1. YAZARLAR

  2. Selahaddin E. ÇAKIRGİL

  3. ‘Biz haram yemezüz' diyenler, ‘haram elinize geçmediğinden'dir..
Selahaddin E. ÇAKIRGİL

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

‘Biz haram yemezüz' diyenler, ‘haram elinize geçmediğinden'dir..

A+A-

Yazının başlında kullandığım çarpıcı söz, 800 yıl öncelerden olup, (merhûm) Yûnus Emre'ye nisbet edilir. Onun şiirleri veya nefesleri arasında böyle bir sözü var mı, bilmiyorum.. Mevcut 'divan'larda da bulamadım. Ama, Yûnus'a yabancı olmayan bir söz ve anlatım kıvraklığı onu tedaî ettiriyor; çağrıştırıyor.

Bu konuya bu kadarca değindikten sonra, 'itirafçı' olmak isteyenlerin haftalardır, gazetelerde yayınlanan bazı yolsuzluk dosyalarına değinmek gerekiyor.

Hele, son birkaç yıldır uygulanan ve 'itirafçı olmak' isteyen 'sanık'ların gazetelerde yayınlanan çarşaf-çarşaf beyanları.. Bu 'itiraf'ların ne kadar gerçek olduğu ayrı bir konu.. Onu mahkemeler değerlendirecek.. Esasen, mahkemelerce, 'itirafçı olmak' isteyen her sanığa, hemen 'Buyur!' denilmiyor.

Hemen ekleyelim, her sanığın, 'itirafçı olmak' hakkı vardır, ama, mahkeme bu hakkı tanırken, bu istekte bulunanların sözkonusu yargılamalarda etkili olacağına dayanmaktadır. Yani, 'itirafçı' olmak isteyen her sanığın talebi mahkemelerce hemen kabul edilmeyip, o 'itiraf'ların, karmaşık konuların anlaşılmasına yardım edeceği kanaati etkili olmaktadır..

Bu gibi itirafçıların beyanlarına daha bir etraflıca bakıp, kamuoyuna mal olan ve üzerindeki örtüler kaldırılamamış nice dâva dosyalarının yarınlarda, neler getireceğini kestirmek mümkün değildir.

Son haftalar boyunca yapılan 'itiraf'lardan, hattâ kendisini kurtarmak için, geçmişte birlikte hareket ettikleri nice eylem ortaklarını ele verenlerin, karanlık dünyalarından belki yüzde biri bile bulmayan hikayelerini okudukça, karşımıza çıkan nice müstekreh simaların öğrettikleri ibret vericidir..

Sadece İstanbul BŞ Belediyesi'nde döndürülen dolaplar etrafında ortaya saçılan kurnazlıklar bile insanı şaşırtıyor. Ve ülke çapında da, başka belediyelerde de benzer uygulamalar yaygınlaştıkça, o cenahtan en fazla dillendirilen itiraz, 'Niye hep muhalefet? İktidar partisinde bu gibi kanunsuzluklar hiç mi yok?' diyorlar.. Bu da, yapılan nice yolsuzluk iddialarının sulandırılması ve sosyal bünyenin her tarafına yayılan bir çürümenin daha bir derinleşmesi olmaktadır.

İnsan ilişkilerinde 'beraet-i zimmet asıldır', (yani, kişileri suçlamak için ciddî ve delilli iddialar yoksa, herkesin suçsuz olduğunu esas almak) prensibi geçerlidir.. Yoksa, herkes karşı tarafa veya rakibine, hasmına, bir takım belgesiz suçlamalarla bulunursa, o toplumda 'temiz, suçsuz insan' bulmak imkânsız hale gelir ve bu da, bütün toplumun çürümesini getirir.

Özellikle ülkenin pek çok belediyelerinde yapılan soruşturmalar, tutuklamalar, işten el çektirmeler ortaya çıktıkça, Ana Muhalefet Partisi'nin ve arkasındaki medya gücünün bu konuları, geride kalan 100 yıllık bir resmî ideoloji kadrolarının hakimiyetine dokunulacağı korkusuyla baştan başa düzmece olarak nitelemesi karşısında, bu soruşturmaların sadece Ana Muhalefet Partisi (CHP)'ne bağlı belediyelere karşı yapıldığı iddiasını yaymaktalar. Halbuki, bu gibi soruşturma iddiaları, iktidara mensup olanlar için daha da yoğun şekilde yapılmakta olduğu söyleniyor, ilgililerce.. Mesele biraz daha derinleşince, niceleri başlarına bir sıkıntı gelebileceği/ getirilebileceği endişesiyle, niceleri, daha sonra, 'Ben gözümle görmedim..' diyerek, hem kendilerini , hem de suçlananları temize çıkarabilmekte veya 'şüpheden sanık faydalanır..' prensibi haklı olarak devreye girmektedir.

Halbuki o 'itirafçı'ların bir çoğu, daha milyonlarca dolarlık rüşvetlerin alınması veya verilmesinde bizzat devrede olduklarına dair mahkeme huzurunda yapılan şübheli ifadelerle takib edilemez hale getirebilmekte, bazıları ise, suçlamaların 'savcılıkça yönlendirilmeler' ve baskı altında ifade verdikleri şekline dönüşebilmekte..

Nitekim, sadece İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB)'yle ilgili ve 77'si tutuklu 414 sanıklı İBB dâvasında söylenenler çürümenin sadece küçük bir bölümünü teşkil etmektedir.. Ve her sanık, mâsum görüntüsü vermektedir.

*

Bu durumda, hazırlanan o savcılık iddianamelerinin de sorumluluğunun olması gerekir. Yoksa, savcılık itham eder, hâkim reddeder.. Kamuoyunda ise, yargıya olan güven daha bir darbe yer..

Bugünkü tablo, 'adliye mekanizmasında birilerinin daha fazla sorumluluk yüklenmesini' gerektirmektedir.

Mahkemelerdeki sanıkların herbirinin mâsum olduklarını söylemeleri de tabiî bir durumdur..

*

'Kanın tadını alan kılıç, kırılmadıkça vazgeçmez'

NOT: Amerikan emperyalizminin çılgın kralı Trump, 'İran'ı yeryüzünden silmek' şeklinde geçen ay dile getirdiği görüşlerini terketmiş gibi gözükürken; birkaç haftalık sessizlikten sonra, şimdi de, 'İran'ı 2 günde yok ederim..' demektedir. İran karşısında bir zafer kazanmak duygusunun ve hattâ saplantısının, 'Bu son fasıldır, ey ömrüm nasıl geçersen geç..' dercesine yeniden depreştiği anlaşılıyor.

Bizdeki bazı özel tv. kanallarının, bu konuda, Türkiye kamuoyuna yönelik olarak, hem de Prof. ünvanlı bazı kişilerin yorumlarıyla, Amerika karşısında İran'ın daha ılımlı bir dil kullanması gerektiğine dair, ancak 'Trumpist'leri memnun edecek sözlerle açıklamalar yapmaları, öyle bir hengâmede hangi safta olacaklarını da açıklamak şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Dünyadaki güçler dengesinin yarınlarda nasıl olacağını sağlıklı bir tahmine dayandırmanın zorluğu ortadadır. Hatırlayalım, 22 Eylûl 1980 günü, lideri Saddam Huseyn, İran'a gün ortasında ve âniden saldırmadan bir hafta önce, Bağdad'ı ziyaret eden Fransa Başkanı Valéry Giscard d'Estaing'e 'İran'a saldıracağını ve savaşın sadece 7 gün süreceğini' söylemişti..

Ve bu konuyu, 'd'Estaing', 8 yıl süren o korkunç kanlı savaşın 7. yılında açıklamıştı.

İran'ı dize getirmeye kararlı gözüken Amerikan emperyalizminin, İsrail'in de hesaplarına paralel olarak başarılı olması durumunda, Ortadoğu'yu yeni baştan düzenlemeye kalkışacağını tahmin etmek yanlış olmayacaktır.

Sadece şu kadarını belirtelim ki, Başkan Erdoğan'ın son haftalarda, kendi sesinden din, dil, ırk, mezheb ve başka noktalarda, birliğin korunması çağrısı yapan sözlerinin sık sık yayınlanması, bir tedbir olmanın ötesinde, giderek ağırlaşan dünya dengelerinin yarınlarda hangi şekilleri alabileceğinin meçhullüğünü ve ikazlarını da yansıtıyor.

Dün gece, son anda ulaşan haberlere göre, Ukrayna, 600'den fazla 'dron'larla taa Moskova'ya uzanan saldırılar gerçekleştirmiş bulunuyor. Rusya'nın bu 'dron'lardan 585 adedini düşürdüğünü açıklasa da, asıl düşündürücü olan, her birisi 15-20 milyon dolar olan en gelişmiş savaş uçaklarının yerine, herbirisinin maliyeti 1 milyon dolar bile etmeyen 'dron'ların, geleceğin savaşlarında yeni bir gerçek olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.

Kanın tadını alan kılıç ve sahipleri yenilgiye uğratılmadıkça, saldırganlıktan geri dönmez.

Yazının başlında kullandığım çarpıcı söz, 800 yıl öncelerden olup, (merhûm) Yûnus Emre'ye nisbet edilir. Onun şiirleri veya nefesleri arasında böyle bir sözü var mı, bilmiyorum.. Mevcut 'divan'larda da bulamadım. Ama, Yûnus'a yabancı olmayan bir söz ve anlatım kıvraklığı onu tedaî ettiriyor; çağrıştırıyor.

Bu konuya bu kadarca değindikten sonra, 'itirafçı' olmak isteyenlerin haftalardır, gazetelerde yayınlanan bazı yolsuzluk dosyalarına değinmek gerekiyor.

Hele, son birkaç yıldır uygulanan ve 'itirafçı olmak' isteyen 'sanık'ların gazetelerde yayınlanan çarşaf-çarşaf beyanları.. Bu 'itiraf'ların ne kadar gerçek olduğu ayrı bir konu.. Onu mahkemeler değerlendirecek.. Esasen, mahkemelerce, 'itirafçı olmak' isteyen her sanığa, hemen 'Buyur!' denilmiyor.

Hemen ekleyelim, her sanığın, 'itirafçı olmak' hakkı vardır, ama, mahkeme bu hakkı tanırken, bu istekte bulunanların sözkonusu yargılamalarda etkili olacağına dayanmaktadır. Yani, 'itirafçı' olmak isteyen her sanığın talebi mahkemelerce hemen kabul edilmeyip, o 'itiraf'ların, karmaşık konuların anlaşılmasına yardım edeceği kanaati etkili olmaktadır..

Bu gibi itirafçıların beyanlarına daha bir etraflıca bakıp, kamuoyuna mal olan ve üzerindeki örtüler kaldırılamamış nice dâva dosyalarının yarınlarda, neler getireceğini kestirmek mümkün değildir.

Son haftalar boyunca yapılan 'itiraf'lardan, hattâ kendisini kurtarmak için, geçmişte birlikte hareket ettikleri nice eylem ortaklarını ele verenlerin, karanlık dünyalarından belki yüzde biri bile bulmayan hikayelerini okudukça, karşımıza çıkan nice müstekreh simaların öğrettikleri ibret vericidir..

Sadece İstanbul BŞ Belediyesi'nde döndürülen dolaplar etrafında ortaya saçılan kurnazlıklar bile insanı şaşırtıyor. Ve ülke çapında da, başka belediyelerde de benzer uygulamalar yaygınlaştıkça, o cenahtan en fazla dillendirilen itiraz, 'Niye hep muhalefet? İktidar partisinde bu gibi kanunsuzluklar hiç mi yok?' diyorlar.. Bu da, yapılan nice yolsuzluk iddialarının sulandırılması ve sosyal bünyenin her tarafına yayılan bir çürümenin daha bir derinleşmesi olmaktadır.

İnsan ilişkilerinde 'beraet-i zimmet asıldır', (yani, kişileri suçlamak için ciddî ve delilli iddialar yoksa, herkesin suçsuz olduğunu esas almak) prensibi geçerlidir.. Yoksa, herkes karşı tarafa veya rakibine, hasmına, bir takım belgesiz suçlamalarla bulunursa, o toplumda 'temiz, suçsuz insan' bulmak imkânsız hale gelir ve bu da, bütün toplumun çürümesini getirir.

Özellikle ülkenin pek çok belediyelerinde yapılan soruşturmalar, tutuklamalar, işten el çektirmeler ortaya çıktıkça, Ana Muhalefet Partisi'nin ve arkasındaki medya gücünün bu konuları, geride kalan 100 yıllık bir resmî ideoloji kadrolarının hakimiyetine dokunulacağı korkusuyla baştan başa düzmece olarak nitelemesi karşısında, bu soruşturmaların sadece Ana Muhalefet Partisi (CHP)'ne bağlı belediyelere karşı yapıldığı iddiasını yaymaktalar. Halbuki, bu gibi soruşturma iddiaları, iktidara mensup olanlar için daha da yoğun şekilde yapılmakta olduğu söyleniyor, ilgililerce.. Mesele biraz daha derinleşince, niceleri başlarına bir sıkıntı gelebileceği/ getirilebileceği endişesiyle, niceleri, daha sonra, 'Ben gözümle görmedim..' diyerek, hem kendilerini , hem de suçlananları temize çıkarabilmekte veya 'şüpheden sanık faydalanır..' prensibi haklı olarak devreye girmektedir.

Halbuki o 'itirafçı'ların bir çoğu, daha milyonlarca dolarlık rüşvetlerin alınması veya verilmesinde bizzat devrede olduklarına dair mahkeme huzurunda yapılan şübheli ifadelerle takib edilemez hale getirebilmekte, bazıları ise, suçlamaların 'savcılıkça yönlendirilmeler' ve baskı altında ifade verdikleri şekline dönüşebilmekte..

Nitekim, sadece İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB)'yle ilgili ve 77'si tutuklu 414 sanıklı İBB dâvasında söylenenler çürümenin sadece küçük bir bölümünü teşkil etmektedir.. Ve her sanık, mâsum görüntüsü vermektedir.

*

Bu durumda, hazırlanan o savcılık iddianamelerinin de sorumluluğunun olması gerekir. Yoksa, savcılık itham eder, hâkim reddeder.. Kamuoyunda ise, yargıya olan güven daha bir darbe yer..

Bugünkü tablo, 'adliye mekanizmasında birilerinin daha fazla sorumluluk yüklenmesini' gerektirmektedir.

Mahkemelerdeki sanıkların herbirinin mâsum olduklarını söylemeleri de tabiî bir durumdur..

*

'Kanın tadını alan kılıç, kırılmadıkça vazgeçmez'

NOT: Amerikan emperyalizminin çılgın kralı Trump, 'İran'ı yeryüzünden silmek' şeklinde geçen ay dile getirdiği görüşlerini terketmiş gibi gözükürken; birkaç haftalık sessizlikten sonra, şimdi de, 'İran'ı 2 günde yok ederim..' demektedir. İran karşısında bir zafer kazanmak duygusunun ve hattâ saplantısının, 'Bu son fasıldır, ey ömrüm nasıl geçersen geç..' dercesine yeniden depreştiği anlaşılıyor.

Bizdeki bazı özel tv. kanallarının, bu konuda, Türkiye kamuoyuna yönelik olarak, hem de Prof. ünvanlı bazı kişilerin yorumlarıyla, Amerika karşısında İran'ın daha ılımlı bir dil kullanması gerektiğine dair, ancak 'Trumpist'leri memnun edecek sözlerle açıklamalar yapmaları, öyle bir hengâmede hangi safta olacaklarını da açıklamak şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Dünyadaki güçler dengesinin yarınlarda nasıl olacağını sağlıklı bir tahmine dayandırmanın zorluğu ortadadır. Hatırlayalım, 22 Eylûl 1980 günü, lideri Saddam Huseyn, İran'a gün ortasında ve âniden saldırmadan bir hafta önce, Bağdad'ı ziyaret eden Fransa Başkanı Valéry Giscard d'Estaing'e 'İran'a saldıracağını ve savaşın sadece 7 gün süreceğini' söylemişti..

Ve bu konuyu, 'd'Estaing', 8 yıl süren o korkunç kanlı savaşın 7. yılında açıklamıştı.

İran'ı dize getirmeye kararlı gözüken Amerikan emperyalizminin, İsrail'in de hesaplarına paralel olarak başarılı olması durumunda, Ortadoğu'yu yeni baştan düzenlemeye kalkışacağını tahmin etmek yanlış olmayacaktır.

Sadece şu kadarını belirtelim ki, Başkan Erdoğan'ın son haftalarda, kendi sesinden din, dil, ırk, mezheb ve başka noktalarda, birliğin korunması çağrısı yapan sözlerinin sık sık yayınlanması, bir tedbir olmanın ötesinde, giderek ağırlaşan dünya dengelerinin yarınlarda hangi şekilleri alabileceğinin meçhullüğünü ve ikazlarını da yansıtıyor.

Dün gece, son anda ulaşan haberlere göre, Ukrayna, 600'den fazla 'dron'larla taa Moskova'ya uzanan saldırılar gerçekleştirmiş bulunuyor. Rusya'nın bu 'dron'lardan 585 adedini düşürdüğünü açıklasa da, asıl düşündürücü olan, her birisi 15-20 milyon dolar olan en gelişmiş savaş uçaklarının yerine, herbirisinin maliyeti 1 milyon dolar bile etmeyen 'dron'ların, geleceğin savaşlarında yeni bir gerçek olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.

Kanın tadını alan kılıç ve sahipleri yenilgiye uğratılmadıkça, saldırganlıktan geri dönmez.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar