1. YAZARLAR

  2. Salih Tuna

  3. Ben çok incindim kardeşim
Salih Tuna

Salih Tuna

Ben çok incindim kardeşim

A+A-

Özgür Özel yememiş içmemiş, Deniz Göktaş adlı komedyenin üzerinden mizaha ne kadar "hoşgörülü" olduğunu göstermeye çalışmış.
Bilmesek biz de inanacağız.
Halbuki ne kadar hoşgörülü olduğunu "Kafasını Kaybeden Adam" adlı mizah romanıma gösterdiği tepkiden biliyoruz.
"Gayriciddi üslupla yazılmış, mesnetsiz ve gerçekdışı" iddiasıyla fakiri mahkemeye vereceğini ilan eden dönemin CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç'tan farklı tavır koymamıştı.
Şu Allah'ın işine bakın: "Kafasını Kaybeden Adam" dedik diye delleniyorlardı, şimdi koro hâlinde "Hain" diyorlar.

***

Deniz Göktaş'ın herhangi bir sahiplik sorunu yok. Kılıçdaroğlu'ndan FETÖ'nün önde giden firarilerinden Ekrem Dumanlı'ya kadar sahip çıkıyorlar.
Fakat sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "diktatör" dediği "şakalara" sahip çıkıyorlar.
Oysa asıl mesele Kuran'a yapılan saygısızlık.
Deniz Göktaş'a canhıraş şekilde sahip çıkan eşhas biraz dürüst olsun, uyanıklık yapmasın. Kuran ile veya inançlarla dalga geçilebilir diyorlarsa o başka!
Yoksa inançlara saygısızlık dışında her ne olursa olsun mizahın mahkeme konusu olmasına herkesten çok ben karşıyım.
Her şeyden evvel vaktiyle Bertolt Brecht'in İki Mültecinin Konuşmaları (Flüchtlingsgespräche) eserinden uyarladığım "Mülteciname" adlı komedi oyunum nedeniyle 6 yıl hapis istemiyle yargılandım.

***

Evet, infiale neden olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a "diktatör" demek veya "alay etmek" değildi. Bu muhalif güruhun yıllardır vazgeçemediği kültür-sporlardan zaten.
Fakat artık şu soruyla yüzleşseler hiç fena olmaz: Deniz Göktaş söz konusu gösterisindeki mizahi yeteneğini Atatürk'e yöneltseydi yine sahip çıkarlar mıydı, yoksa linç mi ederlerdi?
Mesela, Erdoğan'ın psikoterapisti olma hayalini Atatürk için de kursaydı nasıl olurdu?
"Atamızı çok üzüyorlar, o da kendini içkiye vurdu. Bu yüzden sağlığı bozuldu. Kahrından içti, içti, siroz oldu. O dönemde yaşasaydım (psikoloji mezunuyum) psikoterapisti olmak isterdim. Atatürk'ün seans ücretlerini ödemesi de keka olurdu. Belki Atatürk Orman Çiftliği'nden villalık bir arsa veya İş Bankası'ndan hisse de verirdi. Gerçi CHP aşireti bana zırnık koklatmazdı..." deseydi?
Efendim?
Peki, Atatürk'e de "diktatör" deseydi? Sonra da (dünkü mahkemede olduğu gibi) "Benim herhangi bir hakaret veya aşağılama kastım yok, diktatör kelimesi siyasal bir tespittir..." şeklinde kendini savunsaydı?
Biterdi, değil mi?
Alakası olmaz olur mu? Sonuçta ikisi de Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı. Biri, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduysa, diğeri de 15 Temmuz'da Türkiye Cumhuriyeti'ni misli görülmemiş bir işgalden kurtardı.
Neyse, dedim ya asıl mesele bu değil...
Deniz Göktaş, "Kuran hakkında söylediklerimden kimse incinmedi" diyor. Ben incindim kardeşim. Tüm Müslümanlar da incinmiştir, daha doğrusu her mümin en azından incinmek zorundadır.
Her fırsatta "Aleviyim" diyor ya, şayet "Almanya Alevisi" gibi "Ali'siz Alevi" olanlardan değilse, şunu bilmesini isterim:
Kitabımız hakkındaki o münasebetsiz lakırdılar, Kitab-ı Mübin'in en muttaki müntesipleri Ehli Beyt'i de, Ehli Beyt'e gönül verenleri de çok üzmüştür.
Şöyle bitirelim: Genç arkadaşımızın en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşmasını, daha da kısa zamanda Kuran hakkında söylediklerinden ötürü tövbe etmesini dilerim.

Önceki ve Sonraki Yazılar