1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. İran’da Rejim Tehlikede mi?
Ali Bulaç

Ali Bulaç

İran’da Rejim Tehlikede mi?

A+A-

İran, 2026’yılına büyük gösterilerle karşıladı. Gösterilere katılanların öne sürdükleri gerekçe yüksek enflasyon ve tümenin astronomik değer kaybatmesiydi. Elbette İran’da ekonominin yeterli düzeyde olmadığı açık, yine de İran bir yoksullar havzası değil ama “daha iyi” olabilirdi.

Muhaliflerin veya sıradan insanların ekonomik sıkıntılarına çözüm bulunamıyor diye yönetimi protesto etmeleri en temel hakları, kurumsal muhalefet ve ifade özgürlüğünün kullanılması da öyle. Eğer protestoların temelinde “ekonomi” varsa, bu durumda hedefte Hameney değil, Pezeşkiyan olması lazım, zira ekonominin iyi yönetilmesinden -büsbütün etkisi yok denilmese de- Velayet-i fakih sorumlu değil, onun görev tanımı başka. Hameney rejimi, Pezeşkiyan yönetimi temsil eder.

Gelgör ki, kısa süre sonra protestolar mahiyet değiştirdi, tepkiler doğrudan Velayet-i fakih Hameney ve çizgisini hedef almaya başladı, gösteriler masum sivil tepkiler olmaktan çıktı, cinayetlere, kamu ve özel binaların tahribine, cami ve türbelerin kundaklanmasına, devrim muhafızlarına yönelik suikastlara dönüştü. Bundan anlaşılan şu oldu ki, ekonomi gerekçeli protestoları, rejim aleyhtarı gruplar yürütmektedirler. Hedef yönetim-yöneticiler değil, doğrudan İslam Cumhuriyetinin kuruluş ideolojisi ve kuruluşunun meşruiyet çerçevesidir.

Protestoların spontane olmadığı açık. Biri iç, diğeri dış muharrik güç olmak üzere iki aktör olayların kritik  bir eşiğe gelmesini istiyor. İç aktör Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve ekibi, dış aktör Amerika ve İsrail.

Pezeşkiyan ve ABD-İsrail’i aynı çizgiye getiren motivasyon -şimdilik- yönetim değil, Hameney veya özet ifadesiyle rejim. Ekonomi (enflasyon, devalüason) işin bahanesi. Olayların tabiatına baktığımızda Türkiye’deki 2013 Gezi olaylarına benzerlik göstermektedir. Başlangıçta ağaçların kesilip yerine Topçu kışlası yapılmasına karşı başlayan gösteriler birkaç gün içinde vandalizme dönüştü, “iyi saatte olsunlar”  araya girip hükümeti, özellikle R. Tayyip Erdoğan’ ı devirme teşebbüsüne dönüştü. Ben o zamanlar demokratik doğru kararlar alınmıyorsa, toplumun veya muhalefetin seçim dönemini beklemesi gerekmez, konu odaklı gösteri ve protestolarla doğru karar alınması sağlanabilir diye yazılar yazmıştım, bugün de aynı kanaatteyim. İran’daki son gösterilerde enflasyon ve devalüasyon, Gezi protestolarında kışla haklı gerekçe iken, gösterilerin amacından çıkıp yönetimi veya rejimi devirmeye dönüşmesiyle, Hz. Ali’nin deyimiyle “Hak sözü batıl amaçla kullanma” durumu ortaya çıktı

Peki, olayların mahiyet ve şekil değiştirmesi üzerine geri adım atan Pezeşkiyan ve muhalif grupların -Şahçılar, Azeri, Kürt, Pers milliyetçileri, laik/seküler İranlılar, Sünni Beluciler- giderek şiddetini arttırdıkları gösterilerle neyi hedeflemektedirler?

Hiç kuşkusuz hedef yönetim/yönetici kadro değil, doğrudan rejimdir.

Pezeşkiyan, gerek seçim propogandasında gerekse cumhurbaşkanı seçildikten sonraki konuşmalarında, saklama lüzumu hissetmediği itirazlarını üç noktada topluyordu:

  1. “Biz dünya petrol üreticisi ülkelerin ilk sıralarında yer alıyoruz, muazzam zenginliğimiz var, petrol, doğalgaz vs. 1979’dan beri varımızı yoğumuzu Filistin davasına harcadık, paramızı Filistin mücadelesine, Hamas’a, Lübnan Hizbullahına, Yemen Ensarullah’a vd. harcadık. 47 senedir Amerika’nın ve Avrupa’nın ağır baskısı altındayız, gereğinden fazla savunma harcamaları yapıyoruz, oysa bu yanlış politikadan vazgeçecek olursa, dünyanın, mesela Arap ülkeleri (BAE, Suudi Arabistan) gibi refah içinde yaşarız.
  2. Mevcut durumda İsrail ve Amerika ile savaşmanın faydası yok, İsrail demek Amerika ve bütün batı demektir, 2023’ten beri Gazze’de süren katliamda ve Haziran-2025 savaşında bunu gördük
  3. Filistin davası sadece bizim davamız mı?
  4. Bir Arap havzası olmasına rağmen Arap ülkeleri Filistin’i sorun olmaktan çıkarmışlar, başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere, Ürdün, Sudan ve diğerleri İsrail’le ilişkiler kurmuşlardır, BAE, Afrika’da İsrail’le ortak faaliyetler yürütmektedir: Sudan, Somali vs.
  5. Sünni Filistin’e Sünni dünyanın tamamı sahip çıkmamaktadır, her ülke kendi çıkarı doğrultusunda hareket ediyor
  6. Filistin sorunu biz İran’a ve Şii dünyasına mı kaldı?

