Ölümsüzlerin masasında Tanrı’nın sırrına kısa bir bakış: Hölderlin…
Friedrich Hölderlin… O lirik bir şairdir, klasik çağın ve romantizmin en önemli temsilcilerindendir. Lirik şiirlerinin yanı sıra, “Menon’un Diotimaya’ya Ağıtı” ile “Ekmek ve Şarap”, “Hyperion” ile “Empedokles’in Ölümü” gibi usta eserlerin de yaratıcısıdır.
Hölderlin bugün, tartışmasız en derin ve en önemli şairlerden biri olarak kabul edilse de önceleri durum böyle değildi. Hölderlin’in şiiri, en azından yarım yüzyıl boyunca edebiyat otoriteleri tarafından, tıpkı Pindaros’un şiirine ve Herakleitos’un aforizmalarına yapıldığı gibi anlaşılmaz bulunarak bir kenara atıldı.
Norbert von Hellingrath’ın olağanüstü çabaları, Hölderlin’in eserlerini kaybolmaktan kurtardı ve böylece yeniliklere açık genç kuşaklara sunulmasını sağladı. Otoritelerin Nietzsche hakkında olduğu gibi, Hölderlin hakkındaki görüşleri de çoğunlukla olumsuzdu.
Nazizmle bağlantısı ise sürekli deşilerek “Germanien” ilahisi üzerinden eleştirilerin hedefine oturtuldu. Daha da dramatik olanı Heidegger’in, Hölderlin’e yönelik ilgisinin Nazi coşkusuyla bezeli hislerden beslendiğinin iddia edilmesidir. Hölderlin, Heidegger için “şairlerin şairi”dir, öyle ki böyle bir adlandırma onu yalnızca Goethe ve Schiller, Klopstock ve Heine, Rilke ve Benn ile ilişkilendirmekle kalmaz, aynı zamanda Hölderlin’i, şairlerin hüküm süren şairi olarak hepsinden üstün kılar: O, hakiki sözün prensidir.
Hölderlin yirminci yüzyılın başından beri Almanya’nın en büyük şairlerinden biri olarak ün yapmış olsa da onun önemli bir felsefi figür olarak tanınması henüz çok yenidir. Alman İdealizmi’ne olan ilginin yeniden canlanması ve Kant’ın eleştirel döneminden Hegel’in olgun düşüncesine uzanan felsefi gelişmeler, Hölderlin’in önemli felsefi görüşlerinin değerinin anlaşılmasını sağlamıştır.
Hölderlin’in hayatına Hegel ve Schelling ile birlikte aldığı teoloji eğitimi damgasını vurmuş, bunu eş zamanlı felsefi ve şiirsel etkinlik dönemi izlemiştir. Sonunda Hölderlin, hakikate erişimin yüksek bir biçimi olarak şiire yoğunlaşmıştır.
Şiir yazmak Hölderlin’deki anlamıyla her zaman katı, topraksı maddenin ruha dağılmasıdır, dünyanın hal değiştirip dünya ruhu haline gelmesidir, ama asla yoğunlaşması, toplaşması ve topraklaşması değildir.
Goethe’nin şiiri, içinde hep bir töz barındırır, meyvemsidir, bütün duyularla hissedilebilirdir, Hölderlin şiiri ise uçucudur. Ama ne kadar başkalaşıp uçucu hale gelse de her zaman sıcak bir bedensellik kalıntısı vardır. O’nun şiiri bilinçli olarak bireysellikten arındırılmıştır; “Bireysellik onu kavrayan saflığa karşı çıkar” der Hölderlin… Onun şiirinin derinliklerine kendinizi bıraktığınızda, bir meleksilik duygusu sarar bedeninizi. Saf, beyaz, cinsiyetsiz, havada süzülen rüya gibi bir şeydir sanki… İşte o kendi melodisinde çözülen kutsal bir özgürlüktür.
Goethe topraktan hareketle yazar, Hölderlin toprağın üzerinde uçar: Şiir onun için Novalis ve Keats’te olduğu gibi ve erken ölen bütün dehalarda olduğu gibi, ifadenin tınıda dağılıp gitmesi, akışkan elemente geri dönmesidir bir bakıma…
Stefan Zweig, Hölderlin’in şiirini değerlendirirken şöyle bir tespitte bulunuyor: “Hölderlin’i şair yapan kısmi bir güç, bir tek şairlik yeteneği değildir, bütün ruhunu yüceltilmiş bir duruma, şu dünyadan kaçışın, kendine sonsuza koyvermenin bir tek gücüne yoğunlaştırmayı bilişidir. Hölderlin kanından, canından, sinirlerinden, duygusallıktan, kişiselden, özel yaşantıdan yazmaz şiirlerini, tam tersine doğuştan gelme sancılı bir coşkudan, üstte ulaşılmaz olana karşı çok eski bir özlemden yazar. Bütün dünya ona koskoca bir destan olarak görünür ve onda pırıltılı neye el atarsa, manzara olsun, ırmak, insan ve duygu olsu, hemen kendiliğinden kahramanlaşır.” (Kendileriyle Savaşanlar, s.185)
“Ey gökten inen rahmet, ey coşku. Sen geri vereceksin bize ulusların baharını” diye Hyperion’a seslenen Hölderlin içe bakışın, ruhunda kaynayan canlılığın gizli gücünü akıtır şiirine.
/Ona susar dünya ve kendi içinde büyür
Artan bir sevinçle duygu
Ta yaratıcı gecesinden hayranlığın
Bir kıvılcım gibi sıçrayıncaya kadar düşünce./
Stefan Zweig’in ifadesiyle, Hölderlin bilir ki tanrının sırrına bu bakış, ölümsüzlerin masasında bu şölen, ölümlülere ancak geçici olarak izin verilmiştir. O kaderi bilerek kendi kaderini dile getirmiştir.
/Ancak bir zamanlığına kaldırır tanrısal yükü insan.
O zamanları rüyası, sonra hayattır.


