İrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e…
Kavala’nın beraat ettiği gece, 18 Şubat 2020’de, İrfan Fidan’ın başsavcılığı döneminde, siyasi iktidarın işareti üzerine yıldırım hızıyla başka bir davadan tutuklanması en bilinenidir.
En simgesel olanlardan bir diğeri, Kürt dilekçesine imza atan akademisyenlerle ilgili hadisedir. Cizre olaylarına ilişkin 1128 akademisyen, Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bir bildiri imzalamış, imzacı sayısı ertesi hafta 2000’i aşmıştı.
Birkaç gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8. Büyükelçiler Toplantısı’nın açılış konuşmasında bu bildiriye ve imzacılarına şu sözlerle büyük tepki göstermişti:
“Çoğu maaşını devletten alan, cebinde bu devletin kimliğini, pasaportunu taşıyan, ülke ortalamasının oldukça üzerinde bir refah seviyesine sahip sözde aydınların ihanetiyle karşı karşıyayız (…) Bu devletin ekmeğini yiyip de bu devlete düşmanlık eden herkes, hiç vakit kaybedilmeksizin, en kısa sürede hak ettiği cezaya çarptırılmalıdır. Ne okulda ne hastanede ne adliyede ne emniyette ne maliyede ne tarımda, hiçbir kurumumuzda ülkesinin bütünlüğüne, milletinin birliğine karşı tavır içinde olan kamu çalışanı olamaz. Böyle bir duruma kesinlikle müsaade edemeyiz. Bu, şahsımla birlikte milletimin de hissiyatıdır. Tüm ilgili kurumlarımızı bu konuda hassas olmaya ve görevlerini yerine getirmeye davet ediyorum…”
İlgili kurumları görevlerini yerine getirmeye davet ifadesi, ulu orta bir talimattı. İlgili kurumlar arasında özellikle yargı ve üniversiteler bulunuyordu. Bu keyfî talep hemen karşılık buldu. Pek çok üniversite yönetimi YÖK’ün talebi üzerine soruşturma açtı. Savcılıklar harekete geçti. 15 Ocak’ta 14 imzacı akademisyen gözaltına alındı. O tarihte İstanbul’da Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’ndan sorumlu Başsavcı Vekili yine İrfan Fidan’dı. MİT TIR’ı ve Can Dündar soruşturmalarıyla tanınan Fidan, iktidarın ruhuna ve arzusuna uygun soruşturma ve işlemlerle biliniyordu. Fidan, 2020’de Yargıtay üyesi oldu; iki ay sonra Erdoğan tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı.
Erdoğan, imzacılara ilişkin eleştirilerini uzun süre hakaret düzeyine varan bir üslupla, artan bir öfkeyle ve “alçak”, “zalim”, “kapkaranlık”, “cahil”, “tiksinti verici”, “vatan haini”, “lümpen”, “terör örgütünün maşası”, “ahlaksız”, “mandacı artığı”, “ruhu kirlenmiş” gibi ifadelerle devam ettirdi. Devamında pek çok imzacı KHK’larla üniversitelerden ihraç edildi, kamu görevinden men edildi.
Barış Bildirisi imzacılarının başına gelenler, 15 Temmuz darbe girişimine karşı uygulanan olağanüstü hâl rejiminin tüm muhaliflere uzandığını gösteren, tek adam rejimine doğru gidişe işaret eden bir köprüydü.
Anayasa değişikliğiyle iktidar-yargı ilişkileri iyice vahim bir hâl alarak tabileşti.
İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek, dün Adalet Bakanı olarak atandı. Başsavcılığa, siyasi bir makam sayılan Adalet Bakan Yardımcılığı’ndan gelmişti. Başsavcılığı sırasında İrfan Fidan’ı bile gölgede bırakan bir rol oynadı. İmamoğlu, Özdağ, Ayşe Barım dosyaları, CHP belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar ve tutuklamalar onun döneminde ve denetiminde yapıldı.
Şimdi taltif edildi ve işin başına getirildi.
Geldiğimiz noktayı daha iyi tarif eden bir durum olabilir mi?


