1. YAZARLAR

  2. Mensur Akgün

  3. Hakan Fidan izlenimleri…
Mensur Akgün

Mensur Akgün

Hakan Fidan izlenimleri…

A+A-

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın perşembe günü Intercontinental Oteli’nde düzenlediği basın toplantısına Karar yazarı sıfatımla bu yıl ben de davetliydim. Yıllar önce bir-iki tesadüfi karşılaşmanın ötesinde tanımadığım Fidan’ı konuşurken izlemek, verdiği mesajları doğrudan dinlemek, söylediklerinin satır aralarını okumak, en çok da tutum, tavır ve dünya siyasetine bakış olarak kendime yakın hissetmek bana iyi geldi.

İlk izlenimim böylesi çalkantılı ve bilinmezlerle dolu bir dönemde iyi ki Hakan Fidan gibi bir Dışişleri Bakanı var demek oldu. Dünya siyasetinin gidişatına ilişkin tespitlerinin gerçekçiliği, Amerika, İsrail, İran ve hatta Yunanistan dahil hemen her ülkeye ve her soruna karşı takındığı yapıcı, çözüm üretici tavır da özellikle kayda değerdi. Dikkatimi çeken bir başka şey de yerli yabancı tüm katılımcılara eşit soru sorma imkânı tanıması ve sorularda herhangi yönlendirme olmamasıydı.

Fidan bence bariz şekilde stratejik, daha doğrusu uzun erimli düşünebilen, dünyayı belli ki satranç tahtası olarak görebilen bir insan. Kolay kolay infiale kapılması, dış yönlendirmelerden etkilenip çizgi değiştirmesi mümkün değil. Ancak aynı zamanda da esnek, değişimin ortaya çıkartacağı fırsatları değerlendirmeye açık. Avrupa güvenliğinin geleceğinde Türkiye’ye yer var diye düşünüyor, Amerika ile olan sorunların da aşılabileceğine inanıyor.

Yunanistan hakkında söylediklerinden çıkarttığım sonuçsa endişesinin sorunların mahiyetinden, çözümlerin niteliğinden ziyade komşumuzun siyaset ikliminin yapısına ilişkin olduğu yönünde. Başbakan Mitsotakis’in ‘bir kez daha seçilmek mi’ yoksa ‘Türkiye ile barışmak mı’ arasında tercih yapmak zorunda kalabileceğini düşündüğü anlaşılıyor. İsrail-Yunanistan yakınlaşmasından da bence Fidan çok kaygılanmıyor.

Ayrıca İsrail’i de İsraillilerin Türkiye’yi gördüğünün aksine kategorik bir düşman veya hasım olarak algılamıyor. İlişkilerin normalleşmesini Filistin sorununun çözümü yolunda ilerlenmesine, Gazze’deki vahşetin bitmesine bağlıyor. İran’a yapılacak müdahaleye karşı olduğunu, olduğumuzu da açıklamaktan çekinmiyor. Diğer yandan İran’ı uyardıklarını dünyayla olan sorunlarını çözmek için gayret göstermeleri gerektiğinin altını çiziyor. Doğal olarak İran’ın istikrarsızlaşmasını istemiyor.

Daha derinlemesine bilgi edinmek isteyenlere benim izlenimlerim ya da basına yansıyan alıntılarla yetinmemelerini Fidan’ın kısa sunuşu ve sonrasıyla neredeyse bir buçuk saati bulan toplantısının tamamını bir yerde bulup izlemelerini öneririm. Orada Yemen’den Ukrayna Savaşına, Çin’le ilişkilerden Amerika’nın Suriye’deki rolüne kadar pek çok konuda Türkiye’nin bir süredir takındığı tutumun izlerini sürebilirler. Ayrıca yakın gelecekte izlenecek politikaların ipuçlarını da bulabilirler.

Fakat Fidan’ın Suriye konusundaki tavrının dikkate değer olduğunu, bazılarının varsaydığı gibi iç işlerine müdahale ya da yeni rejimin yapısına ilişkin öneri içermediğini, SDG ile Kandil arasındaki bağın 2+2=4 kadar net olduğunu söylemesinin sert bir tavır sergilemekten çok durum tespiti olarak düşünülmesi gerektiğini belirtmem şart. Suriye’de artık müzakereye, diplomasiye dayalı bir çözümü tercih ettiklerini vurgulaması da sanırım bunun teyidi niteliğinde.

Konuşması sırasında beni tek rahatsız eden hemen her konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdiği referanslar oldu. Birkaçı dışında çoğunu gereksiz buldum. Türkiye’ye dünya siyaseti ve dış politikası açısından bakan biri olarak keşke bu kadar çok onu anmasaydı dedim. Ama belki de iyi yaptı. Salonu dolduran, anladığım kadarıyla da çoğu iktidar bloğunun farklı hiziplerini temsil eden “kanaat önderlerine” duruşu ve siyaseti üstünden kendisini, daha da önemlisi politikalarını eleştirme, radikalleştirme, muğlaklaştırma ya da görmezden gelme fırsatı vermedi…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar