1. YAZARLAR

  2. Mesut Yeğen

  3. Yeni Parti ve Dış Politika
Mesut Yeğen

Mesut Yeğen

Yeni Parti ve Dış Politika

A+A-

“2023 tekrar eder mi” başlıklı önceki yazımda, 2023’te olduğu gibi bugün de kaybedebilir görünen Erdoğan’a bir kez daha kazandırmamak için Yeni Parti’nin, İYİ Parti, Zafer Partisi ve DEM Parti seçmenini, partilerinden gelebilecek alternatif tekliflere rağmen, muhalefetin cumhurbaşkanı adayını desteklemeye ikna edebilmesi gerektiğini, bunun için de Yeni Parti’nin yeni bir Türkiye programına kurmaylık edip, Erdoğan’la temsil olunan Türkiye Yüzyılı fikrini “aşan” yeni bir Türkiye fikri oluşturması gerektiğini öne sürmüştüm. Hale ve geride kalan on yıla bakınca, bu türden bir fikrin ana başlıkları adalete, demokrasiye, liyakate, üretim ekonomisine dönüş, herkesi kapsayan, kimseyi geride ve dışarıda bırakmayan bir toplum/millet/cumhuriyet fikrine geçiş gibi konular etrafında düşünülebilir görünüyor. Öte yandan, yine önceki yazıda öne sürdüğüm üzere, memleketin bütün bu konular etrafındaki hali Erdoğan’ı 2023’te olduğu gibi bugün de kaybedebilir kılarken, artık geri dönülemez bir safhaya geçmiş görünen “süreç” ve destekleyenleri gibi muhaliflerinin bir kısmı tarafından bile “Türkiye’yi dünyaya ve bölgeye istikamet veren ülke kılan lider” olarak görülmesi, Erdoğan’ı bu kez de seçilebilir kılıyor. 

Bu durum, Yeni Parti’nin kurmaylık etmesi beklenen Yeni Türkiye fikrinin iki özel başlığının dış politika ve Kürt meselesi olduğuna işaret ediyor. Süreç yasasıyla ilgili “kararsızlığı” ve bütün kamuoyu yoklamalarında en zayıf bulunduğu alanın dış politika olması da Yeni Parti’nin bilhassa hikmet göstermesi gereken iki konunun Kürt meselesi ve dış politika olduğunu teyit ediyor. 

Özetle, 2023’ün bir kez daha tekrar etmemesi için Yeni Parti’nin Türkiye teklifinin dış politika ve Kürt meselesi başlıklarında Erdoğan’la anılan ya da Erdoğan’a yakıştırılan içeriği hiç olmazsa nötralize edebilmesi gerekiyor. 

Kürt meselesi bahsini sonraki yazıya bırakıp dış politikada Erdoğan’ı dengeleyebilecek içeriğin ne olabileceği hakkında birkaç söz edeyim. 

Ana Önermeler

Butlan öncesi CHP’nin ve bugün Yeni Parti’nin dış politika perspektifi, ister içeriden ister dışarıdan bakılsın, birkaç bildik önerme ya da mottoya sıkışmış görünüyor: “AB’ye tam üyelik”, “Yurtta sulh, cihanda sulh”, “(maceracılıktan, Ortadoğu bataklığından vs.) “uzak durmak”. Uluslararası hukuka ve kurumlara hürmet ve dünya siyasetine Batı ya da NATO dairesinden bakış da bunlara eklenebilir. Bunlara indirgenemeyebilir, lakin butlan öncesi CHP’nin ve Yeni Parti’nin dış politika perspektifinin içeriden de dışarıdan da esas olarak böyle göründüğüne çok kuvvetli bir itiraz olmasa gerek.

Ortalama vatandaş aklına (artık) yatmasa da, Yeni Parti’yle anılan bu dış politika perspektifi yersiz, anlaşılmaz değil. Söz konusu perspektifi özetleyen mottoların her birinin ardında köklü tarihsel gelişmeler, bu tarihsel gelişmelere verilen makul tepkiler var. Biraz indirgemeci olmak pahasına, “Yurtta sulh, cihanda sulh”, I. Dünya Savaşı’nın galipleriyle Türkiye Cumhuriyeti fikri ve sınırları etrafında bir uzlaşmanın göstergesiydi. Dünyaya Batı ve NATO perspektifinden bakmak İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB’ye karşı Batı güvenlik şemsiyesine dahil edilmenin sonucu, AB’ye üyelik fikri de bilhassa SSCB sonrası küreselleşen dünyada güçlü bir siyasi ve ekonomik cephede yer almak arzusunun çıktısıydı. 

I. Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ni çıkaran yeni statükoya razı gelmenin, bütün bir 19. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’ni sağından ve solundan sıkıştıran Rusya’nın varisi SSCB’ye karşı NATO şemsiyesi altına sığınmanın ve nihayet SSCB sonrası küreselleşme dünyasında oluşan siyasi ve ekonomik sarsıntıları AB üyeliğiyle karşılamayı düşünmenin, oluşan yeni jeopolitik momentlere verilen makul tepkiler olduğuna çok da şüphe olmasa gerek. Ulus-devletler statükosunu pekiştiren II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası hukuka ve kurumlara hürmet etmek de öyle. 

Değişen Dünya

Büyük jeopolitik momentlere verilen makul cevaplardan oluşmakla beraber, bu cevaplara yaslanan türden bir dış politika perspektifinin ortalama vatandaş aklına artık yatmıyor oluşunun sebebini tahmin etmek zor değil: Ortada önceki büyük jeopolitik momentlere verilen cevaplarla karşılanması mümkün görünmeyen yeni bir jeopolitik moment var ve fakat Yeni Parti bu yeni momenti kuşatan bir cevabı da içeren bir dış politika perspektifi geliştirebilmiş değil. 

Kökleri SSCB’nin çöküşüne ve 2003’te Irak’ın işgal edilmesine kadar uzatılabilirse de, Yeni Parti’nin dış politika perspektifinde cevabı oluşturulmamış jeopolitik momentin yakın ya da esas kaynakları malum: 15 sene boyunca bölgeyi kasıp kavuran Arap Baharı, Rusya’nın Ukrayna işgali, Avrupa ve ABD arasındaki NATO çatlağı, uluslararası kurumların ve hukukun etkisizleşmesi, enerji ve ticaret yollarının değişmesi, yenilerinin oluşması vb. Erbabının uzun zamandır etraflıca değerlendirdiği bu yeni jeopolitik momentin manası büyük: Türkiye’nin yakın çevresinde ciddi risk ve fırsatlar aynı anda belirmiş durumda. Türkiye’nin hemen etrafındaki arazinin Rusya ve İran gibi büyük aktörleri eski çapında değil, Baas’tan kurtulan Irak ve Suriye aralarında Türkiye’nin de olduğu birkaç devletin nüfuz sahasına dönmüş halde, İsrail bölgede düzen kurucu aktörlerden biri, Kürtler tarih sahnesine daha güçlü tutunmaya çalışıyor, vs. Başka gelişmelerin de dahil edilebileceği bütün bu hercümerce enerji ve ticaret yolları üzerindeki nüfuz mücadelesinin sertleşmesiyle uluslararası hukukun ve kurumların zayıflaması eşlik ediyor. 

Hülasa, ortada I. ve II. Dünya Savaşları ve SSCB’nin çöküşü sonrasında oluşanlarla kıyaslanabilecek yeni bir jeopolitik moment var. Ortalama vatandaş aklına göre Erdoğan tarafından iyi kötü cevap verilen bir yeni moment. Belli ki, ortalama vatandaş aklı, Erdoğan’ın “Türkiye yüzyılı” hayaliyle “topraklarımızda ameliyat yapılmak isteniyor” korkusunu, savunma sanayine abanmakla Rusya ve ABD arasında sarkaç diplomasisi yapmayı, “sınırlarımızın güneyinde terör devleti kurdurmayız” efelenmesiyle “Türk, Kürt, Arap kardeşliği” hülyasını birleştirmesini, vaziyetin hassasiyetini, durumun karmaşıklığını kavrayan bir cevap olarak görüyor. 

Avrupalı ve Ortadoğulu, Temkinli ve Özgüvenli  

Durum buysa ihtiyaç açık: Yeni Parti’nin söz konusu yeni jeopolitik momenti tanıyıp, kuşattığını gösteren bir dış politika perspektifine ihtiyaç var. Şüphesiz kendi yol ve yordamına da yakışan bir perspektife. Yeni Parti’nin kendi yol ve yordamıyla tezat oluşturmadan yeni jeopolitik momente uygun bir dış politika perspektifi oluşturabilmesinin yolu görebildiğim kadarıyla en az iki konunun idrak edilmesinden geçiyor: 

  1. Yeni Parti’yle anılan bildik dış politika parametrelerine hayat veren jeopolitik momentler tümden geçersizleşmese de ikincilleşmiş durumda. 
  2. Yeni Parti’nin farkına yakışır bir dış politika perspektifi oluşturabilmenin tek yolu biraz millî, biraz Batılı ve biraz temkinli, biraz bulaşmaz olmaktan geçmiyor; biraz millî, biraz Batılı, biraz Ortadoğulu ve biraz temkinli, biraz özgüvenli, biraz müdahil olarak da bu türden bir dış politika perspektifi geliştirilebilir. 

Açıklamaya çalışayım.

Yeni jeopolitik moment Türkiye’nin önüne eskisinden farklı risk ve fırsatlar çıkarmış durumda. İran ve Rusya’nın eski günlerinde olmaması bu ülkelerin geleneksel nüfuz alanlarında siyasi, askeri ve ekonomik boşluklar oluştururken, Irak ve Suriye’de monarşilerin ve Baas’ın çöküşü Türkiye açısından buralarda aynı anda daha etkin olma fırsatını ve Kürtlerin güçlenmesi “riskini” üretiyor. Bölgede yeni enerji ve ticaret rotalarının oluşmaya başlaması ha keza. Yeni rotalar Türkiye’yi ikincilleştirebilecek biçimde de oluşabilir, İran, İsrail ve Kürtleri ikincilleştirebilecek biçimde de. Keza, İsrail’in bölgenin düzen kurucu aktörlerinden biri haline gelmesi ve Fransa ve İngiltere’nin bölgeye dönme yolunda olmaları da Türkiye açısından riskler ve fırsatlar oluşturuyor. 

Bütün bu risk ve fırsatlara toplu bir bakış şuna işaret ediyor: Oluşmakta olan yeni jeopolitik moment Türkiye dış politikasını temkinli olmaktan vazgeçmeden özgüvenli ve müdahil olmaya, millî ve Batılı olmaktan vazgeçmeden bölgesel ve Ortadoğulu olmaya davet ediyor. Oluşan yeni jeopolitik moment milli ve Batılı, temkinli ve bulaşmaz bir dış politika perspektifiyle kuşatılabilecek gibi değil, çünkü bu türden bir dış politika yeni jeopolitik momentle oluşmuş fırsatların heba edilip, risklerin büyümesine yol açabilir. 

Duruma uygun dış politika perspektifi oluşturmak esas mesele olmakla beraber yeni jeopolitik momentin mecbur ediyor göründüğü Ortadoğulu, özgüvenli ve müdahil dış politikaya Yeni Parti farkını aksettirmek de imkansız değil. Yeni jeopolitik momente uygun dış politika perspektifi çatışmasızlık, kapsayıcılık, hukukun üstünlüğü, demokrasi, ekonomik işbirliği, kalkınma, cinsiyet eşitliği gibi ‘demokrat tercihlere’ yaslanan bir bölge vizyonuyla desteklenerek Yeni Parti’ye yaraşır kılınabilir.

Özetle, 2023’ün tekrar etmemesi için kaybedebilir Erdoğan’ı kazanabilir kılan işlerin başında gelen “bölgeye istikamet veren ülke Türkiye” kanaatini destekleyen dış politika perspektifine denk düşen bir perspektif oluşturması gerekiyor Yeni Parti’nin. İçinde bulunduğumuz jeopolitik momente cevap teşkil edip, Yeni Parti farkını aksettiren bir perspektif… 2023’teki gibi bugün de kazanabilir görünen muhalefetin bir kez daha kaybetmemesi için ihtiyaç duyulan “Yeni Parti Türkiye’yi yönetebilir” algısını oluşturabilmenin yolu biraz da bundan geçiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar