1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Heybeliada Ruhban Okulu
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Heybeliada Ruhban Okulu

A+A-

1971’den beri kapalı olan Heybeliada Rum Ruhban Okulu’nda altyapı ve restorasyon çalışmaları sona gelinmiş bulunuyor, okulun yakınlarda açılması bekleniyor. Bu yöndeki haberlerin medyada yer almasıyla yine tepkiler peş peşe gelmeye başladı, tepki gösterenleri emekli askerlerden sendikalara, köşe yazarlarından siyasilere kadar geniş bir yelpazede görmek mümkün.

Bundan birkaç ay önce Suriçi Grup’un aylık toplantılarından birine katılan SP Genel Başkanı Mahmut Arıkan’a okulla ilgili sormuştum. SP, siyasi temel görüşleri itibariyle din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin sosyolojilerin din ve vicdan özgürlüğünü savunan bir parti. Yarım asırdan fazladır kapalı tutulan Heybeliada Rum Ruhban Okulu konusunda ne düşündüğü önemli. Arıkan, kısaca parti olarak din ve vicdan özgürlüğünü savunduklarını ama Ruhban Okulu’nun “dışarıdan empoze” edilen bir konu olduğundan açılmasından yana olmadıklarını söyledi.

Genç başkanı anlıyorum, belki kendine kalsa, okulun açılmasından yana olabilirdi ama Ruhban Okulu konusunda Milli Görüş çizgisinin menfi tutuma sahip olmasının rahmetli kurucu lider Necmettin Erbakan Hoca’dan kaynaklandığını bildiğimden üstelemedim.

(Bundan yaklaşık 35 sene önce Erbakan Hoca bir kahvaltı vermişti. Hatırlayabildiğim kadarıyla kahvaltıda Ertuğrul Özkök, Derya Sazak ve bizim camiadan gazeteciler de vardı, yanımda Can Ataklı oturuyordu. Herkes sual soruyor, hoca cevaplandırıyordu. Can Ataklı, kulağıma eğilip,

-Çanak sorular soruyorlar, Hoca da pek mes’ut, sen de sormayacak mısın, deyince

-Dur, dedim. Bak ne soracağım, sonra kararını ver, soru çanak mı, değil mi?

Hoca’ya Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması, Diyanet’in özerkleştirilmesi –ki bana göre DİB tamamen ilga edilmelidir ve ben bunu 1980’lerden beri yazılı ve görsel medyada savunmuşum-, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması konusunda ne düşündüğünü sordum.

(Bir hatıra: Allah rahmet etsin Hoca beni severdi, birçok toplantısına çağırırdı, eğer televizyon programına katılacaksak kravat takmamı isterdi; Hoca’nın vefatına kadar iki durumda kravat takmışım: Biri, mahkemelerde, diğeri Erbakan Hoca’nın toplantılarında.

Erbakan Hoca, vefatıdan çok kısa önce beni Ankara’ya çağırdı, Ertan Yülek’ten başka kimse yoktu, bana Türkiye’nin girdiği yeni durumla ilgili Amerika’dan kendisine ulaştırılan bir belge gösterdi, okudu, sonra cebine koydu.

Erbakan Hoca, Genelkurmay ve Diyanet konusunda vaziyeti idare eden cevaplar verdi, bana göre tam olarak ne demek istediği anlaşılamadı, o günlerin hassas siyasi atmosferinde belki de bu kadar konuşulabilirdi. Sıra Heybeliada Ruhban Okulu’na gelince, gayet net cümlelerle açılmasına taraftar olmadığını, Okul’un açılmasını dış güçlerin empoze ettiğini söyledi.)

Meseleyi doğru anlamak için Ruhban Okulu’nun 19. Yüzyıldan bugüne kadar ki serencamına kısaca bakmakta fayda var.

Okul,  1844’te Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olarak Yüksek Ortodoks Teoloji adıyla açılmış, 1923’te  resmi olarak Heybeliada Ruhban Okulu adını almıştı. Tek Parti dönemi sona erince 1951’de  yabancı öğrencilerin gelip okumalarına izin verildi, ancak 1964 yılında siyasi ve güvenlik gerekçeleriyle yabancı uyruklu öğrencilerin kaydı durduruldu, 12 Mart Muhtırası’yla. okul, özel öğretim kurumlarıyla ilgili yapılan yasal düzenlemenin ardından kapatıldı (1971).

O tarihten sonra Fener Patrikhanesi’nin daimi talebi olarak kaldı, hükümetler söz konusu taleplere ilgisiz kaldı. Nihayet Mayıs 2024’te MEB Yusuf Tekin, okulu ziyaret etti, yeniden açılmasını kişisel olarak arzu ettiğini belirtti. Bu arada 16 Eylül 2025’te Fener Rum Patriği Bartholomeos, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da bir araya geldiğinde Heybeliada Ruhban Okulu’nun durumu da ele alındı. Trump, okulun açılması için destek sözü verdi. 16 Haziran 2026’da Cumhurbaşkanı R. Tayyib Erdoğan, Külliye’de Bartholomeos’u kabul etti. Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına yönelik süreçler ve yürütülen çalışmalar ele alındı. Ama çalışmalar ağır yürüyordu.

Son olarak 25 Eylül 2025’te Erdoğan ile Trump’ın Beyaz Saray’daki görüşmesinde Ruhban Okulu da gündeme geldi. Erdoğan, okul konusunda “üzerlerine ne düşerse yapmaya hazır olduklarını” söyledi, çalışmalar hızlandı.

Eğer süreçte sıra dışı bir aksama olmasa, Ruhban Okulu Eylül-2026’da açılacak.

Ruhban Okulu tekrar gündeme gelince tepkiler de sökün etmekte gecikmedi, emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, okulun açılmasını “jeopolitik teslimiyet” olarak nitelendirip karşı çıktı. Gürdeniz’e göre, “Patrikhane, Lozan gereği Türkiye hukuk düzeni içinde faaliyet gösteren bir dinî kurumdur ve Ruhban Okulu’nun Patrikhane’ye özel ve özerk bir statüyle açılması ileride Patrikhane’nin ‘ekümenik’ ve uluslararası konumunun kurumsallaştırılması için kullanılabilecek bir emsal yaratabilir.” (Yeniçağ, 22 Ağustos 2026.)

Sadece askerler değil, Eğitim İş Başkanı Kadem Özbay da, “butik üniversite” şeklinde açılması beklenen okulun anayasal hükümler, milli eğitim mevzuatı ve Lozan Anlaşması çerçevesinde düşünüldüğünde, modelin “anayasal hükümlerin arkasından dolanma ve kuruma fiili özerklik ilan etme anlamına geldiğini” söyledi.

Okulun açılmasına karşı çıkanları tedirgin eden konular şunlar:

  1. Yurtdışından öğrenci getirilecek, bu da okulu Ortodoks eğitimin merkezi kılacak;
  2. Fener Patrikhanesi’nin “ekümenik” iddiasına destek manasına gelecek, bu da milli egemenliğe zarar verecek.

Fakat telaffuz edilmeyen başka bir konu var. O da bugünlerde operasyonlara maruz kalan cemaat ve tarikatların da Heybeliada Ruhban Okulu’nu emsal gösterip, özerk eğitim kurumları açma talebinde bulunabilecek olmalarıdır; bu ise 3 Mart 1924’ten beri yürürlükte olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ihlali demektir, bu sayede eğitim ve öğretim Mili Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uhdesinden çıkması anlamına gelir.

Peki, Ruhban okulunun açılması durumunda İsmailağa Cemaati’nin sıkı ablukası altında tutulan Fener Patrikhanesi’nin ekümenik vasfını güçlendirir mi? Ekümenik Patrikhane ve Ruhban Okulu, sahiden Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini tehdit eder mi?

Bu soruların cevabını ve konuyla ilgili Kelami-Fıkhi hükümlerin ne olduğunu perşembe günkü yazıda aramaya çalışalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar