1. YAZARLAR

  2. Nasuhi Güngör

  3. Devlet aklı ve Terörsüz Türkiye
Nasuhi Güngör

Nasuhi Güngör

Devlet aklı ve Terörsüz Türkiye

A+A-

Şunu söylemek iddialı olabilir belki: Türk devlet geleneğine baktığımızda isimlerin, hanedanların, yönetim biçimlerinin değiştiğini görüyoruz. Fakat devlet fikri; otorite ve jeopolitik şartlara uygun büyüme arayışı bir şekilde devam ediyor. O nedenle de cumhuriyeti yeni bir devlet olarak değil, iki bin yılı aşan devlet geleneğinin son halkası ya da devamı olarak görebiliyoruz.

Ancak bugün pek çoğumuzun zihninde olan fakat yeterince tartışmadığımız soru/sorun “cumhuriyetin yoluna nasıl devam edeceği”. Kendisini yeniden tanımlayacağı alanlar, değişim ve dönüşüm haritası.

15 Temmuz Saldırısı’ndan sonra ortaya çıkan yeni dönemin, aynı zamanda rejimin bazı özelliklerini köklü olarak değiştirmeye başladığını görüyoruz. Bu değişimin tasfiye boyutunda hayli mesafe aldığını söylemek mümkün. Ancak inşâ tarafında alınması gereken hayli yol olduğu da ortada.

DEVLETİN KENDİNİ YENİDEN ÜRETMESİ

Devletin kendisini yeniden üretme kapasitesi sadece siyasi alanla sınırlı olamaz. Hayatın her alanından katkı almak, beslenmek ve tüm bunları hayata geçirecek bir akıl üretmek zorunda. Buna ‘devlet aklı’ demekten kaçınmanın da bir anlamı yok. Sonuç itibarıyla değişimleri, geçiş süreçlerini ve bazen yıkım sonrasındaki inşâyı yönetmek zorunda olan akıl bu.

İfade hoş görülsün ama memleketimizde birtakım ‘zıpırlıkların’ konusu olarak ele alınmayı hak etmeyen en öncelikli konu “devlet aklı”dır. Bu öyle birkaç siyasetçi, bürokrat ve derin pozlu adamlar üzerinden tanımlanacak bir güç değildir.

Gelenek, hafıza, tecrübe, kendisini değil devleti merkeze alan fedakarlıklar, bunları taşıyıp yükseltecek kavrayış ve feraset sahipleri, tehditlere karşı öngörü ve yeri geldiğinde hızlı refleks verebilen kurumsal güç.

Bir ideolojinin kıskacında olmayan, zamanın ruhuna uymanın ötesine geçebilen, bazen yüzyılların, bazen daha fazlasının mirasını süzüp getirebilen bir köklülük ve çok katmanlı bir akıl.

DEVLET AKLI MÜKEMMEL Mİ?

Bunun her yere hükmü geçen, her kavgadan galip çıkan, mükemmellik ve hatasızlık anlamına gelmediğini de not etmekte fayda var. Ne denli arızalı ve geleceğimizi karartan işler yapıldığını da unutmamak gerekiyor.

Örnek çok. Mesela nüfus konusunda yaptığımız hataların bedeli çok kısa zamanda ağır biçimde kapımızı çalacak. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın uyarı ve tavsiyelerini bıyık altından gülerek dinleyenlerin kulakları çınlasın.

Türkiye’nin yeni değişim hikayesi ve buna dair hamlelerin her biri, aynı zamanda bu tür aymazlıkların da ortadan kaldırılmasını, en azından hafifletilmesini başarmak zorunda. Ekonomik model, emeklilik konusundaki akıl almaz hatalar ve gelinen aşama, göç ve şehirleşme konusundaki feci hal. Tüm bunların mevcut tablodaki yerini bir an bile unutmamak gerekiyor.

HEDEFLERİMİZ VE GERÇEKLER

Devletin kendisini yeniden üretmesi; duygusal yaklaşımların, abartılı retoriklerin ve ucu bucağı görünmeyen hedeflerin gevezeliğinden ibaret olamaz. Devasa bir coğrafyada, muazzam bir güvenlik sorunu yumağının ortasında yükselen bir güç olarak sahne alıyoruz. Bize güllük gülistanlık alanlar teslim edilmiyor. Büyük sorunların ortasında çözümlere katkı sağlamamız bekleniyor.

Bu kadar mı, hayır elbette. Dün dijital devlet olmanız gerekmiyordu. Bugünün çok katmanlı devlet anlayışında sizden beklenenlerin sadece bir tanesi.

KUŞKULAR VE KAYGILAR ÖNEMLİ

Merkezî yönetimi, yeni hükümet sisteminin aksayan ya da işlemeyen yönlerini dinamik biçimde yeniden ele almak, yerel yönetimlerle siyasi merkez arasındaki tuhaf kopuşu ve aynı gariplikteki kaynak paylaşımını acilen değiştirmek, tüm bunlar için de geniş mutabakatlar oluşturmak zorundayız.

Sıkıcı bir yazı olduğunun farkındayım.

Bu hafta yeniden gündemde ilk sırayı alacak olan Terörsüz Türkiye konusuna bir parça daha farklı bakabilmenin önünü açmak istedim sadece.

Bu sürece bakarken, kuşkulara kapılmak ve ülkemizin geleceğine dair kaygılanmak elbette hafife alınacak hassasiyetler değil.

Ama tüm eksikliklerine rağmen Türkiye bu hassasiyetleri koruyacak, deyim yerindeyse başının üzerinde taşıyacak kadar güçlü. Bize dayatılanları söküp bir kenara fırlatırken, yeni bakış açılarına, ufuk ve kavrayışlara, terörün olmadığı bir Türkiye ve bölgenin bize neler getireceğine odaklanmak umudumuzu besleyecek, devlet aklını tüm coğrafyada ‘barışı kuran irade’ haline getirecektir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar