1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. Diyarbakır’da bir Kürt köyünün devlete karşı hakkını Zafer Partili avukat savundu…
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Diyarbakır’da bir Kürt köyünün devlete karşı hakkını Zafer Partili avukat savundu…

A+A-

Meşhur yokuşu çıkarken etrafa baktım.

Bundan bir buçuk yıl önce haritadan silinmesi istenen, Şeytantepe ilan edilen, sakinleri Omerta yeminiyle bir küçük kızın cinayetini örtbas için türlü numaralar çevirdiği düşünülen köy burası mı?

Bu köşede tedirginlik içinde “Tavşantepe Köyü Masum Olabilir mi?” başlıklı bir yazı yazdığımda sosyal medyadan, Karar’ın öfkeli yorumcularından, şimdi sessizliğe gömülmüş bazı gazetecilerden epey hakaret işitmiştim.

https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/tavsantepe-koyu-masum-olabilir-mi-1601201

Bütün o şeytani planlarla, büyük günahlarla anılan Tavşantepe ise yıkık bir cami, tek katlı bir okul, basit köy evleri ve bozuk yollardan ibaretti.

Bu bir buçuk yılda aile o kadar şeytanlaştırılmıştı ki Arif Güran ve çocukları Erzurum’da bir hücrede yatan anne Yüksel Güran’ı ziyaret için arabayla giderken benzin istasyonlarında değil, sadece bir cami ve bir cemevinde mola verebiliyorlardı.

Toplu bir cezalandırma bu.

Bu bir buçuk yılda okul çağındaki dokuz çocuk Güran soyadları yüzünden okulu bırakmış.

Memur olanlar ya işten çıkarılmış ya da güvenlik için çıkmış.

Köyün en bakımlı yeri, bütün köyün de içine atıldığı Narin’in mezarı.

Sık sık mezar başında toplanıyorlar.

Köyden zorunlu kalmadıkça çıkmıyorlar.

Perşembe günü ise sabah erken saatlerde hep birlikte Diyarbakır’a geldiler.

Nevzat Bahtiyar’ın yeniden yargılandığı dava için.

Bir buçuk yıl önce konuşulması zor zamanlarda, neredeyse tamamı araştırılmış, yazılmış, söylenmiş yazılara ve haberlere referans vermek gibi basit bir etik duruş göstermekten aciz olsa da 140 Journos’un Şeytantepe belgelesiyle artık çok daha fazla insan bu köyün masum olduğuna inanıyor.

https://serbestiyet.com/tag/narin/

Ama Diyarbakır’daki mahkemede yine çok yalnızlardı.

Adlarını son bir buçuk yıldır gözaltı haberlerinde öğrendiğimiz, en kıdemli Ankara gazetecilerinin bile haklarında mide bulandırıcı cinsel iftiralar attığı, barajın suyunu kesmekten, bilerek yangın çıkarmaya kadar şeytani planlar içinde gösterilen, Omerta yemini edip bir kız çocuğunun cinayetini örtbas eden bir karanlık örgütün mensubu zannedilen Güranlar dışında salonda kimse yoktu.

Nevzat Bahtiyar’ın yeniden yargılandığı davanın duruşmasındayız.

Baba Arif Güran, arada kalbi sıkışarak sadece “keşif istiyoruz, DARA-2 kamera görüntülerini istiyoruz, Narin’den çıkan PSA’nın incelenmesini istiyoruz” dedi.

Bu masum talepleri bir önceki celsede zaten reddetmiş olan mahkeme başkanı dinlemedi bile.

Çoktan bu ateşten topu tekrar Yargıtay’a atmanın derdindeydi.

Halbuki Nevzat Bahtiyar’a ilk ifadesine göre keşif yaptırılmıştı. O ifadede arabasının önünde battaniyeye sarılı Narin’in cesedini yolda kendisine teslim eden Salim Güran vardı.

Mahkeme ise müebbet kararını Nevzat’ın tamamen değiştirdiği son ifadesine göre vermişti.

O ifadede Nevzat cesedi Salim Güran’dan evde teslim almıştı.

Dünyadaki bütün cinayetleri aydınlatabilecek, cold case dizilerini bitirecek, bütün cinayet romanlarını çöp yapabilecek kadar müthiş bir buluş olan Daraltılmış Baz raporu da bunu doğrulamıştı.

Ama Nevzat’ın ifadesini tamamen değiştirmesine dahi takılmayan savcılık ve mahkeme, yeni bir keşifle bu yeni ve çok emin oldukları cinayet senaryosunu anlatmasına izin bile vermedi.

Halbuki bu keşif kararı en fazla birkaç gün ertelerdi.

Peki neydi bu telaş?

Çünkü öyle bir keşif bütün kurguyu mahvedebilirdi.

Jandarma’nın onun yerine konuştuğu, herkesin vicdanı ele vermeyince gerçekleri açıklayan itirafçı muamelesi yaptığı günlerde yapılan keşifte çok rahat olan Nevzat, bu kez şüphelerin üzerinde toplandığı biriydi, Daraltılmış Baz raporuyla kesiştirilen ifadesine göre yer gösterirken yapacağı en ufak hatayla yakayı ele verir, daha da önemlisi yakayı ele verdirirdi.

O yüzden mahkemenin başında kendisinden daha inanmış ve hırslı avukatı yanına gelince heyecanlandı, başını sallayarak ondan son taktiklerini aldı.

Daha dün kendisinin bile mahkemeye sunmadığı, bir videodaki anlamsız karartıları, sırf körleşmiş takipçilerinin nefretlerini taze tutmak için X hesabından “Narin’in üzerinde çıplak bir adam” diye paylaşmış Nevzat Bahtiyar’ın, hukuk, etik, genel ahlak normları gibi kendisini bağlayan hiçbir sınırı olmayan avukatı, “Bismillahirrahmanirrahim” diye savunmasına başladı.

En İslamcı avukatın yapmayacağı faydasız bir şovdan bile medet uman, şeytanın avukatı filminden fazla etkilenmiş bu Ankaralı eski milliyetçi şair avukat, savunması boyunca aileyi ve avukatları devlete hakaret etmekle suçladı.

DEM Partililerin arkalarında uzun süre kontgerilla, derin devlet aradığı aileyi…

Sonra Nevzat’a son sözleri soruldu.

Jandarmanın sorgusunda vicdanı el vermemiş kahraman gibi davrandığı, halkın en klişe ağa filmlerindeki zavallı maraba diye akladığı, evinin ve ailesinin soruşturmaya bile sokulmamasından rahatlamış, neredeyse birkaç ay sonra çıkmasına neden olacak bir önceki kararla ucuz yırttığını düşünen Nevzat, kırık dökük birkaç ezberlenmiş cümleyle “ Bana cesedi Salim verdi” dedi başka bir şey de demedi.

Ne de olsa demesine pek ihtiyaç olmadan bir önceki mahkemede bu birkaç kırık dökük cümleyle az kalsın beraat ettirilmişti.

Bu işleyen taktiğin özgüveni üzerindeydi.

Hakim’in “Peki, Salim Güran Narin’in cansız bedenini taşımak için neden bir başkasına değil de sana güvendi” gibi çalışmadığı yerden gelen sürpriz tek bir sorusu karşısında bile ne diyeceğini bilemedi.

“Köyde başka kimse yoktu. Su için aramıştım, o yüzden bana güvenmiş olabilir” diyebildi.

Ama hakimin de soru boşluğuna gelmiş gibiydi, devamında “Köyde başka kimse olmadığını nereden biliyordun, yoksa Narin’in kaybolmasından dakikalar önce Salim Güran’a açtığın telefon yüzünden mi” gibi ardışık bir soru gelmedi.

Görmemesi gereken bir şey gördüğü için 8 yaşındaki öz yeğenini annesi ve kardeşinin yardımıyla öldüren amca, o görülmesinden korktuğu şeyi, uzun süredir konuşmadığı Nevzat’a söylemiş ve onu işlediği cinayetten de haberdar etmişti. Ne büyük güvendi bu!

Soru sormadığına göre hakim de buna inanmış olmalı.

Halbuki kafasını kaldırıp sadece tribünleri dolduran Güran erkeklerine baksaydı, Arif Güran’ın Narin’i gömmek için başka bir soyaddan olan, hasım komşudan daha fazla güvenebileceği pek çok Güran bulabileceğini görür ve az sonra vereceği karardan şüpheye düşebilirdi.

Ama hakim, halk jürisinin ve Ankara’nın çoktan hükmünü verdiği bu riskli davadan bir an önce kurtulmayı tercih etti.

Ve o kararı hızlıca verdi.

En basit akıl yürütmeleriyle bile bu cinayetin bir numaralı faili olduğu baştan beri belli olan katil Nevzat Bahtiyar, az kalsın hapisten çıkacak olması ayıp olur denerek cinayete yardımdan 17 yıl aldı.

7 yıl sonra en geç çıkacak. Mahkemeye silahla gelmiş çocuklarına kavuşacak.

Salem Mahkemesi tarzı bir cadı avıyla halk mahkemesinde verilen hüküm, son belgeselle halk mahkemesinin kafası karışsa da devletin mahkemesinde değişmedi.

https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/diyarbakirda-bir-salem-mahkemesi-1601818

Kararla Diyarbakır Adliyesi’nin önünde Güran ailesinin çığlıkları yükseldi.

Adları hala çok itibarlı gazetecilerin köşe yazılarında mide bulandırcı iftiralarla geçen yengeler, amca kızları, erkek kuzenler ağlıyor ve isyan ediyordu.

Aile baskısından korkmuş, arkalarına devleti almış, bir cinayeti korumak için sessizlik yemini gibi etmiş bir halleri de yoktu.

Diyarbakır adliyesinin önünde son derece yalnız ve çaresizdiler.

Arif Güran, eşi Yüksel Güran’ın annesi 75 yaşındaki Remziye Cabaş ve 70 yaşındaki kendi annesi Melek Güran’ın ellerinden tutarak, bir zamanlar onlarca mikrofondan geriye kalan son meraklı birkaç mikrofona konuştu.

Beyaz tülbentli az Türkçe bilen iki kadın arada Kürtçe birşeyler anlatmaya çalışıyorlardı.

Bu iki yaşlı kadının adlarını bile “gözaltına alındı”, “sessizlik yeminini bozmadı”, “neler neler anlattı” başlıklı onbinlerce kez izlenmiş fırsatçı gazetecilerin videolarından ve birilerine bolca tık, para ve itibar getirmiş haberlerden biliyoruz.

Kızı hapiste olan 75 yaşındaki Remziye Çabaş’la göz göze geldiğimizde bana Kürtçe “bu devlet zalimdir” diyebildi.

Kızı Yüksel Güran’ın doğduğu köy 90’larda devlet tarafından boşaltılmıştı. Devleti iyi tanıyan yaşlı kadın 2026 yılında Diyarbakır’ın ortasında o devletle tekrar başbaşaydı ama bu kez yalnızdı.

Sonra Tavşantepe Köyü’ne geçtik ve Narin’in son adımlarını attığı dik patikayı, annesi ve kardeşi, küçük kız kardeşlerini öldürmekten hapiste olan Baran Güran’la tırmandık.

Baran’ın bu yokuşta olanlarla ilgili iddiaların saçmalığını daha önce gelenlere defalarca anlattığı belliydi. Defalarca sorgulanmış, sessizlik yemini ettikleri iddia edilerek, işkenceye cevaz verilmiş bir ailenin kendini anlatmak isteyen bir ferdiydi Baran.

“Bu yokuşu Narin 50 saniyede nasıl çıksın”, “buradan ev görünüyor mu”, “oradan yol görünüyor mu abi”, “bütün bunlar 15 dakikada nasıl olur?”

“Biliyorum Baran” diye teselli edebildim o kendini anlatma çaresizliğini.

Bundan bir buçuk yıl önce bu patikayı görmeden, Google Earth haritaları üzerinden Her şey 18 dakikada mı oldu diye bir yazı yazmıştım.

https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/her-sey-18-dakikada-mi-oldu-1601250

Çocuklarına Baran adını vermiş bir aile, uzun süre Hizbullahçı, Hüdaparcı, kontrgerillacı ilan edilmişti.

Diyarbakır’da DEM Partililer bu suçlamalarla yürürken, karakolda kadınları işkence gören bir aile Güran ailesi.

Ama dertlerini anlatabilecekleri ne bir AK Partileri ne DEM Partilileri ne baroları ne de İHD’leri olmuş.

Baran, son iki seçimde oyunu DEM Parti’ye vermiş. Köyün tek suçu da zaten AK Parti ile DEM Parti’nin birbirine yakın oylar alması.

Galip Ensarioğlu’nun köyü yakan “tanırız” açıklaması ve DEM Parti’nin en baştan köyü kafalarındaki tüm feodal, işbirlikçi, kontrgerilla, korucu, Hizbulkontra suçlamalarıyla Şeytantepe ilan etmesi bundan.

Baran’la cinayetin işlendiği noktada duruyoruz.

Cep telefonunu çıkarıp, birkaç zoom hareketiyle Dara-2 üs bölgesindeki bayrağı yakın planda gösteriyor.

Çıplak gözle de görülebilen üs, birkaç zoom hareketiyle net biçimde karşımızda.

Ama aynı Dara-2 üssünde havalimanı güvenliği için yerleştirilmiş ve dönme özelliği bile olan 4K gözetleme kameralarından, Güranların evinin hemen aşağısında cinayet günü yaşananlarla ilgili mahkemeye gelen görüntüler uzaydan çekilmiş gibi belirsiz.

Başka görüntüler 15 gün içinde silindiği söylenerek teslim edilmemiş.

Halbuki o üssün orada olmasının sebebi bile Tavşantepe Köyü.

Tavşantepe Köyü Diyarbakır Havalimanı’nın sınırlarının bittiği yerde başlıyor. Diyarbakır Havalimanı sadece sivil değil, askeri de bir havalimanı. Diyarbakır 8’inci Ana Jet üssü burası.

Bir tepenin üstünde havalimanı var, aşağıda vadi ve karşı tepe ise Tavşantepe Köyü.

Kritik bir yerde. Emlakları o yüzden değerli.

Güvenlik riski ise 2016’da peşpeşe meydana gelen iki olayla artmış.

Ağustos 2016’da Diyarbakır Havalimanı VİP bölümündeki polis kontrol noktasına PKK roketatarlı saldırı düzenledi.

Atılan 4 roket mermisi, boş araziye düştü. Patlamada, şarapnel parçaları nedeniyle havalimanının bazı camları kırıldı.

Aralık 2016’da ise askeri havalimanına inmekte olan bir F-16 açıklanmayan bir sebeple düştü. Pilot son anda uçaktan atlayarak kurtuldu.

PKK, F-16’yı kendilerinin düşürdüğünü açıkladı. Devlet yalanladı.

Ama bu olaydan sonra uçakların alçaldığı pisti gören Tavşantepe Köyü riskli bir bölge ilan edildi.

Köyün camisine özel harekat timleri yerleştirildi.

Köylülere kimlik soran, camiye gitmelerini engelleyen özel harekatçılarla köylüler arasında sürtüşmeler başladı.

2018 yılında bu sürtüşme bir kavgaya döndü.

Kavga, Hüdapar’a yakın İlke Haber tarafından haberleştirildi.

Köyün muhtarı camiye yerleşmiş “bu polisler buradan gitmezse biz köyden gideceğiz” diyerek isyan ediyordu.

Bir süre sonra özel harekat köyden çıkarıldı.

Güran ailesi kendi arazilerden yer verdi, yolları yapıldı ve köyün hemen karşısındaki tepeye etrafı gören kameraların yerleştirildiği Dara-2 askeri üssü kuruldu.

Ama büyük paralarla inşa edilmiş, son teknoloji kameraların yerleştirildiği üs hemen karşısında küçük bir kızın nasıl öldürüldüğünü göremedi.

Terör sızmalarını izlemek için kurulmuş bir üssün çektiği görüntülerin bir market güvenlik kamerası gibi 15 günde bir silindiği iddia edildi.

Cinayeti örtbasla suçlanan Güran ailesi, ilk günden beri çaresizce ve büyük bir özgüvenle cinayetin net görüntülerini talep ediyor.

Cinayetin işlendiği gün ilk Narin kayboldu ihbar telefonunda şimdi hapiste olan muhtar Salim Güran, karakol komutanına bu kameraları hatırlatmıştı.

Ama devletin karşısında sesleri duyulmuyor.

90’larda bile böyle değildi. En azından haksızlığa uğrayan Kürt köylüler yanlarında haklarını savunanları buluyordu.

Ama bu kez o haklarını savunmaları gerekenleri tam karşılarında buldular.

Diyarbakır Barosu ve İHD, ailenin işkence iddialarına karşı 90’ların devleti gibi kayıtsız kaldılar.

Mahkemede de yalnızlardı.

Narin’e adalet için Diyarbakır’da yürüyüş yapmış Özgür Kadın Hareketi’nden, Demokratik Bölgeler Partisi’nden (DBP), DEM Parti’den kimse yoktu.

Görüşme notlarına bakılırsa Öcalan da feodal ve gerici köyü suçladığı için onlar için de devlet gibi dosya kapanmıştı.

Şehirdeki Kürt davasına duyarlı gazetecilerin bile çoğu şehirdeki en önemli davayı merak edip gelmemişti.

Onlar için Rojava’daki bir Kürdün başına gelen kadar ilginç bulunmadı az ötelerindeki Kürt köylülerin başına gelen..

Son yılların en büyük trajedisini yaşayan bir Kürt köyü devletle başbaşa kaldı.

O kadar ki en başından beri bu davayı omuzlamış Diyarbakırlı avukatları dışında baba Arif Güran’ı savunmak için Zafer Partili avukat Burcu Aslan Diyarbakır’a gelmişti.

Güran ailesi için geriye sadece AYM kaldı.

Sonra da AİHM.

İlk defa Kürt köylüleri devletin hükmünü AİHM’e taşımayacak.

Ama bu kez bir fark olacak.

Sadece devletin değil, halkın hükmü de AYM’nin ve sonra AİHM’in önüne gidecek…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar