Beklenen Mehdi
Hem Sünni hem Şii doktrin açısından, bozulmanın had safhaya ulaştığı bir zamanda bir kurtarıcı zat gelecektir. Hadis kaynaklarında kötülüğün ve zulmün sembolü 30 kadar Deccal (veya deccallerden bahsedilirken, kurtarıcı olarak tek bir Mehdi’den bahsedilmektedir. Bu durum iki ana akım arasında belli bir fark veya kurtarıcı profil farkını çıkarmaktadır. (1)
Sünnilere ve Şiilere göre Mehdi, Hz. Peygamber(s.a.)’in temiz soyundan yani Ehl-i Beyt’tendir. Ancak Şiilere göre Mehdi beklenen (muntazar) el-Mehdi 12. İmam’dır (h. 260/ m. 873). Bir şahıs olan Mehdi zulum, cefa, baskı ve adaletsizliğin doruğa çıktığı ve Allah’ın takdir ettiği bir zamanda zuhur edecek, ümmeti kurtaracaktır. Zuhur zamanına kadar ki bütün siyasal otoriteler ve dünyevi iktidarlar ilke olarak gayr-ı meşru olsa da, bizzarure ve konjonktürel şartlar açısından gereklidirler, zira iyiliği ve adaleti tesis edecek olan zatın zuhur gerekçesi kötülük ve zulümdür; kötülük ve zulüm yoksa Mehdi’ye de gerek yoktur.
Shayli yaygın bir inanç olmasına rağmen sahih Sünni doktrin açısından Mehdilikle ilgili sübut bulmuş nas mevcut değildir. Kur’an-ı Kerim’de mehdi veya gelecek mehdiyle ilgili tek bir ayete rastlanamaz, son vahiy, böylesine önemli bir konuya en azından belli bir mesafeden değinmesi beklenirdi. Konuyla ilgili çok sayıda “hadis” rivayet edilmişse de, bunlar gerek senet gerekse metin kritiği açısından ciddi sorunlar ihtiva etmektedirler. Hal böyle iken, Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarma/istinbatta bulunmaya çalışırken, dikkat edilecek ana kurala göre, sübutu kesin olmayan nastan kat’i/kesin delalet/sonuç-hüküm çıkarmaya kalkışmak bizi gerçeğe götürmez. Mukaddime’de Mehdilik konusuna geniş bir bölüm ayıran İbn Haldun, ilgili hadisleri dikkatli bir şekilde kritik eder, sonuçta rivayetlerin hiçbirinin sahih olmadığnı, mutasavvıfların da bu inancı Şia ve Rafızi inançların etkisinde kalarak aldıklarını belirtir. (2)
Buhari, ortalıkta dolaşan rivayetlerden haberdar olduğu halde, tek bir rivayete yer vermemiştir. Bunun yanısıra kurucu dört Sünni mezhep imamın kendilerine ait hadis ve fıkıh ya da kelam envanterlerinde ister Şii ister Sünni halk tabakalarının itikad ettiği mehdilikle ilgili dikkate alınacak herhangi bir mütalaa yoktur; kurucu imamların gündemine girmemiş bu inacın sebep ve kaynaklarını başka yerlerde aramak gerekir.
Başvurabileceğimiz kaynaklardan biri neredeyse her kadim kültür ve inanışta adı “mehdi” olsun olmasın, bir “kurtarıcı beklentisi”nin kolayca tespit edilebiliyor olmasıdır. Bu açıdan aralarında fonksiyonel bazı farklılıklara rağmen “mehdi ve mesih”in benzer algılara sahip olmaları dikkatten kaçmaması gereken önemli bir noktadır.
Kanaatime göre “mehdi veya mesih” beklentisine yol açan üç önemli amilden söz etmek mümkün:
- Adem aleyhisselamla başlayıp Hatemünnebiyyin Hz. Muhammed (s.a.)’le tamamlanan nübivvet zincirinde, her halkadaki bir peygamberin (Nebi veya Resul), kendisinden sonraki peygamberi haber vermiş olması. Zaman içinde ve kesintinin çok olduğu yerlerde geleceği haber verilen peygamber “mehdi veya mesih” figürüne dönüşmüştür
- İlahi görevini yerine getirmek üzere gönderilmiş bir elçinin ya kendisi veya kendisinden çok neslinden gelecek birinin, belli zor şartlar altında idealize edilmesi, yüceltilmesi, ilahi bir huviyet ve mahiyete dönüştürülmesi. Bunun tipik örneğini eski İran dini olan Zerdüştlük’te bulabiliriz. Genel kanaate göre, 9.000-12.000 yılları arasında ilahi bir karar ve seçimle insanlara yol gösterici, irşad edici bir elçi olarak Zerdüşt gönderildi, büyük bir ihtimalle (zann-ı galip) Zerdüşt bir peygamberdi, Zerdüşt görevini yerine getirdi, bu dünyadan irtihal etti. Lakin zaman içinde düzen bozuldu; ahlaksızlık ve zulüm baskın karakter halini aldı. Bir kere daha insanlara yardımcı olmak üzere Tanrı Ahura Mazda tarihe müdahale etti. Bu da bir gölde saklı tuttuğu Zerdüşt’ün sperminden bakire bir kadından onun oğlunu doğurttu, bu çocuk (Mesih veya mehdi) dünyayı adalet ve merhamet üzere yeniden inşa edecektir. Bu bir kere ile son bulmayacak, başlangıcından sonuna kadar 12.000 yıl sürecek olan kainatın tarihinde her üç bin yılda bu olay tekrarlanacaktır.
- Mehdi veya mesih inancının teşekkülünde rol oynayan üçüncü ihtimal, bir tür “öğretilmiş çaresizlik”in mukabil bir figür üretmesidir. Bazı toplumlar altında inim inim inledikleri zulme ve baskılara karşı, herhangi bir direnç gösterme güçlerine sahip olmadıklarına karar verdiklerinde, zalime karşı “kurtarıcı bir figür” oluşturmaktadırlar. Mesela Sabiilere göre dünyanın ömrü 480 bin yıldır, içinde bulunduğumuz evre son evredir, bu evrede yalancı Mesih 6 bin sene sürecek hakimiyet kuracak ama sonra “Son Sacvaşçı veya Son Kral” olan mehdinin gelişiyle kötülükler yok edilecek, yeryüzünde adalet tesis edilecektir. Sahte kurtarıcı figürüne Maniheizm’de rastlayabiliyoruz, Mithra’da sahte kurtarıcı Deccal’e karşı gerçek kurtarıcı Mithra’dan bahsedilir. (3)
Hemen hemen kadim inanış (Zerdüşt, Brahman, Budist, Babil, Sabii) metinlerinde veya söylemlerinin hepsinde Mesih veya Mehdi figürünün ortak özellikleri şöyle sıralanabilir:
Zamanın sonuna doğru yaklaştıkça yeryüzünde kötülük cari ve sari olacak; kötüler zulüm ve haksızlıklarda ileri gidecek/gadredecek; bu zulüm ve haksızlıkları, zayıflar yok etmeye güç yetirmeyece; bunun üzerine yüce Allah’ın takdiriyle bir kurtarıcı ortaya çıkacak; zulüm ve haksızlıklara son verecek, adaleti ve refahı tesis edecek, zalimlerden intikam alıp onları etkisiz hale getirecek. Mesih veya Mehdi, kendi kararıyla değil, Allah’ın iradesi ve seçimiyle bu görevi üstlenecek, dolayısıyla ilahi/tanrısal bir güce sahip olacaktır.
Zulüm, baskı ve şiddetli mahrumiyet altında yaşayanların beklediği kurtarıcı bir tür üst-insan (supermen) olup geçmişte Allah tarafından yol gösterici elçiler olarak gönderilen peygamberlerin başaramadığı işi başaracak, ezilenlerin direniş ve cihadlarından beklenen mücadele ve değişimi bu zat üstlenecek, inkar, sapkınlık ve zulüm yolunu siçin kitlelere hidayeti baskıyla kabul ettirecek, onları zor kullanarak kendine itaat ettirecektir. (4) Menşe’leri ilahi vahiy olmakla beraber Yahudilik ve Hıristiyanlıktaki mesih-kurtarıcı inancı bu kadim inaçların iki dinin teolojilerine uyarlanmış halidir.
İki din arasındaki mehdi-mesih figürü iki din müntesibinin kendi “ben idrakleri”yle ilgilidir. İki dinin müntesipleri tarihe, kendilerine ve başkalarına bakışları kurtarıcı imajını oluşturmaktadır. Yahudilere göre, beklenen Mesih, Davud’un oğu Süleyman gibi İsrailoğullarını bütün beşeriyet üzerinde egemen ve imtiyazlı kılacak kraldır (5). Zerdüştlük’teki kurtarıcının Zerdüşt’ün oğlu olması ile Kral Davud’un oğlu Kral Süleyman figürü arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Yahudilerin, Mesih inancını M.Ö. 586’da yaşadıkları Babil sürgün sırasında Zerdüştlük ve yörenin diğer kadim inançlarından aldıkları anlaşılıyor. Akad Kralı Sargun ve Babil Kralı Hammurabi de kendilerini “kurtarıcı mesih/mehdi” ilan etmişlerdi; bu iki figür ile Davud’un oğlu Süleyman figürü arasında da benzerlik ilginçtir.
Hıristiyanlara göre Mesih, zaten İsa’dır, çarmıha gerilip öldürüldükten üç gün sonra dirilmiş, sonra göğe yükselmiş, gelecekte tekrar yeryüzüne inip eksik kalan görevini tamamlayacak, Hıristiyan bağlılıarını mutlu ve müreffeh kılacaktır, böylelikle Tanrı’nın krallığı gerçekleşecektir. Yuhanna kehanetini esas alan Evanjelikler bu umudun çabası içinde faaliyet göstermektedirler.
Hz. Muhammed (s.a.)’in son elçi olarak gelip görevini başarıyla tamamlayıp bu dünyadan irtihal etmiş olmasına rağmen Müslüman dünyanın Sünni ve Şii versiyonlarının gerek Mesih gerek Mehdi konusunda bu kadim inanışlardan uzak kalmadıkları anlaşılıyor. Her iki ana akımda bilhassa Mehdi inancı son derece köklüdür. Bizim burada konumuz Şii kelamda esaslı bir yere sahip Mehdilik olduğundan daha çok bunun üzerinde durmaya çalışacağız. İki doktrin arasındaki fark şudur: Sünniler, günün birinde Hz. Peygamber’in soyundan bir kurtarıcı Mehdi’nin zuhur edeceğine inanırlarken, Şiiler bu kurtarıcı Mehdi’nin gaybubetteki 12. İmam olduğunu ileri sürmektedirler: Muhammed bin Hasan el Askeri el Kaim el Mehdi. Gaybubet tarihi h. 260/m. 873 (6).
Bizim üzerinde durmak istedğimiz konu, Mesih-Mehdi inancının tekfire gerekçe gösterilip gösterilemeyeceği hususudur. Bazı temel prensipler açısından bakıldığında İsa’nın nüzulune, Mehdinin zuhuruna inanmayanlar, bu iki inanca sahip Sünni veya Şiileri tekfir edebilirler, nitekim bu tavır içinde olan Selefiler var, Mesih ve Mehdi’ye inanmayanlar da, inananlar tarafından tekfir edilebilirler; ancak temeli çürük bir inaç-kanaat olsa dahi söz konusu inanç netice itibariyle te’vile açık olduğundan, tekfire meşru sebep veya gerekçe teşkil edemez. Bu konuda tekfire veya inanan-inanmayan üzerinde şiddet uygulamaya baş vurmak yerine, Kur’ani bir prensibi takip etmek gerekir: Aradaki ihtilaf hakkındaki son hükmü Allah’a Ahiret Günü verecektir (22/Hac, 69). Fırka mensuplarına düşen hayırlarda yarışmak, vahdeti korumak ve haksızlıklara, zulüm ve sapkınlıklara karşı ortak mücadele vermek olmalıdır.
Şüphesiz altı çizilmesi gereken başka konular da yok değil. Sözgelimi, tarihsel olarak Şia’nın kendini ümmetin ana gövdesinden ayırması, kendi üstüne kapanması, tecritçi kimliği ve buna bağlı olarak geliştirdiği “takiyye” görüşü vs. Kelam açısından Mutezileye yakınlığı, mebde ve mead görüşü, rücu (veya rec’at) meselesi, fıkıh usulü bağlamında kaynak olarak “kıyas”ı kabul etmeyip yerine “aklı” ikame etmesi –ki lafız olarak bir fark olarak altı çizilse bile, Sünni fıkıh usulündeki “kıyas” da nihayetinde “akli çaba”nın ürünüdür-, fıkıh alanında çok sayıda içtihad farkı vs. Ancak iki mezhep arasındaki fıkhi ihtilaflar kadar, Sünni fıkıh mezhepleri arasında da ihtilaflar, farklılıklar söz konusu, dolayısıyla bu kategoridekiler “dinin usulü”yle ilgili değil, “füru’”a ait meselelerdir. Ben bunları iki mezhebin öğretilerinde “belirleyici (muayyin)” değil, “etkileyici (müessir)” faktörler kabul ettiğimden ayrı bir kategoride ele alma lüzumunu hissetmedim. Bunlar tali meselelerdir, tekfire meşru gerekçe teşkil etmese de, ümmeti derin zaafa, çaresizliğe ve zulümlerin sürmesine kolaylık sağlayan Mesih veya Mehdi beklentisi üzerinde biraz daha durmak gerektiğini düşünüyorum.
Şu sorunun cevabını aramaya çalışalım: İçinde bulunduğumuz bu zillet durumundan çıkabilmek için Mehdi’nin zuhurundan, İsa’nın nüzulundan başka yol yok mu?
Notlar
1. Deccal, İsa’nın nüzulu, Mehdi’nin zuhuruyla ilgili geniş bilgi için bkz. Avni İlhan, Mehdilik, İzmir-1976. Mehmet Ali Durmuş, Mitolojik Kurtarıcı Mehdi, 2. Bsm., İşaret y. İstanbul-2005. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, XIV, 67-98
2. İbn Haldun, Mukaddime, 2019-Beyrut, s. 336-361. İzmirli İsmail Hakkı da benzer bir kritik yapar. Mehdi Meselesi, Sebilürreşad-1329.
3. Mehmet Ali Durmuş, Age., s. 97 vd.
4. Hollywood filmlerinde anlatılan Supermen tiplemesini bu tarihi söylence ve inanışlardan ilham alınarak geliştirildiğini söylemek abartı olmaz. Benzer şekilde 1980’lerde Mattel tarafından tüm dünyada popüler hale getirilen He-Man adlı çizgi film de aynı temayı esas alıyordu. Asıl adı Prens Adam olan karakter, sihirli kılıcını kaldırıp “Gölgelerin gücü adına, güç bende artık!” dediğinde kaslı ve yenilmez bir savaşçı olan He-Man’e dönüşür. Bunun tasavvuftaki karşılığı, kozmik ve tabii yasalar (Sünen-i İlahi/Adetullah) üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunabilen Gavs veya Kutp-Kutbu’l aktab’tır.
5. Hayri Örs, Musa ve Yahudilik, İstanubul-1966, s. 433 vd.
6. İki doktrinin Mehdi inancı için bkz. Mehmet Ali Durmuş, Age., s.47-66, 122. Ayrıca kz. Muhammed Rıza el Muzaffer, Şia inançları, Çev. Abdülbaki Gölpınarlı, Zaman y, İstanbul-1398, s. 61 vd. Abdulbakiy Gölpınarlı, Tarih boyunca İslam mezhepleri ve Şiilik, Der y. İstanbul-1979, s. 519 vd.