Pezeşkiyan söylemine kuvvet ve haklılık kazandırmak üzere Türkiye’yi örnek veriyor, hatta ona göre Türkiye, bu konuda takip edilecek modeldir. Şöyle ki:

Türkiye, Filistin davasından vazgeçmiş değil, söylem/retorik düzeyinde en ağır eleştirileri yapıyor, hatta tehdit ediyor ama pratikte İsrail’le ilişkileri en yüksek düzeyde. Ticaret, diplomasi, siyasi ilişkilerini kesmiyor, İsrail vatandaşlarına vize dahi koymuş değil, petrol akışı devam ediyor, kesildiği açıklanan ticaret eskisi gibi değişik yollar ve ülkeler aracılığıyla devam ediyor. STK’lar, hatta hükümetin kendisi yüzbinleri toplayan Gazze gösterileri yapıyor. Biz de Türkiye gibi yapalım.

Azeri, Kürt, Pers milliyetçileri, laik İranlıları, Sünni Belucileri bir araya getiren muhalifler,  Hameney ve kontrolündeki Devrim muhafızlarına karşı amansız gösteriler yaparken, olayların Pezeşkiyan tezinin güç kazanmasını, Hatt-ı İmam’ın politika tayin emeyi bırakmasını istemektedirler.

Bu tezin ve bu tezin motive ettiği gösterilerin ABD ve İsrail tarafından memuniyetle karşılandığı sır değil, eskiden ABD ve İsrail, CIA ve Mossad ajanlarını gizli işlerde kullanırlardı, şimdi de aynı pratik devam ediyor ama bu sefer en üst yetkilileri İran’daki muhaliflere destek çıktıkları açık. 13 Haziran 2025’te Netanyahu, İran’daki rejimi devirmek üzere harekete geçtiklerini açıklayarak muhaliflere sokaklara dökülmelerini istedi. ABD başkanı Trump, tehditlerini savurdu, gösterilere arka çıktıklarını açıkladı, Savaşın 8. Gününden sonra son 4 günde İsrail mezara bir savaş mevtası olarak girecekken ABD İran’ı bombaladı, HTŞ’nin Suriye’yi devralmasından sonra ikinci kez İsrail ağır yenilgiden kurtarıldı. Şara hükümeti Golan’ı haritadan çıkardı, Paris’te İsrail’le anlaşma imzaladı.

İran’daki gösterilere dönecek olursak. İsrail ve ABD açısından muhaliflerin kazanması durumunda askeri bir müdahaleye mahal kalmayacak. Trump ikide bir tehditlerini savurmaya devam ediyor: “İran, her zamanki gibi barışçıl protestocuları vurup şiddetle öldürürse, ABD onların yardımına koşacaktır. Silahlarımız hazır, ateş etmeye hazırız.” İsrail de, en azından şimdilik İran’a yeni bir saldırı düzenlemeyecek. Nitekim Netanyahu, Putin ile Ekim 2025’te yaptığı telefon konuşmasında İsrail’in İran’a saldırmayacağı yönündeki mesajı iletmelerini istedi.

ABD, Batı ve İsrail blokunun İran’daki rejime karşı olmalarının yegane sebebi, 1979 İslam devrimiyle çizilen yeni dış politikanın ana parametresinin “ABD ile savaş ve bu savaşın süreceği sahanın İsrail” olmasıdır. İmam Hameyni’ye göre

A-İslam’ın ve kendi kaynakları üzerinde tasarruf hakkının ellerinde olmasını isteyen müslümanların gerçek düşmanı Amerika’dır

B-Sovyetler süper güç iken çöktüler, Amerika da çökecektir

C-Müslümanlar Amerika ile doğrudan savaşı göze almalılar

D-Amerika ile savaşın sürdüğü saha işgal edilmiş Filistin topraklarıdır, İsrail işgal ettiği toprakları boşaltıncaya ve Kudüs kurtarılıncaya kadar Amerika ve İsrail’le savaş sürecektir.

Bu dışpolitika konsepti İslam Cumhuriyetinin meşruiyet doktrinidir, bundan vazgeçildiği takdirde İslam Devrimi de meşruiyetini ve anlamını kaybedecektir. Bu yüzden Hameney ve bu çizgiyi (Hatt-ı İmam) takip edenler, Filistin davasından vazgeçemezler. ABD ve İsrail’de bu davadan vazgeçilmesi için belki de son  red cepnesi/direniş hattı olan İran’a karşı amansız bir mücadele sürdürüyorlar.

Olayların nasıl seyir takip edeceğini kestirmek güç, sosyal olaylar tam olarak öngörülemez. Mevcut durumda Pezeşkiyan ve ekibi işin bu raddeye gelmesinden korkup geri adım atmaya başladılar, çünkü Gezi olaylarında Başbakan Erdoğan’ın “Yüzde 50’yi zor tutuyorum” deyip kararlılıkla direnmesi gibi, Hatt-ı İmam da kurşıt gösteriler düzenlemeye karar vermiş bulunuyor.

Önümüzdeki birkaç gün önemli, takip edip göreceğiz.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar