1. YAZARLAR

  2. Abdullah Yıldız

  3. Bir İlahi Yetti!
Abdullah Yıldız

Abdullah Yıldız

Bir İlahi Yetti!

A+A-

“Kâbe’de hacılar hû der Allah” ilahisini yıllar sonra kapı kapı dolaşıp, sokak sokak okuyarak yeniden yorumlayan Samsunlu Celal Karatüre ile arkadaşlarının oluşturduğu manevi duygu selini doğru okumalı ve değerlendirmeliyiz diye düşünürken gazeteci Ersin Çelik güzel bir yazı kaleme aldı. Ona göre, bu ilahiyi ‘Kulaklara hoş gelen makul bir sosyal medya akımı olarak tüketeceğimizi düşünüyorduk. Ancak bu sefer etkileşim sosyal medyada kalmadı; oradan okullara, evlere, caddelere ve politik söylemlere kadar ulaştı.

Sanırım bir “kırılmaya” şahitlik ediyoruz. Milyar liralık kültür ve sanat yatırımlarının, dev prodüksiyonların, Batı fonlamalarının, yaşam biçimi dayatmalarının gençleri kuşattığı bu çağda; bir insanın elinde mikrofon, dilinde ilahiyle bu kadar karşılık bulması sıradan bir gelişme ve artık “anlık bir ilgi” değil. Elbette sanal ve sosyal etkileşimi düşecek ancak bundan sonrası için etkisi olacağı aşikâr.

 

Bu da kültürel kodlarımızın henüz çözülmediğine işaret ediyor. Yani yoğun ilgi; bir nakaratın karşılık bulduğu kitledeki bozulmamışlıkla, esasında “maya” ile de alakalı. Moda değişir, müzik listeleri yenilenir, algoritmalar insanlara yön verir ama özde var olan, vakti geldiğinde kendini yeniden üretir.

Ramazan ayıyla da yoğrulan yoğun ilgi biraz bunun işareti. İnsanlar aslında pahalı olanı değil, sahici olanı arıyor. Gösterişli olanı değil, kalbe değeni istiyor. Basitsamimi ve doğrudan gönüllere ulaşan bir yol her dönemde, her teknolojik çağda mümkünmüş demek… Bu ilahi ve oluşan ilgi; sadece kültür sermayesini alt etmedi, onların fenomenlerini de dönüştürdü. O sözleri söyleterek peşinden sürükledi.

 

Birileri de başladı tahkir etmeye, küçümsemeye. İflaslarını ilan etmektense her zaman yaptıkları gibi “nefret” saçıyorlar. Fakat burada gözden kaçırdıkları bir gerçek var: Memleketin trendlerini belirleyenler, bu defa zemin hareketiyle karşı karşıyalar. Yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarıya baskı var. Bir ilahiyle başlayan bu yönelim siyaseti de devleti de kuşatır. İktidarla kalmaz, muhalefete de yön verir. 

Bu nedenle de bir panik var. Çünkü karşılarında para ve prodüksiyon değil; samimi, Batı’dan dünyaya yayılan kötülükleri gördükçe Allah’ın ipine sarılan bir toplum var. 

 

Görünen şu: Kültürel hegemonya ilk kez savunmada. Sizce de “ilahi” bir kırılma yaşamıyor muyuz?’

 

Bu soruya benim gibi “evet” cevabını veren Şakir Altıntaş kardeşim, “Bir İlahi Yetti; Excel Toz Duman” başlıklı yazısında der ki: ‘Bir sokağın ortasında, bir sınıfta, bir okul bahçesinde, bir kebapçı dükkânında gösterişsiz bir sesin iki ilahiyle yükselmesi, bazen ciltler dolusu sosyoloji kitabından daha çok şey anlatır... Çünkü toplum dediğimiz şey yalnızca ideolojik kamplardan, kuşak etiketlerinden ya da akademik kavramlardan ibaret değildir; aynı zamanda hafızadır, ritimdir, ortak bir duyuş biçimidir. “X Kuşağı”,”Z kuşağı”, “Y kuşağı” diye kategorize edilen gençlerin bir anda o ezgilerde susup kulak kesilmesi, yüzeydeki gürültünün altında daha derin bir damar bulunduğunu gösterir. Buna ister kültürel süreklilik diyelim ister tarihsel hafıza ister bu toprağın mayası… Adı ne olursa olsun, dış müdahalelerle ya da içerideki savrulmalarla kolayca çözülemeyen bir öz var. Bu özün ifadesi bir hamaset değil; toplumların görünmez omurgasına dair bir tespittir. İçeriden ya da dışarıdan yön verme gayretleri, projeler, planlar elbette olacaktır. Toplumu cetvelle hizaya sokabileceğini sananlar tarih boyunca olmuştur; yarın da olacaktır elbette. Fakat tarihfısıldar: Bu toprakların nabzı Excel tablolarıyla atmaz. Ne kadar hesap yapılırsa yapılsın ne kadar yeniden tasarım denemesi yapılırsa yapılsın, sonunda o görünmez damar kendi sözünü söyler.

 

Belki de mesele tam da burada düğümlenir: insan plan yapar, zihin kurgular, masa başında senaryolar yazılır... Ama en sade anda, en beklenmedik yerden başka bir ses yükselir… Meğerse bir ilahilik canları varmışToplum mühendisliğine soyunanlara küçük bir hatırlatma niyetine…’

Celaleddin Sipahioğlu hocamın ifadesiyle, “bu ilahi rüzgârı, bir ilahi rüzgârın ön esintisi” olabilir mi? 

 

Elbette. Gönülleri İslâm’a açan da müminlerin kalplerini birbirine ısındıran da Allah Teâlâ’dır (Zümer, 39/22; Enfal, 8/63).

 

Önceki ve Sonraki Yazılar