kaçırılsın, aşağılansın, ülke kaynaklarına el konsun, “Bundan sonra burayı biz yöneteceğiz” densin, susar mıydı Tayyip Erdoğan. Mursi devrildiğinde susmuş muydu?
CHP’nin içerdekisüreçte iktidardan önce öneri getirmemeye verdiği bir tanımlama var: Bilinçli sessizlik, dediler.
Burada da sayın Cumhurbaşkanı’nın bilinçli sessizlik içinde bulunduğu düşünülebilir. Tabii sessizliğin de bir yorumu olduğunu unutmamak kaydıyla.
Bu tür durumlarda daha atak rolü Devlet bahçeli üstleniyor.
Bahçeli sıcağı sıcağına açıklama yaptı ve ABD operasyonunu “Haksız – hukuksuz”, bir de “tanıdık” buldu.
“Tanıdık” boyutuna ilişkin cümleleri şöyleydi Bahçeli’nin:
“Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris’te bulunurken, doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle, bugün Maduro’yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır. 15 Temmuz 2016’da Türk Milleti’nin iradesi ile netice alamayan ABD, bugün Venezuela’da benzer bir girişimde bulunmuştur.“
Buna bakarak Maduro’ya yönelik operasyonla ilgili en çarpıcı açıklamayı Bahçeli’nin yaptığı söylenebilir.
Operasyonla ilgili yorumlarda Erdoğan – Maduro ilişkisi sık sık hatırlanmış, hatta New York Times’ın iddiası ile, Trump’ın Maduro’ya “Seni Türkiye’ye gönderelim” teklifinde bulunduğu öne sürülmüş ise de, Bahçeli’den başka olayı, “FETÖ’nün Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik 15 Temmuz’daki Marmaris operasyonu” ile irtibatlandıran olmamıştır.
Üstelik Bahçeli bu açıklamada Erdoğan’a yönelik FETÖ girişimini de ABD ile irtibatlandırıyor. Hoş, 15 Temmuz sonrasında iktidarın tüm unsurları bu menfur operasyonu “ABD adına bir işgal girişimi” olarak değerlendirmişlerdir.
Bahçeli’nin şimdi sıcağı sıcağına adeta “yakın tehlike anonsu” yapar gibi bir bağlantı kurması, meselâ uzun süre sessizliğini koruyan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ak Parti nezdinde nasıl karşılanmıştır?
Belli ki Trump ile, bulunduğumuz bölgedeki gelişmeler çerçevesinde sıkı ilişkiler var. Daha kısa süre önce Şarm el Şeyh’te Trump, Erdoğan dahil 33 ülke liderini Gazze için buluşturdu. Uzun süredir taa Asya’ya uzanan ölçekte bölge ülkeleri ile İsrail’i tokalaştıran İbrahim Anlaşmalarını kovalıyor. Suriye denkleminde ABD ile kritik rollerdeyiz. SDG onun çocuğu, İsrail’i kolluyor, Şam’ı denetliyor ve Türkiye’yi gözetliyor. NATO müttefikliğimiz her zaman dostça ilişki anlamına gelmiyor. Trump Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı övmeye itina ediyor olsa da F-35 sorunu masada, Caatsa yaptırımları bir türlü kalkmadı. İsrail ile birlikte İran’ı vurdular. İsrail Türkiye tarafından da tehdit odağı olarak görülüyor.
Ve bu adam kafası esince “Ekonomini mahvederim” türü tehditler savurmaktan zevk alıyor.
Dünya belalı bir adamın süper güç yönettiği bir zamanı yaşayacak. Dünyanın işi zor.



YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.